|
|
- öğrenciyken paranın öğrenci üzerindeki etkisiyken, çalışma hayatına geçildiğinde zamanın çalışan üzerindeki etkisidir.
öğrenciyken zaman çoktur para yoktur gezemezsiniz.
çalışanken para çoktur zaman yoktur yine gezemezsiniz.
- varlıği dibine kadar yaşayan insanın anlayamayacağı hal.
- var olduğunu bildiğin bir hayat var ama o hayata girebilmek içinde bu kapıyı açabilmek içinde bir kıyafet alman lazım ama yok yok işte nasıl girilebilirki bu hayata bir ekmek için dilenen bir tas corba verilsin die hamallık yapan amelelik yapan o kadar insan varki ve sadece bir gün bile sigara paramızı onlara yollasak belki bi kaşık da olsa corba ikram etmiş olmazmıyız..ben bi sagara daha yakıcam efkar bastı şimdi..
(surat, 16.10.2005 15:14)
- insanoğlunun anlayamadığı sonsuzluk gibi bir kavram, belki de insanoğlunun cehennemidir, cennetinin ise sonsuzluk olduğu düşünülürse ki şeytan insanoğlunu kandırırken sonsuzluğu vadetmişti halbuki allah zaten onlara sonsuzluğu vermişken, doğrusu insanoğlu ne unutkandır.
- hukuki muamelenin hükümsüzlük hallerinden biridir. hukuki işlemin kurucu unsurlarının tamam olmaması halinde, hukuki muamele kurulamaz, yoktur. herkes tarafından ileri sürülebilir ve muamelenin hükümsüzlük kazanması için dava açmaya gerek yoktur. açılmış bir davada ise yokluk durumu varsa hakim, re'sen nazara almak zorundadır.
(subuo, 07.01.2007 21:10)
- geçerli olduğu herşey için mutsuzluk getiren durum. kimi zaman küçük bir omuz silkmeyle acısı geçiştirilir, kimi zamanda bir taş olup insanın göğsüne oturur.. hiç yaşanmasa daha iyidir ama çoğu zaman kişinin elinde olmaz..
- aslında bir çok şey ifade eder insan için yokluk;
gün gelir,birisinin yokluğu hissedilir gözü yaşlı olarak,öyle bir durumda kalır ki insanoğlu çaresizliğin adı olur yokluk,kimi zaman kayıp bir eşya kimi zaman yokluğundan doğan üzüntü dolayısıyla harıl harıl aranan fakat hiç bulunamayacak olan bir damla sevgi.benim için sen,senin için ben,siyah için beyaz ve bütün nesneler için zıtları birer yokluktur aslında.bazen bir anlıktır bazen bir asır.ama sonu hep umuda bakar,öyle değil mi ki en sevdiğimiz birisini bile bulacağımız umudunu hatta hakikatini taşırız içimizde...
yokluk aslında varlıktır,yokluk aslında umuttur,yokluk aslında sen,yokluk aslında ben...
bak söz yine dönüp dolaşıp ben!
- (bkz: öğrencilik)
- (bkz: hayata dair iç burkan detaylar/@1752884)
- yokluğun; odamın duvarlarına astığım, bana ağlayan suretlerim... yokluğun; içimi kanata kanata beni ezip geçen bu acı... yokluğun; gözümden dökülen, içime süzülen bu kanlı mercanlarım... yokluğun; dinmek bilmeyen kalp ağrılarım, uğruna kuruttuğum kırmızı güllerim... yokluğun; her gece kalemime sayıklattığım aşkımız, ayak parmaklarımdan beynime sızan sızımız... yokluğun; adını "sensizlik" koyduğum bu karanlıkta kayboluşum, seni bulma derdindeyken duvarlarına çarpışlarım... yokluğun; her yeni günde hasretinin büyüyen acısının yüzüme tokat misali çarpışı... yokluğun; yüzümün yarısında ağlayan çaresizliğim, içimde yaktığın sönmek bilmez ateşin... yokluğun; sen diye sarıldığım bu kahrolası boşluk, adını her yazışımda elimdeki titremelerde hissettiğim hoşluk... yokluğun; zifir siyahi gecelere attığım pis gülüşlerim, beni mahkum ettiğin bu duvarlarda dirhem dirhem ölüşlerim...
- muzu, pazartesi pazarından yarım kilodan fazla alamayışımızı hatırladım bugün. annemin sakladığı yeri hiç öğrenemeyişimi düşündüm. günde sadece 1 tane –o da tarafımdan- yenen muzların perşembe gününe bitmiş olması ve pazartesiye dek süren sancılı bekleyişlerim… bir tane daha muz yiyebilmek için ağlayışlarım... bir de antep fıstığının yalnızca yılbaşında yenen birşey olduğunu sanışım… yaşanabilecek en büyük lüks, aybaşında (ama her ay değil elbette) efes lokantası’nda yenen iskenderin ardından, uludağ pastanesi’ne gidip 2 porsiyonu 3 kişi paylaşarak yediğimiz supangle üstü dondurma… hatırlamak güzel şey…
(closer, 22.12.2007 19:50 ~ 22.02.2008 02:27)
- (bkz: yokluk fanzini)
- ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme
(bkz: duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun)
- (bkz: bolluk)
(heidi, 11.05.2008 21:09)
- when i was a little child*
bir yokluktu ankara
aprés moi* dull and wild*
town* ne oldu, que sera*?
(bkz: tutunamayanlar)
- ağzına kadar su dolu bardağa taş attığında
taşın kütlesi kadar şu taşar ya bardaktan
öyle çaresiz, boş kaldım ki sen gidince
damla yalnızlık taşırmadan yüzüyorum
yokluğunun sularında.
|