|
|
- hastanelerde sürekli gözlem altında ve nispeten* daha korumalı bir ortamda bulunması gereken hastaların tutulduğu özel servislerdir. genel anestezi ile yapılan hemen her operasyon sonrası belli bir süre yoğun bakımda geçirilir. ayrıca vefat olaylarının en normal karşılandığı servislerdir. terminal dönem hastalarının* girmek için rüşvet vermesi gerekebilen yerlerdir. ing. intensive care unit
- içinden çıkan her hasta yakınının gözyaşlarına boğulduğu kritik ünite.
- personeli kana, irine, bağırıtıya ve iniltiye aşinadır, doğrudur. bu yüzden hastanın biri öldüğünde "5. yatak boşaldı" ya da daha tıbbi olanı, aslında özde pek de farklı olmayanı, yani "ex oldu"yu kullanırlar. ama tüm bunlara rağmen bir çoklarının başından savdığı, en temel yardımı dahi esirgediği anne babasına şefkatle yaklaşıp, altlarını bezlemekten tutun temizliklerine kadar, her türlü ihtiyaclarını gidermekteler. elbette içlerinde yaptığı işi angarya olarak görenleri vardır ama açık ve net söylüyorum: (yarrak gibi adam gibi konuşma pahasına) sevilmeden yapılacak işi değildir (bkz: insan sevdiği işi yapmalıdır). bu yönden takdiri hakediyorlar. ama bunun yanında en samimi duygularıyla hareket etmelerine rağmen bazen 'duyarsızlık' çepeçevre sarabiliyor bu insanları, tıpkı herkesi sardığı gibi. sarmamalı demiyorum. ama yaptıkları işin ehemmiyetine binaen sinir bozucu olabiliyorlar. takdir ettiğim gibi yerden yere de vururum. hiç acımam.
bir de hasta zaviyesi var yoğun bakımların. genel anestezi sonrası müşahede için alınan hastalardan bahsetmiyorum. gerçekten yoğun bir bakıma ihitiyacı olanlar kastettiğim. 2-3 ay ventilatöre bağlı olarak yaşayan, mama adını verdikleri sıvı gıda ile beslenen, her an her dakika toprağa ayağını basma arzusuyla yanıp tutuşan ve hemşire çay içerken ona imrenerek bakan, belki de hayatının son anlarını yaşayan hastalardan bahsediyorum. zor iş; hem onlar için, hem dışarıda gözü yaşlı, ağzından dua dışında bir kelime çıkmayan aileleri için. hani mezarlıklar ibret vericidir derler ya, bir de yoğun bakımları gezin, derim. fazla acı soslu oldu farkındayım ama zerre abartmıyorum. 1 aydır yoğun bakımda olan babasını ziyarete gelmiş bir kadının umutsuzluk kokan bakışlarını gördükten sonra "yaşıyoruz çok şükür dermiş gibi", dememek elde mi? ya da "allahım kimseye muhtaç bırakma" diye dua eden büyüklerimizin duasına katılmamak elde mi? yoğun bir bakıma ihtiyacım var besbelli, belki diri olduğunu sandığım vücudumun değil ama ruhumun ihitiyacı var bundan kelli...
- ''yabancılaşma''nın somut bir hali istense, mutluluğun resmi gibi, onun da resmini sorsalar bakılması gereken ilk yerdir yoğun bakım. doktorlar ve hastalar arasında yabancılaşma dillere destandır zaten. ama buradaki hastalar artık tamamen insan formundan çıkmış gibidir. onlar birer cansız varlıktır. nazogastrik sondayla beslenen, foley sondayla boşaltılan, monitör sayesinde tepkileri, durumları anlaşılan tuhaf makinalardır onlar artık. hal böyle olunca ister anestezist olsun, ister hemşire, ister hasta bakıcı; hepsi işlerini düzgün yapmak için bu hale gelmiştir. onların işini düzgün yapmama gibi bir lüksleri yok çünkü. hasta yakınları içinse durum daha karışık. en son sapasağlam gördüğünüz yakınınız, davul gibi şişmiş, ölüm morlukları oluşmuş, çırılçıplak yatıyor olabilir karşınızda. ya da o al yanaklı yakınınız şimdi tanınmayacak şekilde ''erimiş''tir. nasıl yabancılaşmaz ki insan, nasıl sorgulamaz hal böyle olunca?
tuhaf bir yer kısacası. her koyunun kendi bacağından asıldığı, bir nevi kabir. umut var sadece farklı olarak.
|