|
|
- starbucks'a gidecekler/gitmeyi düşünenler için nacizane bir kaç öneri.
1)- converse'siz mümkün olduğunca girmemeye çalışınız.
2)- ürünlerin adını doğru söyleyin, aksi taktirde satış elemanından fırça yiyebilirsiniz.
3)- saçınıza şekil verin. aksi taktirde "bu da kim" kisvesi altında sikermişcesine bakışlara mağruz kalabilirsiniz.
4)- kılık kıyafetinize özen göstermeye gayret ediniz. kıraathane değil orası.
tüm bunların ardından artık siz de bir starfucks ay pardon starbucks müşterisisiniz. have fun !
- yeni başlayanların hiçbir zorlukla ya da sıkıntı ile karşılaşmayacağı yerdir.
öncelikle ürün isimleri farklıdır, okumakta ya da ne nedir kısmında kafanız karışabilir ama her zaman kasanın arkasında duvarda bir liste vardır oradan ağız tadınıza göre bir şeyler rahatlıkla seçebilirsiniz. oradan da bir şey anlamadıysanız siparişinizi alan kişiye rahatlıkla nasıl bir şey istediğinizi söyleyebilirsiniz size yardımcı olacaktır. zaten işi bu.
fiyatları eğer herhangi bir cafe ile karşılaştırma yoluna gidirseniz hata yaparsınız pahalı gelebilir. ama emin olun normal sayılabilicek fiyatlardır.
sigara içilen bölümlerinde yer bulmakta zorlanabilirsiniz. genelde kalyabalık olur ama havalar soğumaya başladığından rahat olun.
kılık kıyafet, hal ve hareketlerinize herhangi bi yerde nasılsanız öyle davranmaya özen gösterin...
ayrıntılı bilgi için;
http://www.starbucks.com.tr/
- kredi kartı kullanın. nakit para görünce kasiyer şapşallıyor.
- sadece içerideki kendini karı, kız vs.. zanneden yaşam formlarına hiç bakmayın hatta hiç bir yere bakmayın bence bu da yeter.
çünkü bi kaç tanesi sesini sizin duyacağınız şekilde yükselterek "ayh burası da bozduooo" filan diyolar. sonra siz onların masalarına gidip onlarla muhatap olmak zorunda kalıyorsunuz.
- dışarıda oturanlara fıstık atmayın. ayıp.
- sömürüldüğünüzü anlamayın. afrika'da üç paraya çalıştırılan kölelerin ürettiği kahveye siz de dünyanın en önemli şeyiymiş gibi milyonlar akıtın. bu gerçeği yüzünüze vuran olursa "ayh, sıtarbaks'ta kırolar yok. ayh, evde yapılan kahveye benzemiyor." diyin. evet yapın bunu.
- adınız benimki gibi 1 kerede anlaşılması imkansızsa
sözlemeyin atın fatma felan diyin
daha iyisi gerek yok başlamayın ayrıca,
starbucksa başlanmaz gidilir.
- itiraf etmeliyim ki ben ilk başlarken* kahveyi aldım ve masaya oturdum. masada şeker yoktu! vay anasını dedim. ve gözümde büyütülmüş starbucks kültüründen dolayı da ortalıkta aylak aylak gezinip şeker arayıp sorma gafletinde bulunmak da istemedim. sonuçta orası herkesin takılamayacağı, parası olsa bile girmesinin zor olduğu bir yerdi. bir tarzı vardı ve herkes ayak uyduramazdı. üstelik onlar çok kötü insanlardı, para kazanmak için insanlara kölelik yaptırıp (ticaret diye bir şey vardır, sen üreticiye para teklif edersin, o da sana, sonra pazarlık olur, anlaşma sağlanırsa yapılır alışveriş, heryerde böyledir bu, kimse kimsenin malına zorla el koymaz, ayrıca hiçbir alıcı da teklif ettiği parayı kendi kendine yükseltmez. şunu da eklemeliyim ki etin kilosu kasapta x ytl iken biz neden lokantada aynı etin 100 gramına x ytl veriyoruz? evet bunu da merak etmedim değil, sanırım biz enayiyiz, sanırım biz emperyalistiz, sanırım biz amerikan köleleri, köpekleriyiz, yoksa niye o kadar para verelim?) mallarını zorla alıyorlardı. belki şeker falan sorup mekanın havasını bozduğum için buharla süt ısıtma makinesinin başlığını götüme sokabilirlerdi, çok korktum ve kahveyi şekersiz içtim. belki de doğrusu öyleydi, belki orda her şey şekersiz tüketiliyordu. ne de olsa orası normal insanlar için değildi ve şeker istersem beni aralarında görmek istemeyebilirlerdi.
bi dahaki gidişimde şekerin ve çubukların yerini öğrendim, kahveyi aldığım kısmın çok yakını oluyor genelde. sonra da gittikçe anladım sözlükte veya diğer platformlardaki starbucks düşmanlığı yapanların bir şey bilmeden sikko sikko atıp tuttuğunu. starbucks ı kimse sevmek zorunda değildir, starbucks iyidir de demiyorum, çünkü bilmiyorum. patronları neler yapıyor, benim paramla ne yapıyorlar bilmiyorum? ama ticaretin bir diğer altın kuralı, istediğin bir şeyi alır, parasını verirsin. onlar da bana hiç sormadı çünkü bu kahveyi ne yapacaksın diye, çünkü alacakları cevabın "götüme sokacağım" olduğunu biliyorlardı, o yüzden ben de onlara sormuyorum paramla ne yapacaklarını, çünkü biliyorum, götlerine sokacaklar tabii ki...
parayla ne yapılır ki? orada çalışanların da ayda götüne iki sefer 20lik banknot sokmak yeterli oluyor zaten, öyle ekstradan para istemiyorlar. daha fazla uzatmaya gerek yok, bilmeden sallamanın gereği olmadığı gibi.
- başlamayın. (cüzdan ve buna paralel olarak kalp sağlığınız için)
kahve ortamına illa girmek istiyorsanız en yakın kahve dünyasının nerede olduğunu öğrenin.
- sırf oraya gitmeyi reddettiği için çok özel ve çok asi olduğunu sanan ve bununla gurur duyup milleti aşağılamaya çalışan insanların sürekli laf soktuğu en popüler yerlerden biridir. fiyatı ortalamadan yüksek herhangi bir kahve ve yan ürünlerin satıldığı bir yerden farkı yoktur. gidip gitmemek de haliyle kişinin tercihidir, başkasının değil. herkes de böyle yapıyor genelde, hususi bir mevzu yok anlayacağınız.
oturduğunuz her mekanda "ay ne iğrenççç" diyebileceğiniz insanlar olabilir ama merak ettiğim nokta, bu iğrenç dediğiniz insanları yok saymayı başarmak gerçekten çok mu zor? yoksa siz sürekli yan masadakilerin ne dediğini ve ne yaptıklarını mı gözlüyorsunuz? eğer sizi bir kişi ya da kişiler gerçekten rahatsız ediyorsa, onları düzgün bir üslupla uyarırsınız olur biter, iş uzarsa görevliye haber verirsiniz vesaire vesaire. bu tür muhabbetler "sol frame'de tematik var iğrenç, küfürlü başlık var iğrenç, siyasi tartışmalar var iğrenç, x iğrenç, y iğrenç; görmek istemiyorum bunları, görürsem burası da iğrenç" sayıklamalarını andırıyor.
- hiç başlamamak en mantıklısıdır. hayatında toplasan 3-4 sefer starbucks'a gitmiş biri olarak bunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim.
bak kronolojik olarak şöyle oldu; ibret olsun sana da!
1-) 2 kasım 2002: bir halı saha maçından sonra, rakip takımda bulunan elemanlardan biri geldi, "aga ben hede starbucks'ın müdürüyüm, ne zaman isterseniz gelin sizi ağırlarım" dedi, "la sıtarbaks da ne olaki" minvalindeki düşüncelerden süratle sıyrılıp "beleş bomba olsun içimde patlasın" düsturunu kendimize rehber edindik, "ehehehe, ne demek abi ya, yarın yanındayız" dedik, hakkaten de gittik.
lakin yanımıza yeterli miktarda para almamamız [o zamanlar öğrenci olmamız da etkili tabi] ve elemanın o gün izinli olması, neşe ile başlayan günün hüsranla sonuçlanmasının katalizörü idi.. ne acıklı değil mi?
2-) 3 mart 2006: cevahir alışveriş merkezinde kaybolmama mücadelesi veriyoruz arkadaşlarla. herkes ayrı bi sövüyor bu kadar büyük alışveriş merkezi yapan zihniyete. öyle ki; içeriye 14 kişi olarak girip 3 kişi kalıyoruz bi ara. hemen hemen her katta bi fire veriyoruz. derken aklımıza harika bi fikir geliyor, hemen önümüzdeki starbucks'a girip elemanları oraya çağırıyoruz, kimse sorsalar gösterir ne de olsa. yoksa "bah şindi o büyük televizyonlar olan mağazanın yanından sola dönüp kendini aşağı doğru kaptırdın nıydı yanımıza çıkıyon" tarifi ile bulunacak gibi değil.
lakin içeri girmemizle "yavruya bak lan" nidamız aynı anda ve biraz ayarsız çıkıyor ağızlarımızdan. 5 dakika sonra mağazada bir tek biz kalıyoruz, o eşşiz krema kokusu ile başbaşa. bi de istediğimiz içeceğin adını söyleyebildiğimizde tam olacak diyor, bi dahaki buluşmada daha tecrübeli olacağımızın güven ve rahatlığı ile terk ediyoruz mekanı.
3-) 27 temmuz 2008: metallica konseri var o gün. sabahın görmeyen saatinde mecidiyeköy'ün yolunu tutuyoruz. lan nerde oturalım diye düşünürken murat muhallebicisinde karar kılıyoruz. saatlerce oturuyoruz. çay kahve içmekten bi ara kendimiz üretir oluyoruz bu maddeleri ama yılmıyoruz, zira stada girmek isteyen kalabalıkta zerre azalma olmuyor, boş yere kuyrukta beklemek istemiyor kimse. bi ara bi telefon geliyor arkadaştan, "lan nerdesin biz hede ile starbucks'ın önündeyiz" diyor. "bekle lan keranecei eheheh" diyor hemen gidiyorum starbucks'ın önüne. çok pis metalciyiz o gün ailecek, içeridekiler bi garip bakıyor. "alayına gider ulan" bakışı var bizim suratlarda, her bakana karşılık veriyoruz seri bi şekilde. bi zaman sonra bize bakan kimse kalmıyor, herkes kendi dünyasına dönüyor. aramızda 3 cm var o garip dünya ile. paspal kılıklı müzikseverler ve laptop'ını açmış, gündemdeki gelişmeleri frappacino'su eşliğinde takip eden bi garip kitle.
o zaman karar veriyorum, biz ayrı dünyaların zamazingolarıymışız diyorum. neyime la benim starbucks? ismini bile telaffuz edemediğim abidik içecekler, herkeste bi laptop, amcık bi muhabbet... bu ne lan?
diyorum, ve iki kere kapısından döndüğüm nefis bi starbucks lover olma hakkımdan kendi kendime feragat ediyorum.. bu pis alışkanlıktan soyutluyorum kendimi.
ehehehehe. siz de deneyin bak, faideli bi şey temelinde.
- 1) saçma sapan sebeplerden dolayı bok atanları, hakkında desteksiz sallayanları dinlemeyin.
2) starbucks'a her gideni ortam yapmaya gidiyor sanmayın.
3) somut bir argümanı olmadan "starbucks böyle, starfucks şöyle, ıyy tikiler" gibisinden zırvalıklar ortaya atanları kaale almayın. kendi çöplüklerinde ötsünler.
4) harf oyunlu cin espriler yapıp komik olduğunu sananları dikkate almayın.
5) başkalarını eleştirip adam olduğunu sanan gerizekalılar ile muhatap olmayın.
6) kimseyi dinlemeyin, gidin mis gibi kahvenizi için. emperyalizmin köpeği olun. (dikkat, ironi var. bazı beyni olmayanlar haliyle anlayamıyor.)
7) "starbucks'u şu özelliğinden dolayı sevmiyorum, gloria'da şu şöyle olduğu için daha güzel" gibisinden konuşabilenleri dinleyebilirsiniz. nihayetinde "starbucks mı? ıyy" gibisinden sığ tepkiler vermiyorlar.
8) ikinci kez yazmakta fayda görüyorum: starbucks'ı eleştirip adam olduğunu sananları dikkate almayın.
9) bir önceki maddeyi tekrar okuyun.
10) bir önceki maddeyi bir kez daha okuyun.
- starbucks (is) for dummies şeklinde ingilizceye çevrilebilecek başlıktır.
bünyesinde türkiye'de en çok tüketilen iki içecek olan demli rize çayı ve asitli amerikan kolasını bulundurmayan starbucks'ın nasıl olupta her evin oturma odasında dükkan açabildiğini kafasına takmayanlar starbucks'a rahatlıkla başlayabilir. (saymaya, sövmeye, sevmeye)
- starbucks'ın bir ciks mekanı olduğu fikrini kafanızdan çıkarın (yok öyle birşey) ve gidip afiyetle kahvenizi için.
- yeni başlayanlar için migros, yeni başlayanlar için mehmet ağa'nın esnaf lokantası gibi tavsiyeler demeti sunmak ne kadar manasızsa aynısını starbucks için yapmak da öyledir. zira starbucks'taki insanlar orada ekilip yetiştirilmiyor, onlara karşı önlem almak abesle iştigaldir. aynı insanlarla sokakta yürürken karşılaşmak da mümkündür. genellikle tek bir kural vardır sosyal karşılaşmalarda. siz onlara dokunmazsanız onlar da size dokunmazlar. ha dokundular mı? o zaman o insanları hakir gördüğünüze göre (artık tiki, ciks, yuppie her neyseler) dokunmalarının da koymaması lazım.
fiyatlarına gelirsek salaş olmayan mekanlardan bir farkı yoktur ama tabii bu taleplerinizle de ilgili olabilir. takriben iki fincandan daha fazla olan kahveye 4,5 ytl (yazıyla dört buçuk. olmadı mı? dört lira elli kuruş o zaman) ödemek bir tarafıma girmedi hiçbir zaman ve yine her zaman için gidip bir yerde nescafe'ye 2-3 ytl vermekten daha mantıklı geldi. ama tabii köpüklü kremalı olsun, fazladan şunu olsun bunu olsun derseniz size ne kadara patlar starbucks bilemiyorum. akşam saati 1 ytl'ye içtiğim, sabahtan beri kaynadığı her halinden belli olan pek çoklarının deyimiyle sikindirik olarak nitelendirilebilecek çay bana daha çok patlıyor, o kesin.
not: kahveleri iyidir ama illa tavsiye isterseniz soğuklardan uzak durmaya çalışın zira buzları kırmıyorlar, buzdağcıkları oluyor içeceğinizin içinde. sakinlik açısından da alternatifi azdır; muzaka kaysa da arada, yok hande yener yok demek akalın yok artık her kimseyle beyninizi yormaz starbucksta oturmak.(nienna, 25.09.2008 22:12 ~ 22:13)
|