geçmişte verilmiş, etkisi hala devam eden ayarlardır.
bir tanesi şöyle;
meşhur metin-ali-feyyaz döneminde şampiyonluğa oynayan beşiktaşın mutlak kazanması gereken bir maç, rakip bir anadolu takımı sanırım. maç başlıyor, beşiktaş maçın başlarında iki nizami gol atıyor fakat hakem bu golleri geçersiz sayıyor. daha sonra rakip takım bir gol atıyor. beşiktaştan metin topu santraya dikiyor ama oyuna başlamıyor. hakem şaşırıp hadi olum başlasana deyince metin, beşiktaş yarı sahasında duran hakeme 'hocam kendi sahana geç de başlıyayım' diyor.
divan şairlerinden fuzuli ile ruhi güzel manzaralı bir mekanda dolaşıyorlarmış. manzaranın en güzel yerinde sıska, çelimsiz bir sokak köpeği görmüşler. ruhi durumdan istifade edip:
- bu köpek bu manzaradafuzuli, demiş.
fuzuli de bekletmeden:
-o zaman vurayım tekmeyi de çıksın kıçından ruhi..
kimya dersinde sınav öncesi yapılan ek derste asistan genel bir özet geçmektedir fakat bir bayan arkadaş otu boku anlamamakta ısrar etmektedir. çok basit detayları bile afedersin ben burayı anlamadım diyerek asistanı çıldırtmıştır ve sonunda;
-pardon ee bu tepkimenin enerjisi neden yavaş adıma göre belirleniyo ben anlamadım.
+bak şimdi benim bu sınıfta bir ders anlatma performansım var. bu performansın hızını kim belirler? en yavaş anlayan kişi belirler (malum bayanı kastederek) (bütün sınıf kopar)
-bu biraz ağır oldu ama
+iyi işte bi daha hiç unutmazsın...
yeni bir ilişkiye başlamış ama aklı arkadaş grubundan bir diğer kızda kalmış elemanla kızın arasında geçen diyalog:
-.. ya şimdi, yanlış anlama da, senin gibi bi kız olsa bu sorunları yaşamazdık onunla, anlatabiliyo muyum, demem o ki..
- anladım, bi söz vardır bilir misin "önce önündekini ye" derler?
- +&%%%%'!!))
iş eğitiminde alınan çeşitli etmenleri bünyesinde barındıran ayar türleri en çok zorlayanlarıdır. okul,eş dost,ana baba ayarı, sözlükten gelecek ayar bile bir yere kadar tolere edilibilir ama işin ucunda iş ve aş olunca daha bir zorlar insanı
uçakta bir yolcunun muazzez ersoy'a verdiği ayardır. muazzez ersoy uçaktadır ve tam önündeki koltukta bebekli bir bayan vardır. basınç etkisiyle malumdur ki bebek fazlaca ağlamakta, gürültü yapmaktadır. muazzez hanım bu durumdan şikayetçi, oflayıp puflar ve iki bayan arasında şu diyalog yaşanır:
muazzez ersoy: aaa yeter artık , tüm yol boyunca sizin çocuğunuzu dinlemek zorunda mıyım?
bebekli bayan : biz de istemediğimiz halde heryerde sizi dinlemek zorunda kalıyoruz.
sokrates ile şehrin zenginlerinden birisi dar bir sokakta karşılaşır. birinin geçmesi için diğerinin yol vermesi gerekir.
zengin kişi 'ben basit , küçük , sefil birisinin yolundan çekilmem' deyince sokrates,
'ben çekilirim' deyip yol verir..
necip fazıl'ın islami görüşü benimsediğini duyan arkadaşları, üstad'a geçmişinde çok farklı olduğunu, eski yaşamıyla şimdiki durumunun uyuşmadığını söylerler. necip fazıl buna karşılık şu cevabı verir:
'geçmişle ilgilenmiyorum, çünkü geçmişim benim için çöp gibidir, çöpü de ancak kedi köpekler karıştırır'.
bilindiği üzere hatay t.c.'ye 1939 yılında atatürk'ün ölümünün ardından dahil olmuştur.. ve 1.dünya savaşı ve sonrasında işgalci güçlerin nüfuz bölgelerinden bir tanesi durumundadır. t.c.'ye katılana değin de bağımsız bir cumhuriyet halindedir..
günlerden birgün italyan büyükelçisi atatürk ile görüşmek ister ve huzura kabul edilir. o zamanın muhtelif ekonomik-siyasi konuları hakkında konuşulduktan sonra, büyükelçi "ekselans, dün roma(mussolini) ile yapmış oldugum bir görüşmede hükümetimizin hatay'ı almak istediği kararını size iletmem söylendi" der..
odada buz gibi bir hava eser. atatürk, büyükelçiye birşeyler daha ikram eder ve iki dakikalığına odadan ayrılır. döndüğünde ayağında çizmeleri, üzerinde mareşal üniforması, belinde tabancası vardır. doğruca masasına gider, manyetolu telefondan mareşal fevzi çakmak'ın bağlanmasını ister ve çakmak'a: " paşam, italyan dostlarımız hatay'a gelmek istiyorlarmış. hazır mıyız" der. fevzi çakmak durumu anlar ve "biz hazırız paşam" diye yanıtlar...atatürk büyükelçiye döner ve: "biz hazırmışız.. hükümetinize söyleyin, isterlerse gelip hatay'ı alabilirler" der..
- bu kanlı terör olayını gerçekleştiren kişilerle aynı dine mensup olmak nasıl bir duygu ?
+ adolf hitlerle aynı dine mensup olmak nasıl bir duyguysa aynen öyle..
hitchcock: azizim, ne bu bir deri bir kemik. bu hâlinizi gören de ülkede kıtlık var sanır.
shaw da durur mu, afacan, "sizi gören de kıtlığın sebebini anlar" diye yanıtlar.
(daha iyi anlamanız için, işte o adam: (görsel: alfred hitchcock)
evet gençler, bernard shaw'ın hayatı ve lafları'nın bir bölümünün daha sonuna geldik. (not: bu vecizleri açık havada, evde, okulda denemeyin)
nasrettin hoca bir gün yağmura yakalanmış. hocanın ıslanmamak için koştuğunu gören kurnaz bir köylü ise hocaya "hocam allah'ın rahmetinden kaçılır mı?" diye sormuş. hazır cevaplılığı ile bilinen hoca bu lafın altında kalır mı;
"ben allah'ın rahmetinden kaçmıyorum ki, allah'ın rahmetine basmamak için kaçıyorum!"