ulus devlet   

adana çık aradan

  1. avrupa'daki iki öncü devlet olan ingiltere ve fransa'nın yüzyıllar boyunca avrupa'daki diğer devletleri kontrol altında tutma dertlerinden dolayı ulaştıkları en son devlet biçimidir.

    peki öncesinde nedir?

    avrupa devletlerinde tarihi süreç içerisinde iki türlü devlet görülmüş ve bu iki devlet türü arasında gerek kutup gerekse ara özellik gösteren devletler ortaya çıkmıştır. bu iki türlü devlet şekli:
    1: yaptırım devleti
    2: sermaye devleti

    ulus devlet ise bu iki devlet türünün tek bir egemen merkezi yönetim tarafından düzenli olarak söz konusu devletin menfaatlerine uygun ölçülerde karıştırılıp, istenen şekil ve zamanlamalarda uygulanmasıdır. yani basit ve görünen tanımıyla ortak kültüre sahip ve muhtemelen aynı ırka mensup insanların kurduğu devlet değildir. en azından esasında o değildir.

    avrupa devletlerinin eski hali ile bizim osmanlı arasında en ufak bir alaka yoktur. hatta adamlar bunu algılayamadıkları için bizi kendilerine uygun bir biçimde adlandırmaya çalışmışlar ve günümüz sosyalist avrupa tarihçileri (charles tilly gibi) osmanlı'yı "pek anlaşılamayan karma bir sermayeci-yaptırım imparatorluğu" şeklined açıklamaya çalışmışlardır.



    peki adamların yapısı ne idi ki bu duruma geldiler?

    öncelikle avrupa zaten son iki yüzyıl içerisinde tam devletler yönetimine ulaştı. yoksa ondan önce sadece şehir-devletlerden oluşuyordu. yaptırım araçlarını elinde tutabilenler (krallar, şovalyeler, kilisiye bağlı birlikler vs) bu şehir-devletleri üzerinde egemenlik kuruyor ve başka bir "güçlü" varlık gelene kadar buna devam ediyordu.

    şehir-devletler dediğimiz birimler tam olarak bildiğimiz toprağa bağlı köleliklerdi, yani derebeylikler ve büyükleri. adamın toprağı var, emrinde adamları var ve bölge halkını çalıştırıyor. eğer coğrafi konum da izin veriyorsa ticaret yapıyor ve ticaret yapılmasına imkan sağlıyordu. yani tam olarak sermaye birikimi ve yoğunlaşması sağlanan yerlerdi.
    bazı şehir-devletler ise tamamen yaptırımla oluşurdu ama ömürleri kısa olurdu. örneğin polonya, romanya ve macaristan bölgelerinde varlıklarını gösteren töton şovalyeleri gibi. bunlar hem asker hem de hristiyanlık açısından kutsal kişilerdi. bulundukları yerde hüküm sürüyor ve vergi alıyorlardı. ancak sermayeleri (yani yaşamaya ve üretmeye yetecek maddi varlıkları) olmadığı için ya şehir-devleti yıkıyorlar, satıyorlar ya da daha üst egemen bir yaptırım sahibi zümreye alt öğe olarak katılıyordu.

    krallar işte bu şehir-devletleri yönetiyorlar. bir paragraf üstte dediğim gibi sermaye açısından onlara muhtaçlar, bir yandan da kontrol altında tutmak için yaptırım kullanıyorlar. bunu yaparken o dönemin şartlarıyla iki şansı var. ya gerçekten sırf yaptırım kullanacaksın ya da sermaye odaklı bir yönetimle devam edeceksin.

    örneğin macaristan tam bir yaptırım devleti iken, hollanda cumhuriyeti ise günümüz kapitalizminin temellerinin atıldığı en tipik sermaye devleti örneği olmuştur.

    bu arada, bütün bu işleri yapan halktan bahsedilmez, çünkü onları adamdan saymıyorlar! zaten sosyalizm ve komünizm gibi fikirlerin çıkış kaynağı da bunlardır. adamlar yüzyıllarca sadece bir takım toprak efendilerine ve sermayeci güç odaklarına kölelik ettiler ve karşılığında ezildiler. bu yüzden "ezilenler, işçiler haklarını bulacak" gazıyla haklı olarak adamlar isyan etti ve karl marxlar doğdu.

    bunun sebebi neydi? yani neden bu şekilde yönetim oldu? en başından da dediğim gibi osmanlı ile alakaları yok. osmanlı'dan böyle fikirler çıkmadı. çıkamazdı. daha doğrusu çıkmasına gerek yoktu. osmanlı'da günümüz sosyalistlerinin ve isveç devletinin sıkı sıkıya savunduğu bir yönetim şekli vardı o da "ne öldürür ne güldürür" prensibine uygun bir para kazanma sisteminin kurulmasıydı. bundan dolayı osmanlı'da uçurumlar yoktu. sadece doğrudan saraya bağlı ve kilit devlet işlerini yürütmekle yükümlü olan insanların ellerinde sadece görev süreleri boyunca yüklü miktarda sermaye bulunurdu. bunun dışında tebanın parası neredeyse eşit konumdaydı. yani neredeyse komünist bir maaş sistemi hakimdi. ayrıca halkın, adı ister din olsun isterse başka bir şey; elinde ahlak ve insanlık vardı. bundan dolayı eline fırsat geçse de genel olarak değerlendirilmezdi.

    ama avrupa'da bunlar olmadığı için halkın ezilmesinde bir sakınca yoktu. önemli olan madenden ne pahasına olursa olsun o kömürün çıkarılması ve gerekli yerlere gönderilmesiydi örneğin. bu sırada işçilerin sağlığı, geçimi vs hiç bir şey önemli değildi. ölsün, gebersin.. çocuğu var, borçlarını ödesin ve hatta babasının yerine geçsin. (bkz: germinal)
    insanlar arasında uçurum ortaya çıktı.

    işte ingiltere ve fransa adını verdiğimiz günümüz ulus devletleri o zaman adları ingiltere ve fransa olmasına rağmen ulus devlet değildiler. kralın yönettiği ve paris-londra merkezli sermaye-yaptırım karışımı kurnaz şehir devletleri kompleksleri idiler. bu isyan tehlikesini, komünist oluşumu ve insanların bir gün hakkını arayacağını düşünen bu iki devlet halkı kendine bağlamak ve hatta şehir-devlet kavramını bile yokedip bütün sistemi tek bir merkeze bağlamak için ulusallaşmaya başladılar. ayrıca uluslaşmak ve merkezileşmek savaş alanında da önemliydi. fransa, cenova'ya savaş açacağı zaman kral bilmem kaçıncı luis'in güney fransa'daki derebeyleri ile iyi geçinmesi gerekiyordu yoksa savaşı kaybederdi.

    işte bu savaş sırasında muhtaç olma durumu ve halkın merkeze mutlak olarak "bir şekilde" bağımlı olmasını sağlamak için önce merkezileşme çalışmaları başlattılar. ne gibi çalışmalardı? ingiltere önce londra'da sonra da oxford gibi diğer büyük şehirlere önce saraya yakın isimleri vali olarak atadı. ardından eskileri "bir şekilde" ortadan kaldırdı. doğrudan krala bağlı "royal" mahkemeler kuruldu. royal kelimesi ile başlayan kurumlar zinciri başladı. royal knights, royal courts, royal schools, royal jails, royal .... gibi. doğrudan krala bağlı polis teşkilatları kuruldu. yerel derebeylerin adamları ya kalıcı kadrolara alındı ya da yok edildi. güç zaman içerisinde arttı ve sonunda derebeylerden (yani soylulardan) kurtulundu. bütün topraklar, askerler, sermaye ve şehirler kralın oldu. artık ingiltere tek bir devlete dönüştü. aynısını fransa da yaptı. bütün bir yaptırım ve sermaye gücünü elinde bulunduran ingiltere bu sayede sanayi devrimine geçti. ancak halen halkın ihtiyaçları yeterince karşılanmadığı için yani mal olarak görüldükleri için bu yeterli olmadı ve ulus devlet kavramına adım atıldı. ingilizlik öne çıktı. ingilizliği sevmek öne çıktı. ingilizlere has simgeler vurgulandı ve halka indirildi. kırmızı urbalılar, çay saatleri vs. kültürle bağlandılar.

    bunu fransa çok iyi beceremediği için fransız ihtilali yaşandı. avrupa'nın kalanı zaten ezilmekteydi. ingiltere haricindeki devletlerde, halkın devlete düşman olması ve komünist fikrin ortaya çıkması hem kaçınılmaz hem de haklı olarak gerekliydi de.

    bu yüzden mesela avrupa'da herhangi bir vatandaşın devletli olmaya karşı çıkmasını, yani anarşist olmasını çok iyi anlarım ve tarihi sebeplerle hak verebilirim. adamların canı çıkmış. bir tek ingiltere ulus devlet olarak bu işin içinden sıyrılmış ve diğerleri de sonraları bunu taklit etmiş. dünyaya yayılmış. bu kaçınılmaz oluyor tabii. ayrıca hollanda da tam bir kapitalist cumhuriyet olarak apayrı bir düzen kurduğu için ne ulus devlet yoluna gitmiş ne de komünizm ile karşı karşıya kalmıştır.

    yani ulus devlet mantığı o dönemde devletlerin sadece halkı "idare etmek" için kullandığı bir yöntem olarak ortaya çıkmıştır.

    önceden şehirleri bağlayıp ulus kavramı altında devletleştirdiler. şimdi de devletleri de bağlayıp küreselleşmeye çalışıyorlar. kısacası yine aynı kurnaz devletler geleceğe yatırım yaparak biz de dahil olmak üzere dünya devleti kurmaya çalışıyorlar. buyurun size bir zorbalık daha...


    buradan iki sonuç çıkarabiliriz:
    1: ulus devlet, milli devlet kavramını her ne kadar gayet benimsemiş olsak da bu bile, avrupa'nın menfaatleri gereği uygulamak durumunda kaldığı ve aslında avrupa'da yönetenlerin de pek inanmadığı bir ithal devlet şeklidir. altında kapitalist anlayışa sahip ve insanların uçurumlarla farklı maddi durumlarda kalabileceği bir sermaye yönetimi yatar. milli devlet kavramının sadece milli kısmı bize uyar ama osmanlı'da uygulanan "ne öldürür ne güldürür" sistemini uygulayan tek devlet olan isveç bugün en müreffeh ülkelerin derece yapmışıdır. yani vatandaşları arasında genel olarak uçurumlar yoktur. evet gülerler ama sebebi "diğer vatandaşlardan" daha yüksek gelirli olmaktan değil, neredeyse eşit bir şekilde yüksek bir standarda sahip olmalarından kaynaklanır. kısacası bir madem bir osmanlı => türkiye değişimi yaşamak zorundaydık, o zaman bunu (en azından atatürk'ten sonra) kendimize uygun bir şekilde mantıklı olarak gerçekleştirseydik. aslında muhtmelen atatürk'ün kafasında da bu vardı çünkü devletçi bir yaklaşımla ülke yönetiliyordu. muhtemelen kafasında günümüz isveç'i ya da (osmanlı yönetim şekli + sadece türklük) biçiminde bir devlet vardı.

    2: türkiye bünyesinde herhangi bir insanın komünist olması saçmadır. çünkü hali hazırda biz hiç bir şekilde avrupa'nın yaşadığı tecrübeleri yaşamadık. kimseyi mal gibi kullanıp sermaye uşağı yapmadık, kimseyi padişah ve derebeyi arasında önemsiz köle olarak görmedik. adamlar sırf maddi kaygılar ve halk adı verilen köle grubunu kontrol altında tutmak için ulus devlete dönüştüler. ama yine halklarını köle gibi kullanmakta ama adına liberalizm ve kapitalizm demektedirler. halbuki bizde zaten böyle bir anlayış yoktur ve tarihte uygulama bulmamıştır. bu bağlamda sıradan bir türk'ün devletine karşı olması mantıksızdır, anarşistliğe veya komünizme yönelmesi abuk olur. çünkü bu saygı duyulası ilkelerin hedef düşmanları arasında bizimle ilgili bir durum söz konusu değildir. ama şu söylenebilir; günümüzde büyük bir kapitalizm ve küreselleşme söz konusu olduğu için bu düzen dönüşmeye karşı olunabilir. ama bu kimseyi komünist yapmaz. yoksa ben de kendi dilimle ve üslubumla bir şekilde "yankee go home" demekte ve buna uygun uygulamalarda bulunmaktayım.

    peki biz ise devlet anlayışı ve türk olma üzerine kurulmuş bir ülkeyiz. zaten eskiden de öyleydik; devlet anlayışı taşıyan bir milletiz. hanedan ve tebaanın önemli bir kısmı türktü. osmanlı'dan öncekilere ise zaten laf yok. ama günümüz ulus devletlerine benzemiyorlardı. hatta aslında ulus devlet tam bir saçmalıktır diyeceğim neredeyse. bunun açıklanması için koca koca kitaplar yazmak ve derin bir araştırma gerek. öyle höp diye "lan bu ulus devlet karşıtı, lan bu herif ne anlamadım şimdi. hem faşo gibi laflar ediyor hem de arada komünist fikirler atıyor ne menem anlamadım" sonuçlarına varmak yanlış olur. bırakın bir ismim olmasın.

    not: sırf sözlük için uğraştım ve o kadar uzun sürede düşünerek yazdım ki ilk paragraflarda ne söylediğimi unuttum. şikayette bulunana savunma yapabilmem için bu sıkıcı yazıyı defalarca okumam lazım.
    bu yüzden yaptığım hatalar için özür dilerim ve lütfen yapıcı olunuz.
    (hell guardian, 20.07.2007 01:30 ~ 02:55)
... toplu gösterim ...