|
|
- (bir mühendisin dünyası) james l. adams tarafından yazılan tübitak popüler bilim kitaplarından biridir.
http://kitap.tubitak.gov.tr/...
- bu kitabı mühendislik eğitimime başlamadan önce ve de geçenlerde olmak üzere iki kez okudum. mühendislik eğitimiyle geçirdiğim yılların mühendislik süreçlerine bakış açımda ne gibi değişiklikler yarattığını görme imkanını keskin biçimde yakalamama yardımcı olduğu için gözümde yeri çok önemlidir.
kitap, mühendislikle uzaktan veya yakından ilişkiye girmiş tüm insanlara hitap ederken diliyle hem mühendis olanları hem de bu teknik dilden haberdar olmayan mühendislik dünyası dışından kimseleri hedef alır. işiyle ilgili olarak mühendislerle beraber çalışan, mühendis olmaya hazırlanan veya bunlardan hiçbiri olmayıp sadece tüm insanlığın yararlandığı teknolojiyi üreten kimseleri merak edenler için büyük bir eksikliği doldurduğunu düşünüyorum.
kitabın konusuna girmeden önce yazardan bahsetmek yerinde olur zira yazarın kimliği kitabın karakterinde oldukça baskın bir rol oynamaktadır. yazar james l. adams, amerika birleşik devletleri’nde stanford üniversitesi’nde profesör olarak çalışmaktadır ve alanı makine mühendisliğidir. bununla birlikte türkiye’deki birçok akademisyenin aksine yıllarını endüstriyel çalışmalarla da geçirmiş, dolayısıyla bu gerçek iş ortamında edindiği deneyimleri kitapta okurlara aktarabilmiştir. yıllarını akademik ortamın görece kapalı ortamında geçirmiş olsaydı kanımca kitap bu kadar etkileyici olamazdı.
kitap, mühendisliği çeşitli yönleriyle ele alan 12 bölümden oluşmaktadır. bölümlerde apayrı örneklerden yola çıkılarak anlatımlar yapılıyor olması bölümler arasında bir roman veya hikaye gibi tam bir ilişki kurup konuyu özetlemeyi zorlaştırmaktadır.
kitabın başlangıcı, mühendislik tarihini anlatan çoğu eserde olduğu gibi burada da antik çağdaki ilk mühendislik çalışmalarından bahsederek yapılmış. mısır ve yunan medeniyetlerindeki mühendislik yaklaşımlarından, günümüze gelene kadar mühendislik dünyasındaki kimi kilometre taşları bu bölümde anlatılmış.
kitabın “mühendisliğin karmaşıklığı” isimli ikinci bölümünde yazar mühendisliğin klişeleşmiş ansiklopedik tanımlarından örnekler vermiş ve bunların mühendislerin gerçekten yaptıkları işlerle ne kadar örtüştüğü üzerine bir eleştiride bulunmuş. bilhassa mühendislerin insandan öte eşyayı temel aldıkları, duygusuz çalışmayı kendilerine yol benimsedikleri şeklindeki insanların genel yargısına yazar şiddetle karşı çıkmış. amerika birleşik devletleri ve dünyadaki mühendislerin sayısı, bu mühendislerin genel olarak yöneldiği alanlarla ilgili istatistikler sunulmuş. mühendislerin ne şekilde dallara ayrıldığıyla ilgili açıklamalar yapılmış. mühendisler, aldıkları eğitime göre kategorize edilseler de bir diğer kategorize yönteminin de mühendislerin çalıştığı araştırma-geliştirme, yöneticilik, eğitim gibi alanlara göre olabileceği söylenmiş. bölümün devamında mühendislik süreçlerinin ilişkide bulunduğu kavramlara değinilmiş. bunlar bilim, matematik, yöneticilik gibi kavramlar ve bu kavramların ne şekilde birbiriyle ilişkilendiği, mühendislik ürünlerine genel olarak etki yapan şeyler bilgisayarlı tomografi cihazlarının geliştirme hikayesiyle örneklenmeye çalışılmış. tomografi cihazlarının ilk geliştirilmesinden sonra gördüğü talebi, bu talep sonucu oluşan rekabet ortamını, bu cihazın gelişmesinde yapılan çalışmaların nasıl birikimli bir şekilde büyüyerek cihazın kusursuz hale geldiği konusunda örnekler verilmiş.
”sorunların kökeni” isimli üçüncü bölümde neden mühendisliğin belli sorunlara daha fazla eğildiği, bu yoğunlaşmanın sebepleri anlatılıyor. ayrıca mühendislerin çalışmaları esnasında karşılarına sorunların ne şekilde sunulduğu kabaca anlatılıyor. sorunların kimi zaman en ufak teknik ayrıntısına kadar mühendise bildirildiği zamanlar olmasına rağmen deneyimli mühendislerin önüne sürülen sorunlarınsa sadece yüzeysel biçimde onlara aktarıldığı, sorunun ayrıntılarını kendilerinin tespit etmek zorunda olduklarından bahsediliyor.
dördüncü bölümde mühendislik problemlerinin belirlenmesinden sonra gerçekleşen süreçler anlatılmaya çalışılmış. genelde mühendislerden beklenen şey, sorunu çözmek üzere bir tasarım veya icat yapmalarıdır. toplumda genel kanı tasarım veya icadın teknolojinin tek yaratıcı rolü olduğu yönündeyse de yazar yaratıcılığın mühendisliğin sadece ürün yaratma sürecine değil tümüne hakim olduğu görüşünü ortaya koyuyor. toplumda böyle bir yargının oluşmasının sebebiyse kamuoyunda sadece elle tutulur yeni bir ürüne imza atan kimselerin ilgi görmesidir.
tasarım ve icat kavramı tarih boyunca değişime uğramıştır. eskiden ortaya konan bir ürün genellikle tek bir kişiye mal edilebilse de günümüzde ortaya çıkan ve güne damgasını vurmuş ürünler bir kişinin değil birden fazla kişinin emekleri sonucu ortaya çıkmıştır. örneğin, bilgisayarın mucidi kimdir sorusuna kesin bir yanıt vermek mümkün değildir. bu mühendisliğin zamanla değişen karakteristiklerinden biridir. yine de günümüzde tıpkı eskiden olduğu gibi icatlar yapılmakta, mucitler yaşamaktadır. örneğin kitapta aktarılana göre 1980’de amerika birleşik devletleri’nde 60.000’e yakın patent verilmiş. bunların bir kısmı bağımsız kişilere aitken büyük bir kısmıysa kişilere kayıtlı olmasına rağmen bir sanayi kuruluşu bünyesinde alınan patentlerdir.
beşinci bölümde matematik ve matematiğin mühendislik açısından önemine geniş biçimde değinilmiş. genelde mühendislerin tüm işlerinin karmaşık matematik ilişkilerden ibaret olduğu sanılsa da yazar bunun kafalardan atılması gereken bir önyargı olduğunu, mühendislerin matematiğe bakış açısının bir matematikçiyle kesinlikle uyuşmadığını söylemektedir. matematiğin mühendislerce kullanılan vazgeçilmez bir araç olduğundan ama matematiğin mühendislik mantığının önüne geçebilecek baskınlıkta olamayacağından bahsediyor. matematiğin mühendislikte devreye girdiği nokta antik çağlardaki mühendislik faaliyetleri gibi işlerin deneme yanılma yöntemiyle çözülemeyeceği durumlarda devreye girdiğinden, mühendislik çalışması sonucu ortaya çıkacak ürünün karakteristiğiyle ilgili bilgiye önceden sahip olabilme yolunda vazgeçilmez bir araç olduğundan bahsedilmektedir. ayrıca matematiğin bir problem çözüm metodundan ayrı olarak aynı zamanda kanunlar ve kuramları sembolize etmede ne kadar şık ve kullanışlı bir araç olduğundan bahsedilerek bilimde var olan kimi evrensel kanunların sözel anlatımlarının matematik sembollerle ne kadar kısa biçimde anlatılabileceğine dair örnekler veriliyor. matematiğin olumlu yanlarının yanında bir dezavantaj olarak ise birçok insanın mühendisliği korkutucu ve karmaşık bulmasına yol açtığı gerçeği ortaya koyuluyor.
bir sonraki bölümde bilimin ve bilimsel çalışmaların mühendisliğe katkısı ve aralarındaki etkileşmelerden bahsedilmiş. bilimin mühendislik ürünlerine katkısının o ürünün gelişmişliğiyle doğru orantılı olduğu söyleniyor. örneğin çivi de bir uzay mekiği de mühendislik ürünü olmasına rağmen bu ikisi arasında bilimin katkısı karşılaştırılıyor. mühendislikle bilimin buluştuğu noktaları incelemeden önce bilimin ve bilimsel yöntemin ne olduğundan bahsetmek yerinde olur. fizik, kimya gibi bilim dallarında deneyler yapılabilmesine rağmen jeoloji, astronomi gibi dallarda deney imkanı bulunmamaktadır. ama niteliği ne olursa olsun her türlü bilimsel araştırma mühendislik süreçlerine katkıda bulunmaktadır. bilimsel çalışmalar mühendislik süreçlerini yaratırken kimi zaman da mühendislik ürünleri bazı bilim dallarının doğmasına sebep olmaktadır. örneğin buhar makinesinin doğuşuyla beraber termodinamik bilimi ortaya çıkmış, termodinamikteki araştırmalar ışığında da buhar makineleri günden güne gelişmiştir. burada bilim ve mühendisliğin birbirini beslemesinden bahsedilebilir. mühendisliğin kimi dalları bilimle daha içli dışlıdır. buna son zamanlarda büyük bir yükselişte olan genetik mühendisliğini örnek verebiliriz. genetik mühendisleri diğer mühendislik dallarından daha fazla biçimde bilimin çalışmalarından yararlanmakta, biyolojinin bulgularından insanlığın yararlanabileceği buluşlar çıkartmaya çalışmaktadır.
daha önceki bölümlerde değinilen deneyin mühendislik açısından önemine yedinci bölümde daha geniş biçimde değinilmiştir. deney eski mühendislerin vazgeçilmez tek aracıyken modern mühendislerin ancak o konudaki kuramın yeterli olmadığı durumlarda başvurmak zorunda oldukları bir yöntemdir. endüstrideki uygulamaya bakarsak deneyin konu hakkındaki kuramın var olduğu fakat bunların uygulayıcı mühendisler tarafından bilinmediği durumlarda başvurulan biraz ilkel ama iş görür bir yöntem olduğunu görürüz. deney her ne kadar işe yarar bir yöntem olsa da tüm mühendislik faaliyetlerine uyum gösteremez. üretilen ürün denenemeyecek nitelikte veya denenemeyecek sayıda az üretiliyor olabilir. örneğin bir uzay mekiği üretirken bununla ilgili bir problemi deneme yanılma yöntemiyle çözmek çok zor olabilir. ama kitapta da örneği verildiği şekilde bir dizüstü bilgisayarın ekranını tutan kilit sistemi tasarlanırken birkaç prototip tasarlanıp hepsi denenerek nihai tasarımına ulaşabilir. bölümde yazar, kendi deneyimleriyle de ilgili olarak amerika birleşik devletleri’nde kurulmuş kimi deney tesislerinden örnek vermektedir. bunlardan biri dev uçakların aerodinamik başta olmak üzere kimi testlere tabi tutulduğu rüzgar tünelidir. bu tünel bir futbol sahası büyüklüğünde hava girişine, 135.000 beygir gücünde motorlarla çalıştırılan pervanelere sahiptir.
sekizinci bölümde modern mühendisliğin karşılaştığı sorunların ikinci boyutu olan imalat ve montaj süreçlerine değinilmiştir. ne kadar dahiyane bir tasarım yapılmış olursa olsun bu tasarımı üretebilmek kolay değilse bu ürün başarıya ulaşmış sayılmaz. modern mühendislik çalışmalarının büyük kısmı hala ürünün kendisine odaklansa da büyük bir çalışma da bu ürünün üretilmesinde bulunan süreçlerin kontrolü ve bunların verimli hale gelmesi için yapılır. yazar, bu bölümde amerikan endüstrisine büyük bir eleştiri getiriyor. ikinci dünya savaşı sonrası avrupa ve uzakdoğu ülkelerinin güçsüz kalmasını fırsat bilerek teknolojide büyük bir ilerleme kaydeden abd, bu başarısına rağmen üretim tekniklerini geliştirmekte zayıf kalmış, seri üretim kavramını rakip ülkeler kadar geliştirememiş ve ürünlerinin dünya ekonomik pazarında satılması konusunda geride kalmıştır. japonya başta olmak üzere diğer gelişkin ülkeler geliştirdikleri ürünlerin yanı sıra bunları ucuza mal edebilecek hızlı ve etkin üretim yöntemleri geliştirmiş, otomobil, gemi gibi üretimi güç ürünlerde amerika’ya karşı büyük bir fark kaydetmişlerdir. üretim teknikleri üretilen ürünün niteliğine göre büyük farklar gösterir. yazar modern üretim tekniklerine örnek olarak mikroçiplerin üretim süreçlerinden örnekler vermektedir.
mühendisliğin en önemli öğesi para ve ekonomik ilişkilereyse dokuzuncu bölümde değinilmektedir. birçok mühendislik öğrencisi iş hayatının satış politikaları, kar-zarar hesapları ve paradan uzak sadece teknik şeylerle ilgilenerek geçeceğini sanar fakat bu yanlış bir düşüncedir. teknoloji tabanlı olanlar başta olmak üzere şirketlerde üst düzey yöneticiler genelde mühendislerden oluşur. bunun sebepleri mühendislerin aynı zamanda iyi birer sorun çözücü, analitik düşünceyi ön plana koyabilen ve iyi yetiştiğinde makinelere olduğu gibi insanlara da hükmedebilen kimseler olmasıdır. bir mühendislik ürünü ne kadar teknolojik ve üstün olursa olsun piyasa şartlarına uyum gösteremediği sürece ekonomik açıdan başarılı sayılmaz. bunun için mühendis, ürünlerini geliştirip çalışmalarını yaparken ekonomik gerçekleri de ön plana koymalıdır. bu sebeplerden ötürü teknoloji bugün o seviyeye ulaşmasına rağmen kimi ileri teknoloji ürünlerini piyasada etkin rolde göremeyiz.
onuncu bölümde mühendislik çalışmalarını kısıtlayan yasal kalıplar ve bunların çıkış noktaları ele alınmış. mühendislikte ilk yasal kısıtlamalar amerika’da rekabetin sonucu olarak kapasitesinin üzerinde çalıştırılan buharlı gemilerin yol açtığı kazalar sonucu gündeme getirilmiştir. bugün amerika için ele alınırsa hemen hemen tüm mühendislik çalışmaları için uyulması gereken yasal kalıplar vardır. bunlar mühendisin vicdanen uymak durumunda olduğu etik değerleri yasal yolla dayatmaya çalışmaktadırlar. bu kısıtlamaların çıkışı büyük oranda halkın isteğiyle olmuştur.
son bölümde yazar teknolojinin geleceğiyle ilgili kimi öngörülerde bulunmakta ve kitabı sonlandırmaktadır.
biz de sonlandık, yorulduk.
- mevcut öss sisteminden kaynaklı, sayısal loto kuponu doldurur gibi öss tercih listesi dolduran, sırf mühendislik kelimesinin çevrede yarattığı pozitif intibadan dolayı tercih listesini çalışma alanı açısından birbirinden alakasız mühendislik bölümleriyle dolduran gençlerimizin okuması gerektiğini düşündüğüm kitaptır.
ne gelirse bahtımıza diyerek aynı listede jeoloji, bilgisayar ve makine mühendisliklerini yerleştiren bünyenin mühendislik ve mühendislik eğitimi hakkında bilgi ve fikir sahibi olması açısından bir baş ucu eseri olmalıdır bu kitap.
her ne kadar mühendislik kavramının tam bir tanımı olmasa da, yazarı james adams'ın kişisel deneyimlerine dayanarak yapmaya çalıştığı tanım -tam anlamıyla objektif olmasa da- mühendislik kavramını anlamamızı sağlıyor.
öte yandan, kitabın olumsuz yönleri de yok değil.kitap 1991 yılında yazılmış.kitapta kullanılan veriler 1980 li yılların verileri ki bu önemli bir dezavantaj.aradan geçen uzun zaman diliminde teknolojide inanılmaz gelişmeler oldu.kitapta yer alan ve o zaman itibariyle çok da önemli görülmeyen teknolojileri bugün hayatımızın her alanında görebiliyoruz.
son söz olarak bu kitabı okumalarını öss gençliğine salık veriyorum.illa ki bu olacak diye bir şey de yok aslında.benzer bir kitapta olabilir elbette.yeter ki hayatızı sürdüreceğiniz meslek hakkında(eğer bu meslek mühendislik dalı ise) bilgi sahibi olabilesiniz.
- çayıra çimene uzanıp atları düşlemek olması muhtemel bir dünyadır.
(bkz: horsefucker)
- güzel bi kitap,mühendis adaylarına tavsiye edilesi.
|