türkiye   

adana çık aradan

  1. bunca güzelliğine rağmen sürekli olarak ayrılık tohumları ekilen, bu kadar değerli bir millete sahip olmasına rağmen yine de halktan yakın tarihini saklayan, 1921 ve 1924 tarihlerinde ve bu dönem içerisinde yapılan bütün icraatların, kanunların, kayıtların saklandığı, araştırılmasına izin verilmediği ülkemdir. nedir bu tabuculuk nedir yani...

    ama ülkemdir. türkiye'mdir...

    ekleme: bu girinin "kayıtların saklandığı" kısmı artık geçerli olmayabilir.
    (hell guardian, 09.08.2006 22:42 ~ 22.08.2007 03:13)
  2. (bkz: holding/3)
    (hell guardian, 10.08.2006 00:40)
  3. görünen o ki bu ülke kendine has karakteristik özellikleri aslında daha yeni yeni kazanmaktadır.

    öyle ki daha kazanamamıştır ama şekillenmekte ve olgunlaşmaktadır.

    toplumumuzun içinde belli insanlar vardır ki diğerlerine göre daha olgundur ve kendinin kim olduğunun farkında olup ona göre davranmaktadır. taş devrinin yaşandığı yerler olduğu gibi ortaçağa yetişebilmiş insanlar bile vardır benzetmek istersek.

    evet; bu ülkenin vatandaşları, yani türkler (kimse çıkıp sadece türkler yaşamıyor diye bağırmasın, bu ülkenin vatandaşı türk'tür, hepinizin uyruğu türk'tür.) daha bu yıllarda kendine has bir kimliğe kavuşmaktadır. bunu söylememde en önemli etken; artık ideolojilerden sıyrılıp da kendi karakterine uygun bir yaşayış kazanmış insan sayısının gözle görünür bir şekilde artmasıdır. gidip tabii ki tek tek insanları saymadım ama bunu haberler olsun, gerçekleşen olaylarda sorun adı altında gündem olan konular olsun, çevredeki görüşler ve hatta bu itü sözlük olsun vb alanlarda gözünü açıp da inceleyen her kimse rahatlıkla görebilir.

    burada bence önemli nokta ideolojilerden bağımsız olarak tamamıyla kendi değer yargıları ve buna bağlı olan görüşler ve zevklerine göre hareket edip yaşayabilmektir. bu güne kadar her zaman tersi olmuştur tabii. babalarımızın zamanındaki sağ - sol olayları (1960 - 1970ler), abla ve abilerimizin zamanındaki apolitik görünen ama aslında buram buram liberal kapitalizm kokan dönemi (1980 - 1990lar) aslında bize ait olmayan ancak bize büyük kültürel bombardımanlarla zorla zerkedilmiş olan ithal fikirlerin yaşandığı hayatlardır. herkes aslında buraya dışarıdan gelmiş ve herkesin başka hiç bir seçenek olmadan benimsemek durumunda bırakıldığı bu ithal ürünlerin peşinden koşmuştur. sonuç sadece insanımızın geri kalması değil aynı zamanda ülkenin bütün birimlerinde görev alan insanımızla beraber türkiye'nin de geri kalması olmuştur.

    80'lerden itibaren zaten sadece ekonomik olarak değil kültürel olarak da ardına kadar açılmaya başladığımız için önümüze gelen her şeyi büyük bir görmemişlikle almışız. bunun da önüne kimse geçmemiş. tam anlamıyla her yerimizi açmışız ve gelen bütün lağım suları içimize dökülmüş.

    şimdilerde ise değişen ne peki??

    şimdilerde bakıyoruz ki insanlar, kendilerine yöneltilen "hangi görüştensin?" gibi doğrudan sorulara veya bu anlama gelen dolaylı araştırmalara artık "beni öyle bi iki kelimelik kavramlarla ifade edemezsin, ben öyle tek bi görüş içine sığdırılmak istemiyorum, ne var ki yani şucuyum diye şöyle düşünemez miyim" gibi cevaplar üretmektedir. bu ne demektir arkadaşlar biliyor musunuz... biliyorsunuz tabii. ama benim yorumumla bu artık insanların önce kendilerinin ne olduğunu araştırıp ondan sonra dünyadaki fikirlere ulaşmaya çalışması demektir. yani eskiden ortamdaki fikirlerden kendine yakın olanı seçmek varken şimdi insanlar önce kendini tanıyıp, kendi fikir sistemini geliştiriyor. bu arada da dünyadaki hazır fikirlere de "bu bana uyuyor ama bilmemneci değilim" diyor. çok da haklı olarak. bu yüzden dikkat ederseniz hem dünyadakine benzer ama hem de aslında gayet farklı değer yargıları olan bir toplum olma yolunda ilerliyoruz. özentilikler ortadan kalkıyor yani. ha tabii ki ilk başta dediğim gibi, bazı insanlar yeni çağa bile ulaşırken bazıları halen taş devrini yaşıyor olacak ki bu da son derece normaldir.

    bu şekillenme süreci halen devam etmektedir ve son halini alması da zaman alacaktır.

    hmmm.. "somut örnek ver be adam" diyorsunuzdur ve bunca laf salatasını okusam ben de derdim.

    örneğin; sığ görünecek gibi olsa da, kulüplere eskiden genellikle "üniversiteli olup, sosyal olma zorunluluğu kaygısıyla ve özentiliğiyle hiç bir şey yapmadan sadece kulüp arkadaşlarıyla takılarak vakit geçiren" denyolar katılırken şimdi tamamen zevkleri için bir takım uygulamalara gitme, bir davanın peşinden koşma derdinde olan insanlar rağbet göstermektedir. tabii ki arada yine amacı sadece "biraz sosyal olalım" olan denyolar vardır ve olacaktır.

    üstelik bazı kulüplerde, içerdikleri kulüp konusu gereği kaçınılmaz olarak bazı ideolojik fikirler de su yüzüne çıkmasına rağmen yine de her üyenin değişik fikirlerine uyum sağlayabilecek ortak çalışmalar ortaya çıkabilmekte ve gayet de verimli olmaktadır.

    sözün özü; lisedeki grunge sorunlu gençlerin bozuk plak gibi dillerine doladığı kendin olmak sözcüğü aslında bu yıllarda bütün toplumda farkında olmadan uygulamaya geçmiştir.

    daha çok fazla değişik konuya girilebilir ancak şimdilik böyle "rahatsız etmeyen" bir giri olarak kalsın.

    not: ah bir de bu ülke gençleri futbol denen illeti bırakabilse ne güzel olacak.
    (hell guardian, 14.02.2007 01:15 ~ 01:24)
  4. biraz kafa yoralım. şöyle tarihten itibaren gelip şu son duruma inelim. biraz genel durum değerlendirmesi olsun işte.

    her ne kadar hakkımızda göktürk ve hun devletlerinden önce hiç bir şey değildik yaftası inandırılmaya çalışılsa da aslında çin ve iran kaynaklarına göre bu iki devletten çok önce de devlet ve yerleşik olarak varlığımız bulunmaktadır. ısık ve baykal gölleri çevresinde, harezm, horasan ve belh şehirlerinin bulunduğu coğrafya'da ve hatta iran ile ceyhun nehrini sınır alarak komşu olduğumuzu gösteren yazılı kaynaklar mevcuttur. iran kaynaklarında afrasyab adıyla anılış olan oğuz han göller bölgesinde hüküm sürerken, diğer bölgelerin tekin'i de bulunmaktadır. her ne kadar bazı insanlar fransız ihtilali'nden önce millet gibi bir kavramın olmadığına dair hayati bir yorum ve bilgi hatası yapsa da aslında sümerler'in yazıyı kaleme aldığı dönemde bile milli şuur olgusu mevcuttu. söz konusu olan yorumda ise doğru olan tek şey milliyetçilik kavramının devlet ideolojisi olmasıdır.

    orta asya dışına olan göçümüzün ilkokuldan beri söylene gelmiş olan meşhur sebebi kuraklık ve kıtlıktır. halbuki 10 saniyeliğine google earth'e bakıldığı zaman orhun vadisi'nin bulunduğu yerin nasıl yeşillik olduğu ve aslında orta asya'nın yaşanabilir bir yer olduğu görülmektedir. evet, biz türkler o dönemde de öyle azımsanacak sayıda değildik ama bir çin gibi nüfusa da sahip değildik. hepimizin bildiği göç olayının altında muhtemel bir medeniyet projesinin olduğu açıktır. çünkü daha yola çıkarken bile nereye gideceklerini biliyorlardı, yazı tura atılıp da anadolu'ya gelinmedi. keza karadeniz'in hem kuzeyi hem de güneyi, asya tarafından gelindiği zaman gayet dağlıktır. yani aslında orta asya'dan çok daha kötü bir coğrayfadır. kanı donduran moskova yönüne ve doğu anadolu dağlarına -bir amacınız yoksa- dalmanız kadar büyük bir hata yoktur. bu da daha yolun başındayken hedefin aşağı yukarı belirlenmiş olduğunu gösterir.

    efendim nereye geliyorum.. konumuz türkiye...

    bu göçler ve hemen ardından yapılan yerleşim sırasında da, buralara hiç gelmediğimiz ve şamani devirde olduğumuz zamanda da belli bir inancımız vardı. biz belli bir cihanşümul anlayışa sahiptik. amacımız, milli bir iradeyle, bütün diğer insanları millet farkı gözetmeksizin en iyi biçimde idare etmek, onlara bir anlamda sahip çıkıp aynı zamanda hizmet vermeydi. prof. dr. osman turan bu hissiyatı insanlığın memurluğu olarak tanımlamıştır. yani bizim derdimiz dünyayı yönetmek ve aynı zamanda hizmetten sorumlu bir memur gibi insanlığa hizmet sunmaktı. böyle bir anlayışa sahipseniz hali hazırda pek çok konuyu gözden geçirmişsiniz demektir. efendim basitçe ne demektir cihanşümul olmak. günümüz türkçesiyle karşılık veremediğim için sadece tarif etmeyle yetinmek zorundayım. örneğin ingilizler, germenler, ruslar, hristiyanlık, islamiyet, büyük iskender, roma imparatorluğu cihanşümul olmuş veya halen buna devam eden medeniyet, devlet ve milletlerdir.

    hatta arnold toynbee adlı ingiliz tarihçi, cihanşümul sıfatını ve üstün devlet kurabilmeyi, yüksek idare ve hakimiyet kabiliyeti varlığı sebebiyle sadece batıda ingilizler ve doğuda türkler'e uygun görmüştür.

    konuyla alakasız ek bilgi olarak şunu da diyelim; ruslar'ın 1600ler'den sonra ortaya çıkan tehdit edici cihanşümul özelliği sadece geçişe dayanan bir tepki psikolojisinden ileri gelmektedir. geçmişte avrupa'nın yani roma imparatorluğu'nun köle(?) haznesi olarak kullanılan slavlar(?) sonradan bu "içte kalan kini" dışarıya yayılmak olarak yeiden yapılandırdılar. ancak gerçekten de onların normal şartlarda böyle bir hamle yapmaya yetenekleri olmadığı için belli bir takım savaş zaferlerinin ötesine geçemediler. çünkü sadece tepedeki rus düşünür ve öncülerinin etkisiyle bu hareketler oldu. bunun dışında halkta böyle bir özellik mevcut değildi.

    ancak bunun tersine bizim insanlarımız bütünüyle bir amaç peşinde koşmuş ve kafalarında her insana hükmekme ve aynı zamanda hizmet etme derdindeydi.

    herhangi bir şekilde batının barbarlığından bizi ayıran en büyük bir kanıt da şöyle söylenebilir: batılılar kazandıkları savaşlarla, döktükleri kanla, alt ettikleri düşmanın ne kadar büyük olduğuyla, diğer ülkenin ne kadar (kusura bakmaın) içine sıçtığıyla övünürken biz döktüğümüz kendi kanımızla, ölen kendi insanımızın sayısı ile övünürüz. bunun resmi yazıtları da başta orhun abidelernde olmak üzere günümüze kadar ki her dönemde mevcuttur.

    her neyse efendim;
    en son olarak osmanlı ile bu amacına neredeyse tamamen yaklaşan biz türkler günümüzde bu olaydan tamamen vazgeçmiştir. osmanlı döneminin inceliklerini anlatmaya bile gerek duymuyorum.

    zamanında yunanlılar bile, daha yeni yeni kurulmuş olmalarına aldırmadan resmen topraklarımıza tecavüz etmeye kalkışmışlar ve aslında bu girişimlerinin bıraktığı uzun dönemli sonuçla da günümüzdeki seviyesine gelebilmiştir. yoksa muhtemelen bir romanya'nın seviyesinde bile olamayacaklardı. keza yaptıkları hareketin ne kadar temelsiz olduğu, bizimkinin aksine sadece bir anlık duygu eseri olduğu o kadar açık seçiktir ki zaten en babayiğit dalgaların bile hayrdarpaşa karşısındaki dalgakıranlarda darmadağınık olması gibi sakarya'da dağıldılar ve ardından izmir'de döküldüler.


    ve geldik günümüze...

    şu anda evet abd var, ingiltere var, avrupa birliği var... bu birlik ve devletler tarihte de gerek vücut gerekse isim değişmiş olmalarına rağmen vardı. atilla'nın karşısında yine bütün avrupa vardı, iskender'in ordusunun önünde bütün doğu medeniyeti durmuştu. ispanyollar, müslümanları iber yarımadasından tamamen atarken karşılarında bütün bir endülüs vardı(ki kendileri de aslında bir parçası olmuşları). kanuni sultan süleyman, macaristan'da kelimenin her manasıyla gösteri yaptığında yine karşısında aslında bütün avrupa durmaktaydı ve avrupa'nın en güçlü askerleri olan macarlar da yine bir türk koluydu.

    yani efendim birisi çıkıp şimdiki şartların çok kötü olmasına dem vurursa biraz hata etmiş olur. biraz olur; tam değil çünkü haklı olarak o verdiğim örneklerdeki her ülkenin en güçlü dönemleriydi. yani biz şu anda dünyanın en baba ülkesi değiliz evet.

    ama yunanistan da değildi ve üstüne giriştikleri projein hiç bir alt yapısı bulunmamaktaydı. türkiye içinse aksine, nefes alan herkes ayrı bir projedir ve tek başına bir alt yapı sayılabilir.

    ben ne diyorum.. gidip savaşa girmek edmiyorum. o, eski devrin üstünlük özelliğiydi. kaldı ki kanuni macaristan'a girdiğinde bile giriş sebebini eski yıllardaki haçı seferleri'ne ve tebaanın yoğun isteğine bağlamıştır. yani durup dururken budapeşte'ye dalmadık biz.

    günümüzde eğer büyük projelerle yola çıkarsak, geniş bir medeniyet projesi ve insana yatırımı esas koşan bir anlayışla hareket edersek dünyayı yönetmemek için hiç bir sebebimiz yoktur. ama insanların önünde, onları neredeyse haklı çıkaracak kadar çok fazla engel ve afyon bulunmaktadır. televizyonda borsa tarihi bir rekor kırdığında (sanki yüzyılların saygın kuruluşu ya) alt tarafı borsa ile ekmeğini kazanan insanları ve bu işle uğraşan ortalama 1 milyon insanı ilgilendiren bu olayı sivas'taki bir genç, mikrofonu görünce "türkiye gelişiyor, borsada rekor kırdık" diye algılıyor. işte bu derece yüksek dozda uyuşmuş durumdayız.

    özel sektör denen canavarın tek derdi kendi parasını kurtarmak ve normal vatandaşın da tek derdi günü kurtarıp kendine bir ev almak olmuş. evet insanlar yaşayacak; elbette ki insanların ev, araba, güzel yaşantı ve lüks mallar gibi istekleri olacak. bundan daha doğal bir hak ve istek yoktur. ancak bunu her şeyin önündeki odak noktası yatığınız zaman ülkenin adında geçen "türk" sözcüğü dışında bir türklük kalmamaktadır. gündelik yaşam gündemleri, medyanın ağır propagandası sonucu sadece belirli şahısların ve ailelerinin dini, siyasi, maddi, magazinsel ve benzeri işleriyle ilgilendikçe çökmeye de devam edeceğiz. aslında benim görüşüme göre 3-4 nesil sonra bu gidişatla adam gibi adam kalmayacak. bir insanın, yolda yürüyüşüne kadar bilinçli, cihanşümul, ülkesini düşünen, herşeyiyle düşünen bir insan olması gerekir. türkiye'den bahsederken sadece istanbul ve çevresi ya da bulunduğu çevrenin sosyoekonomik özelliklerini değil saraybosna'dan süleymaniye'ye kadar bütün insanıyla ve toprağıyla kafasında tahayyül etmesi gerekmektedir.

    bu bilinç azaldıkça, ayrıntı gibi görünen ve aslında hiç alakası yokmuş gibi düşünülen her hareketin nasıl değerli olduğu ortaya çıkmaktadır.

    adam gibi düşünen, tarihini bilen, cihanşümul özelliğini kazanmış, "türk" kavramını özümsemiş ise;
    yetim hakkını da yediğini aklına getiren bir gümrük memuru rüşveti bırakır, güneydoğuda biraz "arpa" karşılığı teröristekurşun sıkılmasını geciktiren ve hatta engelleyen düşük rütbeli subayların kökü kurur, avrupa birliği mensubu ülkelerin temsilcileriyle görüşen devlet adamlarının duruşu, konuşması ve ülkeyi yüceltmesi en iyi seviyeye ulaşır. söz gelimi onlara rica da değil emirde bulunur. taviz vermez. üniversitedeki bir profesör göbek büyütmek yerine projelerin dosya kalınlığını büyütür. öğrenciler sadece iyi bir işe girmek için değil ülkede adam gibi bir işe yaramak için, katma değer üretmek için öğrenirler. kariyer yapmak* denen işlerle uğraşmazlar.

    üstteki paragrafta türk kavramı dedim. evet bir anlamda türklük bir bilinçtir, bir okuldur, disiplindir, bir tüzel dergahtır, kültürdür. ırki özellik sadece küçük bir unsurdur.

    türkiye'nin gelişimi için adam gibi bir eğitim bu yüzden şarttır. geçmişinde bu cihanşümul anlayışa sahip bir ülke bugün sadece "falancanın eşine davetiye yollansın mı?, ekir bekir cumhurbaşkanını tanımazsa ne olur, acaba kandil dağına çıkmak için bilmem ne birleşik devletlerinden icazet almamız gerekir mi.." gibi sığ sorularla uğraşıyorsa büyük sıkıntı içerisindedir. bahsini ettiğim büyük bilinçteki alt yapı olsaydı zaten bu soruların sorulmaya ihtiyacı olmayacaktı.

    öyle beter bir bir şekilde üstün bilincimiz törpülenmiş ki; günümüzde hümanist ve ilerici geçinen insanlar 1923'ten önce bizim sadece orayı burayı işgal eden at üstündeki adamlar olduğumuzu, şeriatla onu bunu kesip biçtiğimizi zannediyorlar. sırf allah yerine tanrı dediği için sadece hacı bektaş veli'nin ve hoşgörü dediği için mevlana'nın düzgün olduğunu zannedip onların bu insanlık, hoşgörü laflarını plak gibi ezberleyip gerisi ile ilgilenmiyorlar. halbuki bu yüce şahsiyetlerin bir imam-ı azam ebu hanefi ile aynı şeyleri söylediğini kabul etmiyorlar. bu ve benzeri bir çok çarpıklık mevcuttur. zaten şamani dönemdeki türkleri öyle ortada dolaşan ve hormonlarının etkisiyle oraya buraya saldıran adamlar olarak kabul ettikleri için bahsetmeye bile değer görmüyorlar. ama adam* gidip sıfırdan bir hikaye yazıyor, fin ve türkler'den esinleniyor ve biz de alkışlayarak kabul ediyoruz. adama helal olsun güzel de yazmış.

    günümüzde cihanşümul anlayışa saedce ingilizler sahiptir. amerika da değil. onların içinde ingilizler var. yahudiler de değil bakın. onlar kendileri için çalışıp sinsi davranıyor. en ufak bir kültür hareketleri yok, hiç bir şey yok. sadece yönetmek. ama ingilizler sanatla da kültürle de dünyaya kendilerini yaydılar.
    işte bunu anlamayan sözüm ona günümüz aydını sadece mamalak gibi bakıp, sıkıştığı yerde o liberal şapkasının altından ve kenardaki sehpada sadece göstermelik niyetine duran "the life of atatürk" kitabının altındaki kağıttan (ezbere de değil) "insanlık, eşitlik, hak, adalet, aydınlık, ulusumuz var olsun" gibi laflar ediyorlar. halbuki atatürk'ün amacı da aynı biçimde bir cihan devleti kurmaktı. fransız ihtilalinin sadece geçici bir ırki ayrımcılığa sebep olan bir olay olduğunun farkındaydı. (bkz: ulus devlet) türk kültürü ve medeniyeti dairesinde bir cihan devleti kaygısındaydı. eskilerden tek farkı türk-islam dairesi değil türk dairesini ön planda tutmuş olmasıydı. ama amacı aynıydı.


    günümüzde bundan tamamen uzaklaşılmış; madde-mana dengesi madde yönünde bozularak mana alanında zaafiyet gerçekleşmesine sebep olmuştur. bu yüzden sokaktaki vatandaşa mikrofon uzatıldığında "ışıklandırma ve yükselme partisi bizim pazar torbamızı büyüttü" yorumu yapıp sırf o sebeple oy vermiştir. halbuki ben adam gibi bir medeniyet hamlesi göremedim. ha ben kör olmuşumdur o ayrı, isteyen gelip beni aydınlatabilir.

    türkiye, ileri görüşlü bir medeniyet projesi ile yeniden dünyanın üzerine çıkabilir. bunun için de geçmiş projenin ayrıntılarını iyice öğrenmelidir. öyle bir proje ki bizim bir kaç kitap okuyarak anlayabildiğimiz halde amerikalıar yüz yıldır hala çözüp de tam uygulayamadılar. ama biz kafamıza geçmişlen gelen "türk"lükle kazınmış özellikler sayesinde bu projeyi yeniden ortaya koyabiliriz.
    (hell guardian, 21.08.2007 20:56 ~ 22.08.2007 03:33)
  5. gördüğümüzün çok ötesinde olayların döndüğü su götürmez bir gerçek olan ülkemizdir.

    bir asker çatışma anında sınırda ve emrindeki askerler sapır sapır toprağa düşüyor ve o adam öyle izliyorsa iki ihtimal vardır. ya hükümet teee önceden ona "sakın kıpırdama!" diye emir vermiştir ve bu komutan büyük türk geleneği üzere emre itaatte hayatını ortaya koymaktadır(o hükümet de bu itaati biliyor ne de olsa) ya da o komutan haindir.

    hangi ihtimalin zayıf olduğunu belirtmeme gerek varsa bunu okuyanda da şüphe vardır bu arada. ha illa aradan çürük domates çıkar o ayrı.

    o komutanı tutan öyle şeyler var ki demek ki adam iki mermi sıkamıyor sınırın ötesine. veyahut gidiyor da bizim haberimiz olmuyor.
    (hell guardian, 10.10.2007 12:28)
  6. sokaklara güçlü kolonlar kurup vereceksin ceddin deden'i...

    gerisi gelir zaten. fabrikada çalışan işçinin çalışması bile hızlanır, ekonomi düzelir be...
    (hell guardian, 10.10.2007 12:57)
  7. türk gençliğinin, hemen her konuda fevkalade bir şekilde engellendiği veya bir takım saçmalıklarla oyalandırıldığı ülkemizdir. 1938'den beri hem de.

    eğitimine bir yığın kafa karıştırıcı ve boş bilgiler konulmuştur. onu atlatıp kendini yetiştirse de bir eyleme geçmesi engellenmiştir. hadi bir şeyler yaptı da kendini iyice ispatladı ve ortaya koydu diyelim. en sonunda devlet sırtını döner ve bütün kilit sahaları dış varlıklardan tedarik eder.

    arkadaş! bırakın da bunca adam boş boş oturmasın, taksimler'de ya da artık bulunduğu şehir neresiyse oranın ciks caddelerinde ortamlarında sürtmesin, boş boş işlerle uğraşmasın. bu kadar adamı saçmasapan şeylerle oyalayıp boşa gitmesine yönlendirmeyin. kullanın abi bu kadar adamı. yok yere bunca insani kapasitesinin çok çok azında iş yaparak ve hatta bazıları tek bir somut katma değer üretmeden yaşlanıp emekli olup gidecek... zaten önemli bir kısmının beynini zehirlemişsiniz... ama yoook... amaç farklı zaten... bu ülkenin çekeceği daha çook şey var...
    (hell guardian, 19.12.2007 01:26 ~ 01:29)
... toplu gösterim ...