|
|
- türk siyasilerinin demagojik propagandalarının beslendiği olgu.
ilk örnek ılımlı islam sentezi:
bilindiği gibi söz konusu siyasi anlayış, postmodern türk siyasetinin ekspresyonist tutumu olarak göze çarpıyor.
anap kadroları ve milli görüş gericileriyle harmanlanmış bir siyasi oluşumsanız ister istemez ılımlı bir islam projesini de oluşturmak durumunda kalabilirsiniz. partinizin çarpık yapılanması "ılımlı islam" gibi sonuçları istemsiz de olsa doğurabilir.
ılımlı islam'ın olumlu sonuçları var. söz konusu bakış açısıyla; batının endüstriyel tutumu ve egzistansiyalist felsefesiyle ile doğunun kökten dinci dogmatik tutumu ve immateryalist felsefesini harmanlayabilirsiniz. hedefinizi oluşturan halk kitlesi genel yapısı itibariyle eğitimsiz ve kaderci ise, yapmış olduğunuz "samimi!" siyaset amacına ulaşacaktır.
siyasi seçiliminizin diğer yarısını oluşturacak olan özelleştirmeci atılımlar, islam felsefesine göre kabul görmez olsalar da toplumun eğitimsizliği faktörü yüzünden herhangi bir infial yaratmamakla birlikte zengin sınıfına da hoş görünecektir.
sonuç itibariyle oluşturduğunuz çarpık siyasi anlayış "işleyebilir" bir görünüm kazanacaktır.
eklektisizm'in siyasi boyutundan ziyade bir de insani boyutu var. bilindiği gibi pek çok sağcının ağzından düşürmediği söylemlerden ikisi: "das kapital okumayan marksist" ve "converse giyen komunist" cümleleridir.
das kapital isimli yapıtların aslında okunmadıkları göz ardı edilemez bir gerçek. bugun kapital'i okuduğunu iddaa eden bir marksist'e "kitabın birinci cildi kime ithaf edilmiştir?" gibi bir soru yöneltirseniz muhtemelen cevap alamassınız. halbuki kitabın ön sözünde eşşek nalı büyüklüğünde puntolarla belirtilmiştir ki kitap wilhelm wolff isimli devrimciye ithaf edilmiştir.
söz konusu eklektisist tutumun bir diğer örneği ise "converse giyen komünistler"... bilindiği gibi olası bir ideolojiyi halk tabanına ulaştırmanın en geçerli yolu ajitasyon. bolşeviklerin marksist tutumunun halk kitleleri tarafından kabul görebilmesini sağlayan en önemli faktör onların ajitasyon kabiliyetleridir.
bu sebele günümüz sosyalistlerinin de düşüncelerini paylaşmak için baş vurdukları en geçerli yol bildiri dağıtmak ve geniş kitleleri hedeflemektir. "bir yandan halkı bilinçlendirmeye çalışırken diğer yandan converse giyen sosyalist" kabul görmez bir görüntü. bunun elbette bazı sebeleri olabilir fakat söz konusu çelişki türk insanın eklektisist tutumunu örneklendirmek adına açıklayıcı bir faktördür.
başka bir bakış açısıyla eklektisist tutumu milliyetçi harekette de gözlemlemek mümkün. çoğumuz milliyetçi naralar atarken malboro sigarası tüttüren vatanperverlere denk gelmişizdir.
aynı şekilde hem milliyetçi hem de islamcı olabilen insanları da gözlemlemek mümkün. halbuki milliyetçilik akımı yapısı itibariyle ırksal dini kabul gören bir ideolojidir. yani milliyetçi olduğunu iddaa eden bir türk müslümanlık yerine gök tengri dinini ya da bilimum şamanist felsefeleri benimsemek zorundadır. müslümanlığın bir arap dini olduğu ve türklerin islamı en zor kabul eden ırk oldukları göz önünde bulundurulursa günümüz türk milliyetçi islam sentezli bakış açısı da; türklerin eklektisist tutumunu dile getirebilmek adına geçerli bir örnektir.
türklerin eklektisist tutumlarının çıkış noktasının ne olduğu oldukça tartışılır bir soru. osmanlı medeniyetinin yayılmacı politikaları ve doğu ile batı medeniyetleri arasında sıkışıp kalmış türk kültürü, söz konusu sorunun olası cevaplarından ikisi olabilir. durumun başka sebepleri de olabilir fakat sabit olan tek şey; geçmişten bu yana türk siyasi oluşumları üzerinde gözlemlenen seçilimci tutum ve bu tutumun kaynağı olan "türk insanının seçilimci yapısı" dır. başka bir deyişle siyasilerin yaptıkları nabza göre şerbet vermekten başka bir şey değildir ve durumun asıl suçlusu ne yazık ki bizleriz.
- siyasi rotaları belirleyen, tanımlayan, birleştiren ve ayıran süreçler toplumsal maddi dinamiklerin üzerinde geliştiğinden eklektik şekilsizlikler de daha çok felsefi akıl yürütmeden değil, devirsel ihtiyaçlardan doğar ve serpilir diyebiliriz.
birinci cümle genel olarak bir düşünce sistematiğinin maddi koşullarca belirlendiğini açıklamakla beraber eklektisizm ile işaretlenen siyasal omurgasızlık, maddi şartların üzerine oturan özel bir felsefi yapıdan bağımsız olmak anlamına gelir. ancak bu bağımsızlık-ideolojisizlik çokça yanlış algılandığı üzere "özgür-bağımsız düşünce" anlamına gelmez. çünkü toplumsal-siyasal akıl yürütmelere dahil olabilmenin legal yolu, yasal simgesel düzenle sıkıca bağlanmaktan geçer. yalnızca burjuva simgesel düzenini-hukuksallığını onayarak hareket eden bir siyasi oluşum burjuva-yasal mecliste temsil yetkisi kazanabilir. bu noktadan sonra yön belirleyici olan, siyasi partinin vs. düşünsel konumu değil burjuva parlamentarizminin sınırlarıdır. o nedenledir ki, karşımızda tek bir ideolojik-felsefi perspektif değil "halkın tümünü kucaklayan" orginazmalar vardır. bu organizmalar, salt oportünist kişiliğinden ötürü değil, verili bir düzene içkinliği (örneğin sermaye düzeniyle benzer bir ilişkide olan dincinin, din kardeşlerine yönelen politikalarla ortaklık kurabilmesi gibi) nedeniyle yapısal olarak felsefesizdir.
- siyasi omurgasızlığın toplumun ihtiyaçları çevresinde oluşturulduğu ne kadar doğru bir tespit bilemiyorum ama günümüz türkiyesindeki siyaset anlayışı bu şekilde işleseydi kötünün iyisi olarak isimlendirilerek kabul görebilirdi.
toplum ve topluluk arasında bazı farklar olduğu gibi avrupa burjuvazisi ve türk burjuvazisi arasında da keskin ayrılıklar gözlenebilmektedir. türk burjuvazisinini tanımlayabilmek için öncelikle türk feodalitesine göz atmak gerekiyor. sosyalistlerin söz konusu siyasi çıkmazı yanlış yargılamaları tam olarak bu ayrımı gözlemleyememelerinden kaynaklanıyor.
türk burjuvazisi feodaliteden beslenen bir yapı olmakla birlikte, burjuva sınıfını oluşturan para egemen topluluklar, eskinin köylüleridir. günümüz türk zenginlerine teker teker bakmaya gerek yok ama kısa bir araştırma yaparak türkiyedeki büyük holdinglerin atılımlarının toprak ağaları tarafından yapıldığını gözlemleyebiliriz. duruma bu eksenden bakıldığında görebileceğimiz tek şey: türkiyede burjuvazi ve toprak ağalığının aynı kaynaktan beslendikleridir.
şimdi bir de türk proleteryasına ve meşhur 68 kuşağına göz atalım. bilindiği gibi sağcıların temel savlarından biri de eski solcuların günümüzün para babaları konumuna yükseldikleridir. bu her ne kadar iç acıtan bir söylem olarak kabul görse de ne yazık ki gerçektir. demek türkiyenin eski solcuları da düzene yenik düşmüş, bununla kalmayarak sistemin çarklarından bir bölümü halini almışlardır.
işte bahsettiğim türk eklektisizmi tam olarak burada devreye girer. durum verilen örneklerle kanıtlanır. sonucunda ise bize şunun gibi bir sonuç çıkar: "sosyalizm bizler gibi gençlerin hayallerinin ötesine geçebilecek bir şey değildir."
kendini "sosyalist" olarak tanımlayabilecek bir insan olarak şahsımın, dile getirirken bile canını acıtan bu düşünce, sert bir tokat gibi yüzümüze vurmaktadır. söz konusu yanlış düzeni değiştirmek için neler yapılabileceği farklı bir tartışmanın konusu, şimdilik o konu üzerinde tartışmaya gerek yok.
- öncelikle bir yanlış anlaşılmayı düzelterek, siyasi omurgasızlığın toplum ihtiyaçları doğrultusunda değil, toplumsal dinamiklerden kaynaklanan, devirsel iktidar düzeni ihtiyaçları doğrultusunda şekillendiğini belirterek başlamak yararlı olacaktır.
ikinci olarak, osmanlıdan başlayan atüt ve t.c. dönüşümü ile beraber gelişen "tam olmamış kapitalizm" bu coğrafyada doğan sosyalist hareketlerin gündemine çokça girmiştir, çeşitli analizleri yapılmıştır ve yapılmaya devam edilecektir. bu noktada ortaya çıkan periferi-merkez, tarihsellik-öznellik sorunları sıklıkla gündeme getirilmiştir. emperyalizm/zincirin zayıf halkası üzerine lenin okumasıyla gelişen en bilindik teorizasyonlardan biri mahir çayan'ın yeni emperyalizm-suni denge sorunu ve bunu kırmak üzere geliştirilen önder devrimci taktiğidir. ancak taktik-stratejiden yola çıkarak sosyalist yapıyı önder kadrolara bağlamak oldukça basit bir tartışma kalıbının içine hapsolmayı beraberinde getirir. 68 hareketinin önderlerinin şimdi fabrika sahibi olmaları olgusunun, en azından marksizmin yakından uzaktan ilgi alanına giremeyeceğini görmek pek zor değildir. işte marksizmin bu tutumunu kavradığımız anda, kişisel oportünizm vs. incelemelerinden çıkarak maddi şartları ve onların zorunluluklarını inceleme alanına geçebiliriz.
- eklektisizm'i görünce vikipedia'dan araştırayım dedim ve şu tanıma rastladım: bir sisteme ait olan veya tek başına anlam ifade eden ögelerin birden fazlasını toparlayarak oluşturulan yeni sistem veya sistemler anlamına gelmektedir.
türkçe karşılığı seçmeciymiş.
yazılanlara bakılınca yüzeysel kaçacak olsa bile ilk aklıma gelenler şunlar oldu: varolan farklı sistemlere göre düzgün işleyen, denenmiş parçaları bir araya getirerek kendine özgü yeni bir sistem/yapı ortaya çıkarmak ise, cumhuriyetin ilk yıllarından, belki ikinci dünya savaşına kadar geçen sürede yeni bir toplum, dinamik bir yapı için bilinçli bir tercih olarak eklektisizm başarıyla uygulanmıştır diyebiliriz. kısa süren o dönemden sonra yapılmak istenilenleri kavrayamamış, çeşitli zaafiyetleri olan halka sahip ülkede siyasiler iktidara gelmek ve orada kalmak için popülizmden başka birşey yapmamıştır. iktidarlarla birlikte halk ta rüzgara göre savrulup gitmektedir. planı, projesi olan toplumu ileriye götürecek hedefleri olan, sayısal güç değil, gerçekten gücü olan iktidarlar gelmediği sürece de savrulmaya devam edecektir.
|