yeşilçam filmlerinde evin meraklı ve iyi kalpli genç hizmetçisini oynayan,lüküs hayatta da unutulmaz bir performansı vardır. en son süper babada şevval samın büyükannesini canlandırıyordu.
ntv'nin 2006'ya girerken ünlü simalarla yaptığı ufak ankette "gelecek için ne beklentiniz var?" sorusuna iki büklüm haliyle "ee allah bir kaç yıl daha sağlıklı ömür versin, daha ne istiyim evladım." cevabı vererek süzüm süzüm ağlatan, gönüllerde taht kurmuş mükemmel sanatçı.
yakın zamanda oynadığı her iki filmde de (inşaat ve hırsız var) huysuz ve ortalığı karıştıran yaşlı teyze rolü öyle gerçekçi öyle başarılı ki suna pekuysal'ın belki ufacık bedenini değil ama oyunculuk karakterinin dimdik ayakta olduğunun göstergesidir.
"yeter anne" dizisinde her şeye burnunu sokan, işine gelmeyeni duymayan, anlamayan, yaşlı anne rolünü mükemmel derecede oynamış; eli öpülesi tiyarto sanatçısı.
gerçek ismi suna belener olan, 1933 istanbul doğumlu oyuncu. yaptığı işlerin kabarıklığını görünce bile heyecanlandıran büyük usta
geçmiş zaman olur ki
çapkın
teberik şanssız
avrupa yakası
hırsız var
inşaat
yeter anne
ekmek teknesi
evimiz olacak mı?
yasemince
bizim takım
yaz evi inci
süper baba
yasak aşk
damga sümbül
biz doğarken gülmüşüz
merdoğlu ömer bey
ben milyoner değilim
piyangocu kız
yetimlerin türküsü
kanun adamı
geçim otobüsü
mahallenin gülleri
neşemizi bulalım
çare sende allahım
can kurban
gözüm gibi sevdim
deliler koğuşu
tatlı çarşamba
ben bir garip keloğlanım
yaşar ne yaşar ne yaşamaz
erkek dediğin böyle olur
düşmanlarım çatlasın
kaynanam kudurdu
iki süngü arasında
keloğlan'la can kız
sarı öküz parası
bir varmış bir yokmuş
hüdaverdi-pırtık
şehzade sinbad kaf dağında
keloğlan
ayşecik bahar çiçeği
hayat sevince güzel
ayıpettin şemsettin
çılgın yenge
hasret
kadifeden kesesi
kanunsuz yaşayanlar
keloğlan aramızda
tophaneli murat
yalnız değiliz madam
kezban roma'da
iç güveysi
ham meyva
allı yemeni
küçük hanımın şoförü
esmerin tadı sarışının adı
sazlı damın kahpesi
ayşecik yuvanın bekçileri
sevdalı gelin
kınalı keklik ire
atlı karınca dönüyor
kadın değil, baş belası
katip / üsküdar'a giderken
incili çavuş
hapishane gelini
kanlı nigar
trafik belma
nemli gözler
sen benimsin
yıkılan gurur
üç sevdalı kız
çalıkuşu
akşam güneşi
fabrikanın şoförü
fırtına beşler
kıskanç kadın
iki karpuz bir koltuğa sığmaz
yalancının mumu
dört deli bir aptal
kızgın delikanlı
yalnız değiliz
yiğitler yatağı
kadın berberi
afilli delikanlılar
cici can
erkek fatma evleniyor
adanalı tayfur
bulunmaz uşak
aşk tomurcukları
aşka vakit yok
yedi kocalı hürmüz
ilk göz ağrısı
kötü tohum
yalnızlar için
bir gecelik gelin
damat beyefendi
çam sakızı
neşemizi bulalım
küçük hanımın kısmeti
hayat bazen tatlıdır
küçük hanım avrupa'da
akasyalar açarken
şeytan bunun neresinde
derbeder / kırık aşk
bir bahar akşamı
cilalı ibo zoraki baba
unutamadığım kadın
otobüs yolcuları
zavallı necdet
yedi günlük aşk
minnoş
aşk rüzgarı
mahallenin sevgilisi
garipler sokağı
sevdalı gelin
samanyolu
allı yemeni
yaprak dökümü
katibim
halıcı kız
can yoldaşı
bir bir düşüyor yapraklar daha güz gelmeden, kalça kırığından insan ölür mü be hayat...
1998 senesinde istanbul şehir tiyatrolarından ayrılmadan önce zihni göktay ile birlikte sergiledikleri lüküs hayat performanslarını seyrettiğimde, bunlara birşey olmasın bunlar gibisi yok bir daha dediğim sanatçı.
hastalanıp hastaneye düştüğünü bile bilmiyordum.heralde ölüm kadar reyting yapmıyor bütün bunlar.halbuki nekadar da severdim suna pekuysal'ı.hastalandığını zamanında yazmayan bütün gazeteler şimdi ölümünü yazıyor.*çok üzüldüm,gerçekten çok acı.bu hareketlerle böyle bir sanatçıyı haketmediğimiz gözler önüne tekrar serilmiş oldu.yazık.
evinde düşerek kalçasını kırdığı için hastaneye kaldırılmıştı. ilk duyduğumda neyse ki ağır bir hastalık değil, ev kazası demiştim kendi kendime. ama maalesef düşündüğüm gibi olmadı, çıkamadı hastaneden suna ablamız. artık lüküs hayat daha da fakirleşmiş olarak devam edecek yoluna.
an itibariyle vefat ettiğini öğrendiğim değerli oyuncu.
asıl adı suna belener olan suna pekuysal, 24 ekim 1933 yılında istanbul'da doğdu. pekuysal, istanbul belediye konservatuvarı şan ve bale bölümü'nde öğrenim görürken, 1949 yılında istanbul şehir tiyatrosu'nun çocuk bölümünde kadri ögelman'ın "artist aranıyor" adlı oyunuyla ilk kez sahneye çıktı. aradan üç yıl geçtikten sonra, 1952 yılında, istanbul şehir tiyatrosu dram bölümü kadrosuna geçti. 1964 yılında tiyatro sanatçısı ergun köknar ile evlendi. 1973 doğumlu sait ali isimli bir oğlu olan sanatçı, tiyatronun yanı sıra televizyon ve sinema filmlerinde de rol aldı.
1984 yılında istanbul şehir tiyatrosu'nda sahnelenmeye başlanan, ekrem reşit rey’in 1933 yılında kaleme aldığı, cemal reşit rey’in bestelerini yaptığı ve haldun dormen’in sahneye koyduğu "lüküs hayat" operetindeki rolünü zihni göktay ile birlikte 14 yıl süreyle aralıksız oynadı. ”büyük bir başarı kazanan ve yediden yetmişe her yaştan seyirciye nostalji yaşatan ”lüküs hayat”ın ardından emekli olan sanatçı, şehir tiyatroları’nda joseph kesselring’in yazdığı ve çetin ipekkaya’nın yönettiği ”ahududu” adlı oyunda konuk sanatçı olarak rol aldı.
adı her zaman türk tiyatrosunun en iyileri arasında anılan sanatçı, 1979 yalında fakir baykurt'un uyarlaması olan "tırpan" daki rolüyle 1980 avni dilligil ve ulvi uraz ödüllerini, "lüküs hayat"taki rolüyle de 1986 sanat kurumu ve 1987 ismail dümbüllü ödüllerini kazandı.
birçok televizyon reklam ve dizilerinde, müzikallerde sanatçılık başarısını gösteren pekuysal, 54 yıl şehir tiyatroları’nda görev yaptıktan sonra, 24 ekim 1998 yılında şehir tiyatroları’ndan emekli oldu. yarım asırdan fazla süredir devam eden sanat yaşamı boyunca 250’den fazla oyunda, 100’e yakın da sinema filminde rol aldı. halen dizilerde ve tiyatroda rol almaktadır.
”sanatçının emeklisi olmaz” ve ”sahnede ölmek istiyorum!” sözleriyle tiyatroya ve sanata olan sevgisini belirten sanatçı, halen dizilerde ve tiyatro oyunlarında rol almaktadır.
an itibariyle vefat ettiğini öğrendiğim türk sinema ve tiyatro tarihinin en değerli oyuncularından birisi. içimden bi şeyler kopardı bu haber ve sanırım kopan şeyler geri gelmeyecek. donuk ve de hissizim şu anda. üzüntüm çok fazla bir tek onu biliyorum. allah rahmet eylesin abla. mekanın cennet olsun.
çocukluktan sevdiğim trt'de lüküs hayatını ve başka dizilerini filmlerini seyrettiğim, hatta tiyatro oyunlarını da gördüğüm büyük oyuncu. böyle yaşlı insanların düşüp bir yerlerini kırmaları tesadüf değildir. aslında o yaşta kemik düştükleri için değil ayaktayken çıtlar ve kırılır, çünkü yaşlı kemikler artık iflas eder, kişi bunun üzerine dengesini kaybeder düşer. ama tabii darbe almadan kırıldığı için bunu anlamaz ve her nasılsa dengemi kaybettim bir an, düştüm kırıldı der. geçen hastaneye kaldırıldığı yazdığında da okuyup üzülmüştüm, acaba diye. hak vaki oldu, mekanı cennet olsun.
çok yaşlı ve halsiz olduğu halde oyunculuğundaki full performansı beni her zaman hayrete düşürmüştü. bu kadındaki enerjinin onda biri bende olsa diyecek kadar bezmiş hayatlar yaşıyorken bir de ölüm haberinin gelmesi... başımız sağolsun.
sanıyorum ki en son röportajını savaş ay'a vermişti pekuysal. sıcaklardan olsa gerek zor nefes alıyordu ama iyiydi - en azından doktoru öyle söylüyordu -
bir ölüye aşık olmak* farklı bir duygu diyordu artık kavuştular işte. ikisi de rahat uyusun.
sol frame de yazılmış 13 giriyi görünce ölmemiştir canım diye düşündüğüm, ölümü konduramadığım, lüküs hayatta kendisini canlı izleme şansını yakaladığım tiyatrocu.
en tanınan ankilozan spondilit hastalarından biri, sanıyorum bu rahatsızlık sebebiyle kalça kırığı vefatına neden olmuş olabilir. iki büklüm ama enerji dolu bir hayat.
tanımam etmem ama bilirim! hemen hemen hepimiz gibi. gerçeğe giden yola girmiş bugün, sözlük sayesinde öğrendim.
bencilliğim yine tavan yaptı. yenemiyorum içimdekini. bir insan gitti bu boyuttan geride sadece bedenini bırakarak ve ben sadece onu görememiş olmaktan, sahnede canlı izleyememiş olmaktan rahatsızım daha çok. elbette gidişine de üzüldüm ama içimde bunları hissetmek, asıl gerçeğin bu olduğunu bilmek ölümünden daha çok rahatsızlık veriyor ve bu da bir kez daha bencilliğimi tesciliyor.
bana içimdeki "ben"in sandığımdan daha da güçlü olduğunu hatırlatan sanatçıdır suna pekuysal. ve gittiği gün bana aslında bildiğimi sandığım içimdeki "ben"in gerçekte ne kadar tehlikeli olduğunu öğreten kişidir.
allah rahmet eylesin, ruhu şad olsun, tanrılar çiçeklerle karşılasınlar, en parlak ışıkla dönsün dünyaya ve en güzel çiçeklerde vücut bulsun tekrar...
ne şanslıyım ki sahnede kanlı canlı seyredebildiğim bir tiyatrocu, büyük oyuncu oldu. derin bir hüzün verdi bu kayıp, hani hep aynı şarkı geliyor insanın aklına bu tarz durumlarda sanki.
bu yaz güneş biraz daha eksik
el ele verin azaldık
yine o tanıdık serinlik
işimiz çok zor...
neşesinden payımızı alamıyorduk eskisi kadar sık son zamanlarda, mecburiyetler, belki başka şeyler, onu uzak tutuyordu bizden. ama kendisi neşeliydi eminim, üzüldüm, çok çok üzüldüm hem de.
son sözü de metin altıok'a bırakalım o yüzden.
canlı performansına tanık olduğumda, izleyenlerin hepsinden genç göründüğünü hatırlıyorum, oysa ki nüfus kağıdında yazan yaşı yarım asır kadar fazlaydı bizden. nüfus kağıdında yazana inat sanatçıların en önde koşanlarındandı küçük büyük ve yaşlı herkesin suna ablası. yüzündeki hınzır çocuksu gülümsemesiyle yarım asırlık fark kapanır, borçlu duruma düşürürdü yaşlarımızı... lüküs hayatı televizyondan izleyebildik bizler, ve yine de tiyatro sahnesinde izler gibiydik kendisini canlı canlı.. şişli'de bir apartmanı yoktu ama, sevgi lüksü içinde bir hayat sürdü.. sevmeyeninin hiç olmadığını hissettiğim nadir insanlardandı(r) ve öyle kalacaktır. zira kahkahasını unutmak kesinlikle mümkün değildir...