stranger than fiction   

adana çık aradan

  1. 2006'nin en güzel filmleri arasına alınması gereken,"marc forster'dan ümide kesmeyelim" kampanyasında ön sıralarda yer alan,harold karakterinin beni birçok yönden etkilediği,kanımca başyapıt olan film.
    (ramyth, 17.04.2007 14:00)
  2. hakkında bu kadar az girinin olmasına çok şaşırdığım film. ancak en çok beğendiğim yanı ise filmin sonu. (dikkat spoiler kokar) filmin sonuna yaklaşınca profesör hilbert, harold'a şöyle der: "ölmelisin çünkü bu onun başyapıtı olacak" film de tam böyle bir başyapıt edasıyla ilerlerken karen eiffel dayanamayarak sonu değiştirir. böylece profesör hilbert'in gözünde sadece "ok" olur. filmin sonunda da bunu hissedersiniz. gayet güzel izledikten sonra böyle bir finalin yakışmadığını düşünürsünüz. ama zaten film de "ok" bitmelidir...
    (talen, 29.05.2007 01:33)
  3. --spoiler--

    en sonunda karen eiffel şöyle der:

    "because it's a book about a man who doesn't know he's about to die and then dies. but if the man does know he's going to die and dies anyway dies willingly, knowing he could stop it, then ı mean, isn't that the type of man you want to keep alive?"

    son derece yerinde bir tespit yapmıştır.

    --spoiler--

    film her şeyiyle vasatın üzerinde. yalnız bir de en sonda bize öğüt veren, ana fikri anlatan dış ses olmasa. bırak güzelim ben zaten anlayacağımı anladım. sonra amerikalılar salak deyince kızarlar bir de...
    (togisama, 07.06.2007 01:31 ~ 01:32)
  4. sıradanlaşmanın sıradanlaşması konusunda gayet güzel dokundurmalar yapan bir film olmuştur. harold crick'in muazzam bir matematik bilgisine sahip olması, yaptığı bütün işlerin kusursuz bir düzen içerisinde olması, kurallara kelimesi kelimesine uyması, sadece bir tane arkadaşının olması, evinde zevk unsuru olarak belirgin bir tarzın bulunmayışı ve dahi kesin çizgiler ile donatılmış bir modernizmin film boyunca izleyicinin yüzüne vurulması, açık olarak ortaya koymaktadır ki makinalaşan insan tasvirini gayet iyi bir şekilde yapmıştır.

    "insanı insan yapan değerler nelerdir?" sorusunun cevabı bu filmde bulunamayacak elbette, fakat modern insanın toplumla daha çok iç içe olurken, aynı zamanda asosyalleşmesi, üstüne yaşama amacını yitirmesi hepimizin artık tecrübe etmeye başladığı bir durumdur, teknolojinin alıp başını yürümesi ile de orantılı olarak, "kendi kendine yaşayan" bir insan figürü blinçaltlarımıza bu yollar ile de eklemleştirilmiştir.
    harold crick'in geçirdiği "rutinler" içinde dolanan hayatın bir "saate" bağlı olması yine sistemin bireyler üzerine yoğunlaştırdığı "mekanikleşme" durumunu yansıtmaktadır. harold, nefes almaktadır, yemek yemektedir, dişlerini fırçalamakta, arkadaşlarının salakça sorunlarını cevaplamaktadır, fakat harold yaşamamaktadır. hissetmemektedir.
    bir insan hissetmez ise nasıl yaşayabilir?
    film, bir yazarın romanı ile yaşayan bir kişi arasında kurulan doğaüstü ilişki ile, kader ve alınyazısı tartışmalarına büyük ölçülerde temas etmektedir. bir yazarın yazdıklarına bağlı olan harold'ın yaşamı, aynı "kader" kavramının önümüze sunulan yanlış çizgisine cevap niteliğindedir.
    sanırım bu filmde öğretilmeye çalışılan tek şey, zincirlerimizi kırmanın bizim elimizde olduğu düşüncesidir. arkadaşı bile olmayan birinin güzel bir kız arkadaşa sahip olması, kendini mutlu etmek için yapacağı bir kaç şeye bağlıdır.

    son söz olarak sanırım buraya şu alıntıyı yapmak yerinde olacaktır:
    "düşüncenin, isteğin ve iradenin olmadığı yerde özgürlük olmaz; fakat özgürlüğün olmadığı yerde düşünce, istek ve irade sözkonusu edilebilir."

    john locke
    (madbrother, 21.07.2007 20:46 ~ 15.07.2008 20:25)
  5. chuck palahniuk un 2003 yılında yazdığı; people together, portraits, personel adlı üç bölümden oluşan kitabı. insanlara dair gerçek öyküler anlatıldığı söylenmektedir. chcuk palahniuk un diğer eserleri gibi ayrıntı yayınları nın çeviri listesinde yer almakta ve ülkemizde de satışa sunulması heyecanla beklenmektedir. son çıkan kitabı nın lullaby - ninni olduğu düşünülürse, bu tarihin çok uzak olmadığı sonucuna varılabilinir.
    (pinkegoboxx, 14.08.2007 18:25)
  6. yazmak, yazamamak, ölmek, sıradanlık ve tabii yaşamak üzerine, ismi türkçeye (ne akla hizmet ise) "lütfen beni öldürme" olarak çevrilen, güzel bir film.
    (be anything, 15.08.2007 22:17)
  7. maggie gyllenhaal a aşık olma olasılığınız oldukça yüksek.bunu söylemekte fayda var.film boyunca suratındaki hüzünlü ifadeyi büyük bir başarıyla korumuş will ferrell, yazdığı romanı bir türlü bitiremeyen depresif haliyle emma thompson, kaçık bir edebiyat profesörü ve aynı zamanda üniversite havuzunda cankurtaranlık yapan dustin hoffman gerçekten mükemmel iş çıkarmışlar.
    yönetmen marc forster da değişik ve absürd bir dünya sunarken bizlere oldukça başarılı. buna yakın şeyleri yapan başka çılgın bir adam için

    (bkz: charlie kaufman)
    (los lunes al sol, 21.08.2007 15:00 ~ 15:00)
  8. gerçek ile gerçek dışının filmde gerçekte buluştuğu ama bizim yaşamımızda,aslında gerçek dışında buluştuğu hikaye .evet bu cümle size çok saçma gelebilir fakat bana göre bu film böyle birşey..kaderimizin bir yazarın* kaleminin ucunda olduğunu bilmek,bununla yaşamak çok zor olabilir ancak kaderimizle bağlantılı olarak sonumuzun da onun elinde olduğunu bilmek daha zordur ve o sonu yazabilmek bir insan için zorun da ötesindedir.
    (farazi, 16.09.2007 18:16 ~ 12.02.2008 00:11)
  9. filmin ana teması; "bir fender stratocaster al, kendini aş, mutlu ol"dur.
    (read my mind, 04.10.2007 16:41 ~ 16:42)
  10. güzel olduğu kadar akıcı olmayan film.
    (zeyneq, 30.03.2008 00:37)
  11. fazla fantastik, saçma, pek de komik olmayan film.
    (chev chelios, 30.03.2008 00:40)
  12. şaşırtıcı senaryosu ve kurgusuyla sizi hemen kendine bağlayan ve hayran bırakan filmdir. yazar - karakter etkileşimini bu şekilde anlatan birçok film bulunmasına rağmen, bu durum filmi izlerken hiç canınızı sıkmıyor. emma thompson'un ve will ferrell'in oyunculuğu ise göz dolduruyor.

    ayrıca gitar sahnesi bir başka güzelliktedir.
    (hidrolaz, 13.04.2008 09:53)
  13. yer yer emma thompson'ın yer yer dustin hoffman'ın hafif deli yazar ve profesör rollerine ve maggie gyllenhaal'ın asi güzel tadındaki duruşuna hasta olduğum şahane film.

    herkeste çıplakayak bir salınma, güzel döşenmiş evler, tutarlı bir kalabalık ve düzgün bir şehir, romantik detaylar... son zamanlarda izlediğim en yazma isteği getiren filmdi. kesinlikle detayları için tekrar izlenmeli.
    (fingerbang, 11.05.2008 22:52 ~ 22:53)
  14. (bkz: la petite fille de la mer)
    (bjaso, 17.08.2008 08:06)