askerim, mamak askeri cezaevinin kapısının önündeyim. içeride bir arkadaşım yatıyor, o gün çıkacak, ben de karşılayacağım ama ne zaman bırakacakları belli olmuyor, bekliyorum. bir başka sigara daha yakıyorum. nöbet değiştiren askerlerin seslerinden başka ses yok. yolun berisinde tanklar, uyuz bir köpek, karşımda ise devasa bir metal kapının içinde normal bir kapı duruyor. pis bir bekleme odasının camından bakıyorum, içerde girecekler var, çıkacaklar var. millet zamanında yatan yılmaz güneyin geyiğini yapıyor, derken bir asker yavaştan başlıyor, "güneş altında tutsaklar..."
aylardan eylül, inadına.
o zaman anlıyorsun aslında bir şarkı olan bu türküyü, niçin türkü dediklerini, niçin mamak türküsü dediklerini...
ilk versiyonunu dinlediğimde vurulmuş oluyorum. o güzel ses, o güzel giriş, o duygular. ilk yapılan işler belki de bu yüzden her zaman iyi, içinde bizden,durumdan, olaylardan,duygulardan geçilmiyor şimdi, hele de dönemini düşününce, o ruh halini yakalayınca daha bir vurucu.
bulunduğun yerden ya da içinde olduğun durumdan sıkıldığında hatta kaçmak istediğinde "ne güzeldir yollarda olmak" dizesi ile umutlandıran, "kömür deposu boşaldı işte mamağa sonbahar geldi" dizesi ile hüzünlendiren iç sızlatan ve iyi insanların kömür deposunun hiç boşalmaması için mücadele etme, bi şeyler yapma hissi uyandıran yeni türkü şaheseri
özellikle girişindeki müzikle çok farklı duygular yaşatabilen bir yeni türkü şarkısı.
ankara şarkısıdır. ankara'lılara daha bir dokunur. mamak türküsü olarak da bilinir.