yediğim, lakin ağzıma koymadan önce çok düşündüğüm, ve de beğendiğim bir besin. kocaman kocaman olan türleri, kırmızı biber, kekik ve kara biber gibi baharatlarla haşlanır ve kürdanla kabuğundan çıkarılmak suretiyle ya da şşüpp diye çekilerek yenir. kusura kalmasın midesini bulandırdığım hassas insanlar...
fransız usülü lahmacun yapan sait iskender adlı gıda şirketinin yemeklerinden çıkan hayvanat.büyük olasılıkla ihraç fazlası bir lahmacundu lakin sözkonusu canlının lütfen beni yeme bakışları yürek burkan cinstendi.
kabuğunu yenileyebilme özelliğini keşfeden kozmetik firmalarınca,kremlerin de içine sokulan hayvan.böylelikle,sayesinde kadınlar ciltlerini yenileyebileceklermiş.yara izleri,çatlaklar,sivilce izleri,deri yanıkları ve yanık lekeleri gibi bir çok deri kusurunu gideriyormuş.ama içinde sümüklüböcek olduğunu bildiğim bir kremi nasıl yüzüme tatbik ederim bilemiyorum.
küçükken duvarda kurumuş halde duran yada sümüğünü yaya yaya giderken elime almada çekinmediğim,salgısının şimdilerde bir kırışıklık önelyici kremin formülünde bulunan çok çok sevdiğimiz hayvan.
duvarda bıraktığı fosforlu izi takiben zaten fazla uzaklaşamamış zat ı alilerini bulup bir tuzluk tuzu tepeleme boca edince üzerine, geriye boş bir kabuk ve yapışkan bir sıvıdan başka birşeyi kalmayan bir garip fani..
ülkemizde büyük ihracat potansiyeline sahip hayvan. yamulmuyorsam dünya üretiminin büyük bir kısmını türkiye karşılıyor. uzakdoğu ve avrupaya giden salyangozların çoğu türkiyeden.
üstüne basıldığında yerle bir olan, kabuğundan da ayırdığınızda vıcık vıcık bir hayvancık oluveriyo. yavaştan yavaştan yol alır, gideceği yere kim bilir ne kadar zaman gider. aynı zamanda hermafrodittirler. tadının pek bi güzel olduğu söyleniyo ama yemedim, yemicemde [ salyangoz yemek iğrenç değildir ama bana görede değil ]. kendilerini tekrar tekrar yenileyebilme özelliğine sahipler.
salına salına yürüyüşleri her nedense beni pek bi mutlu eder.
çocuklar tarafından en fazla eziyet gören hayvandır.hangimiz çocukken salyangoz toplayıp ezmemişizdir.işi daha da iğrençleştirip yaz sıcağında üzerlerine tuz döküp kabuklarından dışarı çıkarmaya çalışmışlığımız bile vardı yazlıkta ki arkadaşlarımızla,hala vicdanım sızlar.hatta bazı çocuklar tüm hafta boyunca toplar haftada bir gün istanbul'dan gelen lokanta sahiplerine kiloyla satarlardı bu hayvancıkları.bizler de ''ıyy nasıl yiyiyorlar bunları''diye düşünür işkenceye devam ederdik.son yıllarda kozmetik amaçlı da kullanılır hale gelmiş bir böcektir ayrıca. annem de cilde olan yararını duymuş olacak ki geçtiğimiz günlerde terasta mandalina ağacının dibinde bulduğum eşşek büyüklüğünde ki salyangozu ''sakın atma yüzüme yapıştırıcam ben onu kırışıklıkları gideriyormuş''diyerek elimden aldı ağacın dibine geri koydu.
anadolu'da küçümsenemeyecek miktarda erkek insan bireyinin ilk deneyimini yaşadığı hayvandır. bu tanıma "oha!" diyenleri kendi fesatlığıyla başbaşa bırakarak açıklayayım. ben de ilk ticari deneyimimi caminin bahçesinden topladığım bir poşet "sümüklüböcüğü" köhne bir "tükanı" olan amcaya satarak yaşadım geniş bir kitleye sahip anadolu çocuğu gibi, 5-6 yaşlarımda. "o ne halt yemiye satın alıyor bunları?" diye de hiç düşünmedim.
bir tarifte ben vereyim.efendimmm.salyangozlar alınır hafif tuzlu suyla güzelce tekrar tekrar yıkanır.düdüklü tencerede iyice yumuşayana kadar kaynatılır.haşlanmış salyangozlar kabuğundan ayrılarak ayıklanır.doğranmış domates,yeşil biber ve mantarla beraber bir tavada sote şeklinde pişirilir afiyetle yenilir.tiksinenler için not:dünyanın en temiz hayvanıdır salyangoz çünkü bitkilerin en güzel filizlerini yer.pis yerlerde asla gezmez.(sümüklü böcekle karıştırmayınız.)son söz.tadı ciğer ve böbrek karışımı gibidir.