bir ses istiyor son günlerde. kararlı, kuvvetli, gerçek bir ses. iç sesini temize çıkaracak, hayata tekrar güvenmesini sağlayacak, sezen şarkılarını onunla beraber tellendirecek bir ses.
zamanı birlikte akıttığınıza asla pişman olmayacağınız biri o. sabah olup da güneş doğduğunda, yakasını karanlıkdan sıyırdığında biliyorum; istanbul 'la eyliyor gönlünü. boğaz'da çay içerken ben geliyormuşum aklına, ankara ya da ve onca hayal peşimiz sıra.
gidiyoruz diyorum, tamam mı? yunanistan bizi bekliyor! dalaras'ı dinlemeye başlıyoruz sonra, rodos havasını içimize çekiyoruz. eğleniyoruz, gülüyoruz, içiyoruz hatta.
kahkalarımızdan başka bir ses yok yakınımızda.
'yare varub dün gece derd-i derunum arz eyledim; saha kalkti gözleri itusozluk'u yol eyledim' şeklinde heyheyler karşısında 'muhteşem'liğini berkiştiren, ana rahminde 'bik bik' uçarılığını kanatlandıran, sikkei ulufeyi sezeniyet.
kuzenlerin en hası,en canı.dost desem fazlası,kardeş desem kardeşten yakın..herşeyimi bilen insan,dertlerimin ortağı,beraber kaldığımız gecelerde sabaha kadar ısrarla susmayan,beni güldüren insan.yahu olsa da lise anılarını anlatsa..
kuzen valla gözümün önüne istanbula karşı demli çaylarımız sabaha kadar süren tavla partileri,ananemin sabaha karşı 4 te kalkıp perde asması,sabaha karşı evden kaçıp ananemi deli etmemiz,ımm gecenin 3 ünde beni gaza getirip buz gibi havuza atlamama sebep olmanız geliyor,yazamadım,daldım gittim hehe..
teyzemin kızı işte,ablam,canım ciğerim.şu hayatta en değerlilerimden..
sırf sözlük ahalisini sinir etmek için sezen aksu şarkılarını ve sezen aksu ile alakalı bilgileri sözlüğe zerk ettiğini düşünüyordum uzun zamandır. ama tanıdıkça öğrendim ki gerçekten de sezen aksu hayranı, fanatiği, fetişistiymiş. en çok da kendisine düşüyor sezen aksu ablamızla illgili giriler girmek. başarılarının devamını diliyorum. amin.
tanıma şansına eriştiğim iyilik meleği, şirinlik abidesi, vefalı dost, sezen delisi yaratık. ne zaman evlerine gitsem gerek derin, gerek seviyesiz(!) muhabbetlerimiz -fonda sezenle- hayatımda yaşadığım en güzel anlar arasında.
içki sofralarından bi hışımla kalkıp koşarak odasına kapanan ve bağıra bağıra ağlayan; sonra hiçbişey olmamış gibi masaya gelip muhabbete devam edip etrafa gülücükler saçan güzel insan...
ayrıca içkinin bokunu çıkarıp sarhoş olaraktan tüm geceyi rezil edip herkesin nefret dolu bakışlar attığı beni, bir anne şefkatiyle banyoda yerlerden toplayarak balkona çıkaran ve o soğukta beni ayıltmaya çalışan bir güzellik...
taksimde kazıkazana bir öğünlük yemek paramızı bayıldığımız, -kendi deyimiyle- "kumarbaz olmaya açık kişilikli" nehirim...
tam sezen aksu parçaları dinlerken, girilerine rast gelip unuttuğum şarkıların sözlerini hatırlatan yazar. durduk yere sezen aksuya boğuldum bu yüzden. çıkamıyorum bu gece.
biz fanilerin göremeyeceği şeyler görüyormuş son günlerde. gaibden haberler mi alıyor desem, öte dünyadan sesler mi duyuyor desem, yoksa sadece sonu için izlenmeye değer bir filmin kahramanlarıyla mı hoş beş ediyor desem bilemedim..
onun hakkında emin olabildiğim tek bir şey var. ne yaşarsa yaşasın fonda sezen çalıyordur ve şu aralar büyük ihtimalle,
"seni pamuklara sarmalar sararım,ne bedel isterim ne hesap sorarım"diyordur müziksetine eşlik eden sesi..
bugün her küfre varan cümlemi, büyük bir hoşgörüyle savuşturmuş, dünya ahvalinden şikayet etmemi yasaklamış, kendisine bir günlük *gel ne olursan gel molası vermiş, konya gezisi dönüşü görülesi, aşka daha bi inanmış, kendisini mutluluk hormonu yapıp, paketleyip piyasaya sürmeyi tasarladığım yazar kişi..
özlediğimdir..uzun zamandır konuşamadığım kuzenimdir.zira eve çıktığımdan beri ne gidip kalabildim ne tek kelime konuşabildim kendisiyle.
hayat bu,sürekli bir çabalama hali.sevdiklerini bile unutabiliyor insan bir süreliğine.burdan kendisine sesleniyorum ; en kısa zamanda kahkaha dolu,saatlerce konuşup beni uyutmadığın bir gece geçirmeliyiz.ihtiyacım var çok.
incelikler yüzündendi herşey, sırf bu yüzden. oysa sen de kötü olmalıydın, hayatta kalabilmek için. işte bu yüzden kalbimiz dört odacıklıydı belki de. dört kişi birbirine değmeden sığardı içine ve birinden biri çekip gittiğinde üzülecek bir şey kalmazdı geride küçük bir diş ağrısından başka. şarkılar yanılmazdı hiç..
şu aralar dünyada gerçek olan tek şey, hayal kırıklıkları, düşbozumları, mutluluk sonrasının kederli zamanlarıymış gibi geliyor ona.
aştığımızı sandığımız konuları aslında aşamadığımızı anladığımız anlarda yaşanan öğretici bozgunlardan birini yaşıyor.. dert etmediğimizi, unuttuğumuzu sandığımız sorunların günün birinde nasıl da yerli yerinde durduğunu, hiçbir yere gitmemiş olduğunu gördüğümüzde yaşadığımız o köklü bozgunlardan biri.
insanın içinde neler olup bittiğini kim tam olarak bilebilir ki?
gecenin 3'ünde patlamış mısır ve tencerede pişip şişmiş sosis taklidi yapan,
makarnanın altını 8 saat açık bırakıp,yangın çıkarmadan durumu kurtarabilen,
açılmayacak fallara saatlerini harcayıp,iskambil kağıtlarıyla boğuşan,
iskambil kağıtlarındaki papaz,kız ve vale'nin tipine benimle birlikte 10 dakika gülebilen,
evinde 8,sokakta nice 8 kedi besleyen,
ismail isimli dişi bir kedisi olan,
bulaşık makinesinden çok fazla şey bekleyen,yakındır yemeği de o yapsın,çamaşırı da o yıkasın demesini beklediğim,
kedilerin içinde kunduri isimli bir siyama prenses muamelesi yapan,o'na sarılıp uyuyan,
ergenlik dönemini acıklı radyo programlarını kasetlere çekerek,cezmi ersöz okuyup hayata lanet ederek geçiren,
içli,güçlü,kuzenim...
postacı, sapsarı kocaman harflerle deli kızın çeyizi yazan kırmızı kutuyu elime tutuşturduğunda oldu bitti herşey..
gözlerimden süzülen yaşları kimselerden, hele hele sevecen bir postacıdan saklamayacak kadar büyümüşüm meğer. duygularımdan utanmamayı uzun bir zaman önce öğrenmiştim zaten. "gerçek bir dostluk öyküsü galiba" dedi, bana teselli vermeye çalışarak. "evet" dedim, "belki de tek gerçek dostluğun öyküsü bu"
biricik papatyam,
mum çiçeği artık açmıyor. açsa da şu an için bir şey ifade etmiyor, odam buram buram paketi açılmış içinden bi tanecik çalınmış vanilyalı tütsü kokuyor. kim takar mum çiçeğini?
sen benim kimseye anlatamadığım (anlatamayacağım ve anlatmadığım) şeylerin, boğazımda düğümlenen kelimelerin sondaj aletisin. bunu şimdi daha iyi anlıyorum.
deli kızın çeyizi'ni çok sevdiğimi söylemeliyim, ayakkabı kutusu olduğunu sen yazmasaydın fark etmezdim bile. içindekilerle o kadar meşguldum ki, dışında puma yazdığını görmedim. aç parantez gülücük kapa parantez.
deli manyak ve ölü deniz taşları başcumda duruyor, yanında kırk oda, onunda içinde ponponlu kitap ayraçlarım var. pembeye çalan maskem duvara çivilendi bile ve hemen sol tarafında sezen fotoğrafı var. mektubunsa... onun nerde olduğunu kimse bilmesin. defalarca okuyorum onu. kelimesini değil, virgülünü kaçırmak istemiyorum. ve sana bunları yazarken yeşil tokam, kaküllerimi sıkı sıkıya tutmuş vaziyette.
sabahlara kadar gülmekten uyuyamadığımız geceleri, dünyanın en hafif kontak şarkılarını ağlama krizleri arasında dinleyişlerimizi, pijamalarımızı üstümüze geçirip kelimenin tam anlamıyla baygın düşene kadar sohbet edişlerimizi, sohbetin en hararetli anında başımdan aşşa döktüğüm her kahveden sonra elinde bezle beni yeni yıkanmış çamaşır gibi çitiliye çitiliye sildiğini düşünüp düşünüp üzüldüğüm yetmezmiş gibi, bir de çeyiz çıkarttın başıma..
sakın oralara alışma. ben seni buralara bekliyorum!
kötü anlardan, iyi hatıra olur sözünün yeryüzündeki temsilcisi. şöyle ki, neşeden ve gariptir aynı anda gamdan, küle dönen sigaraları, sevgili babası geldiği vakit, kızının tepeleme doldurduğu kültablasını görmesin diye cebine sokmayı başaran, sonrasında da kahkaha krizleri esnasında bana bunu anlatan seviyeli bir deli, akıllı bir tuhaf..