sözlük yazarlarından şiirler   

 sayfa  / 3
adana çık aradan

  1. şairliğe yeltenmiş yazarların şiirleri veya şiirimsileridir. mesela:

    durgun ayrılık

    sanki masanın karşısında değil de
    boğazın diğer yakasındasın.
    sesleniyorum, duymuyorsun.

    sanki gözlerime değil de boğaza bakıyorsun.
    dibini gör, dibini gör…
    açtım bütün açmazlarımı,
    saydım bütün kaygılarımı,
    dibini gör.

    senin değil, yargıcımın sesi.
    öyle soğuk, titremeden gelen…

    ellerin ise, cellâdımın.
    yine soğuk, ve yine titremeden…



    bağrımdan çıkanı kulağın duyuyor mu?
    (neazadem, 08.05.2008 18:05)
  2. aynadaki ben miyim, yoksa aynanın kırık yüzümü?
    saçları beyazlamış ruhumun, kan görüntüsü
    gözyaşları, çizgilerde ırmaklaşarak çağlayan, deli fırtına gibi.
    tarak dişleri gibi, kırılmış ifadeler.
    boşlukta uçuşan düşünceler balon misali.
    oysa,
    sen değil miydin sevgi ve hoşgörülü, seni üzenlere karşı kulağı tıkalı.
    değil miydin hayata hep gülen gözlerle bakan,
    arkasını dönüp gidenlere kırılmadan.
    ey aynadaki yüz,
    sen değil miydin yüreği parçalı.
    ağır kalkan elim,
    hadi, kır aynadaki görüntüyü, bırak yüzündeki hayal kırıklıklarını,
    hadi değiştir artık çehreni, bakan gözlerinin rengini,
    gör, siyahla beyaz arasındaki güzellikleri.

    bak erguvanlar açtı, bahar mevsimi.
    sevmenin zamanı artık hayatı ve kendini…
    (baharda geldim, 08.05.2008 19:08)
  3. (bkz: postmodern şiir denemeleri)
    (hülleci, 11.05.2008 13:03)
  4. ölüme kaçarken aşka tutulmak

    hanfendi beni aşka tutmayın
    yetişmem gereken bir ölüm var
    toprağıma sabırsız
    kırmızı bir gülüm var.
    -onu incitemem-

    rica ederim beni saza tutmayın
    demin de bahsettim
    bir ölüm üzereyim
    teşrif ederseniz size türkü söylerim
    sağdan üçüncü kabir
    -girişler güle tabidir-

    yalvarırım beni şiire tutmayın
    anca varırım cebimdeki kafiyelerle
    bakın saçlarım telkin vermede
    sizinle tanışmak güzeldi ama…
    müsaadenizle.
    -bakmak güzeldi, gözlerinize-

    — sizi kalbimde kimsecikler görmez.
    — efendim?
    (neazadem, 21.05.2008 10:41)
  5. (bkz: yüreğimin dehlizleri)
    (deniz büyücüsü, 21.05.2008 11:48)
  6. bursa'nın taşları mıdır ufak olan yolları mı?
    ben miyim ne istediğini bilmeyen,insanlar mı istedikleri mi veremeyen?
    hep mi yanlıştım,sonradan mı bozuldum?
    yüzüm gülmeyi unutmuşcasına,niye ağlıyor kahkahalarla?
    hangi kıyıda bıraktım coşkumu?
    hızına yetişemediğim kimin umutları,benimkiler nerede?
    adım ne,yaşım kaç?
    bursa'nın taşları mıdır ufak olan yolları mı?
    (damlaska, 21.05.2008 17:44)
  7. belki de hak ettim ince, kambur bir ağaçta
    eski bir sehpa üzerinde asılmayı, deniz gibi, hüseyin gibi...
    bilmiyorum nasıl oldu, neden oldu?
    yanılıyor orhan veli
    her şeyi anlatmak mümkün değildir
    insanlar anlatabilseydi her şeyi
    peygamber olurlardı belki de

    ben gülün dikeni olmadım hiç, olamam.
    can yakamam ben, kalp kıramam.
    acem ülkesinin güzelliğini anlatmak isterim
    sahra da güneşin altında çatlayarak ölenler anlaşılır
    ben güle diken olmadım hiç, olamam
    şems'ini kaybetmiş mevlana gibiyim.
    başıboş, çaresiz, rüzgarın götürdüğü bir yaprak...
    bilmiyorum nasıl oldu, neden oldu?
    cevabım yok hiçbir soruya.
    bilmiyorum,
    bir şiir yeter mi, düzeltmeye hataları,
    bir şiirle düzelebilir mi hatalar.
    yanılıyor orhan veli,
    her şeyi anlatmak mümkün değildir.
    kelimeleri hafife alamazsınız,
    artlarında ki anlamları çözemezsiniz,
    oysa iki kelimeyle neler yapılabilir,
    nelere mal olabilir.

    ve akşam oldu hüzünlendim ben yine
    güle diken olmuşum, suçum yok, günahım yok.
    ben güle diken olamam,
    kalp kıramam, can yakamam,
    yaş akıtamam gözlerden.
    şems'imi kaybettim, bulamıyorum.
    gözlerim sadece bakıyor boşluğa
    ayaklarım sadece eziyor toprağı
    kelimelerin anlamlarını anlayamamışım
    o saklı anlamları, aldanmışım.
    bilemiyorum...
    bir şiir yeter mi, düzeltmeye hataları
    düzeltilebilirr mi, hatalar?
    ve akşam oldu, hüzünlendim ben yine
    güle diken olmak istemedim ben.
    ben, ah ben....
    (psikopat yazar, 23.06.2008 13:24)
  8. koridor

    anladım ki bu koridor hayat yoluymuş,
    her açılan kapı geri dönülmez bir yolmuş.
    demiş ya üstat;dönülmez bir akşamın ufkundayım,
    işte ben de böyle bir koridorda yaşamışım.

    veysel uzun ince bir yoldaymış,
    sadık yarinin kara toprak olduğunu anlatmış.
    demek ki koridor gibi yolların son durağı;
    asırlarca hiç değişmemiş kara toprakmış.

    bu koridorda insan bir sevinç yaşamış,bir ağlamış.
    bu hayat yolumsu koridor hiç boş kalmazmış.
    yeni doğan bebeğe sevinen,ölüye ağlayan insan;
    meğer senelerce nasıl da yanılmış.

    yıllarca koridorun sonuna bir çoğu varamamış.
    ya ayağı kaymış ya istikametini şaşırmış.
    doğru yaşamışsa bu koridorda insan;
    ha cahit sıtkı gibi otuz beşine ağlamış,
    ha da necip fazıl gibi yetmişini yaşamış,
    neye yararmış.

    biri zengin yaşamış burda,diğeri yalnız kalmış.
    sonunda hepsi bir beyaz elbiseyle,iki tahtayla uğurlanmış.
    yıllarca burdan kalkmış yahya kemal’in sessiz gemisi,
    hiç kaçıran olmamış,hiç boş gitmemiş bu sessiz gemi.
    (ece tuna, 23.06.2008 14:08)
  9. sor…
    ayrılık insana acısını tattırıyor mu?
    terk edene değil,sevene sor.
    bir kitap insanın hayatını nasıl değiştiriyor?
    orhan pamuk’un “canan’ına’’ sor.
    bir gecede on binlerce insan nasıl ölüyor?
    mütaitlere değil,istanbul depreminde ölenlere sor.
    bir gülücük nasıl değiştiriyor insanın dünyasını.
    bakıcılara değil,malatya’daki yuva çocuklarına sor.
    bir cenaze töreni nasıl hayatı değiştiriyor?
    yaşar alptekin’e sor ki anlayasın bu dünyayı.
    bir şarkı bir gecede nasıl insan öldürüyor?
    murat kekili’ye değil,intihar edenlere sor.
    bir uçak kazası nasıl kara kutuya gömülüyor?
    hiç kimseye değil,ısparta’daki uçak kazasında ölenlere sor.
    bir yağmur yazın nasıl şehri değiştiriyor?
    buluta değil,ankara’daki sarı buğdaya sor.
    bir kar fırtınası nasıl bitiriyor hayatı?
    enver paşaya değil,sarıkamış şehitlerine sor.
    bir öğretmen öğrencilerini nasıl değiştiriyor?
    arka sıradakilere sor ki anlayasın bu dünyayı.
    açlık insana neler yaptırıyor?
    dostoyevski’nin “rasnalnikov’una” sor.
    bir önder küllerden nasıl bir ülke çıkartıyor?
    iltilat devletlerine değil,kurtarılanlara sor.
    bir facia(çernobil) nasıl söndürüyor gencecik hayatları?
    rusya’ya değil,kazım koyuncu’ya sor.
    ölüm korkusu neler yazdırmıyor ki insana?
    cahit sıtkı’nın 35 yaş şiirine sor.
    bir işgal ülkeyi nasıl kemiriyor?
    süper güce değil,ıraklı mahmut’a sor.
    bir aşk nasıl bitiriyor insanı?
    leyla’ya değil,çöllerin mecnun’una sor.
    küresel ısınma nasıl bitiriyor yaşamı?
    devletlere değil,ormandaki ceylana sor.
    bir dizi nasıl hayatları bitiriyor?
    yapımcılara değil,okul bahçesinde ölenlere sor.
    yer altında yaşam nasıl?
    mafya babalarında değil,taş ocağı işçisi mehmet ustaya sor.
    gece nasıl,yıldız nasıl,karanfil nasıl,anam nasılı
    bakan körlere değil,doğuştan körlere sor.
    yalnızlık nasıl üzüyor insanı?
    mahpustakilere değil,huzur evindeki emine teyzeye sor.
    bir silah nasıl öldürüyor?
    magandalara değil,sünnetinde ölen ali’ye sor.
    bir yıldız nasıl alkolle sönüyor?
    azrail’e değil,barış akarsu’ya sor.

    yatak nasıldır diye sorma sokaktaki mustafa’ya.
    şöhret nasıl diye sorma yapımcılara,
    sor yıldızı kaymış eski şöhret ata’ya.

    sor sor bunları,belki kendine,
    anlarsın bu dünyayı kendi mevkince.
    (ece tuna, 23.06.2008 14:09)
  10. kayıp sevgiliye…
    önümdeki engin denizden,
    yarin hasretiyle bir buse beklerim.
    ne zaman kıyıya yanaşan bir kayık görsem,
    yarim seni özlerim…

    gözlerim dalar denize,
    seni bulmak ümidiyle.
    yarim sen burnumda tütersin,
    deniz köpürdükçe.

    beklerim,isterim dalgalı denizden seni
    acaba şimdi hatırlıyor musundur beni?

    seneler çöldeki kum misali uçar gider benden,
    saçlarım inadına beyazlar.
    kokun dalgalanır istanbul semalarında.

    burada seni bir ben hatırlarım,
    birde deniz kabuklarından yaptığımız ev.

    ada’daki eski yalıya kayıkla gider,
    hatırlarımızı süzer,orda da ağlarım ben.

    adımızı kazdığımız koca çınarın altında
    faytonla gezdiğimiz karanfil sokağında
    beklerim,beklerim ben seni…

    bir istanbul kaldı burada,bir ben,birde senden kalan eski semaver
    gece semaveri alır,içmeme çok kızdığın sigarımı yakar
    geçerim yakamozun karşısına,
    beklerim seni beklerim ben…

    denizde fırtınalar da kopsa nafile
    beklerim seni,
    içimdeki fırtınalar dinmedikçe.

    sabah sensiz istanbul,birde martılar uyandırır beni.
    eğer beni özlemişsen,
    atla bir kayığa çık gel istanbul’a.
    belki bulamasın beni kumsalda.
    eğer kumsalda bir çift eski sandalet,ateşi sönmüş bir semaver bir de
    üç beş parça elbise bulursan bil ki;
    yanına gelmek için atlamışım denize ben…
    (ece tuna, 23.06.2008 14:11)
  11. yalnızım göçen dostlar

    19 ağustos 1999 istanbul depreminde ölenlerin anısına…

    eski konaktan caddeye bakıyorum.
    kar iniyor gökten,
    giyiyor gelinliğini,koca gelin istanbul.

    cadde ıssız ben ise yalnız,
    beyazlıyor saçım,kalmıyor saçımda karam.

    konakta turlar,
    masayla,şamdanla sohbete dalarım.
    gerçi bulamam onlarda da sizi ya.
    ama yalnızlık neler yaptırmıyor ki yalnızlara.

    bazen çatı katına çıkar,
    yıkılmış dünyama bakarım.
    şaşırırım eski dünyamdakilere.
    nelerim varmış da ben bilmezmişim,koca dünyamda.

    hatırlıyorum o günleri.
    depremden önceki gülücükleri,gürültüleri.
    dostları,köpeğimi,eşimi.
    şimdi onlar karşı dünyada,
    ben ise yalnızım burada,bu dünyada.

    fotoğrafları su alan çatı katından sonra,
    birde gözlerim ıslatır burada.
    üzülüyorum ağlıyorum konakta,
    geçen günler geri gelmiyor ki,bu dünyada.

    zeki müren çalıyor bu konakta.
    hatıralarınız kalbimi dolduruyor,
    şarkılarla plaklarla burada.

    deprem tanrıdan ama,
    sizin acınız var,
    99’dan bu yana.
    artık düşman oldum her ağustos’a.

    ben ağlarım dururum biçarece burada,
    bilmem ne kadar yerinizi doldurur,
    istanbul karla fırtınayla…

    bilin ki yalnızım göçen dostlar,
    ağustos’tan bu yana…
    (ece tuna, 23.06.2008 15:07)
  12. geceyi yalnızlığa böldüm
    kalanları kahveme döküp kalbime
    şarkılardan sözler çalıp, kaldırımlara çarptım
    düş-örenleri artık çağırmasın diye
    (geber marla singer, 25.06.2008 12:31)
  13. tek derdim seninle ,görüşebilmekti bebeğim
    istedim ki sor bana saat kaçta geleyim
    ne umutlar besledim bugün için seninle
    çikolata bile alcaktım, yeter ki kal benimle

    anadoludayım dedin ,ben gelemem oraya
    bittim işte o an, başladım ağlamaya
    hanfendi geçemezmiş bugün bu yakaya
    gittim yem aldım omuzumdaki sakaya

    hay azına sıçaydım, ben kahpe dünyanın
    33 lük sise bira, yanında da patates kızartması bile vardı be biriciğim
    neden ama ya, var ya, üff be
    biter benim şiğirim, ağlayarak uzaklaşır ve giderim...
    (neva, 17.07.2008 16:20)
  14. seni tanıdığım güne lanet edeceğimi bilmeden
    küçük alevlere bölüyordum kimliğini o gece
    hıçkırıklardan söktüğüm en canlı, en temiz ciğerin
    en kırmızı, en sert kesiminden
    kocaman bir yalan elde edişimin yedinci gününde
    kafandan yüreğime sarkmış kirli düşüncelerini görmezden gelip
    gelecekten bir ümit bekliyorduk
    gideceğinden değil de kalacağından emindik
    oysa ki biz
    kalacağından emindik

    ve sen
    eline aldığın her bıçakta hep aynı yüreği kesiyordun
    ve o bıçakların
    üzerine bulaşan her kan damlasını
    her yalayışında
    bir kelebek ölüp
    tırnağına karışıyordu
    anlıyordum ki
    sen değil kan kokuyordu
    hayatıma giydirmeye çalıştığım elbiseler

    gitmeyeceğinden emin olduğum her an
    sensizken beni boğan
    başımı döndüren
    yaslandığım her duvar
    elimi dokunduğum
    özünü yitirmiş bir geçmişi mırıldanıyordu rüzgar
    sancılarımla örülü hayatıma getiriyordu o anları
    rahat uyuduğum geceleri
    gözlerimden sökerek alıyordu


    ve cam bir bardak
    elinden yere düşüp
    iki kocaman parçaya ayrıldığında
    kırıklarını sen diye
    damarlarıma gömüyordum
    çünkü sen
    bana bir akşam vakti
    aynı rüzgarla gelmiştin
    ve içimde kendini asan kızın bedeni
    her rüzgar esişinde
    biraz daha eksiliyordu şimdi

    aslında sabırdan anladığım
    tek şey
    saçlarımı geriye toplayıp
    senin hiç bilmediğin bir makası
    parmak uçlarımla kavrayıp
    doğrayıp kestiklerimden ibaretti
    senin her şey dediğin
    sonsuzluk
    doğmamış bir çocuğun
    yüreğinde atıyordu
    ve sen
    elindeki bıçakla
    hep aynı yüreği kesiyordun

    sahte güzelliklerinden yara bandı yaptığım
    varmış gibi yapan
    bir yalanın boşuna yaşanmışlığıydı
    şimdi sadece
    sesini ve kendimi kilitlediğim bir dolap,
    sen diye kokladığım
    gece yarıları vardı
    (boğazda kalan portakallı draje, 17.07.2008 16:56 ~ 16:56)
  15. içimi alıp götüren ezgilerdir
    senin gibisine benim gibisi ne gerektir
    yoksa yeryüzünde yaşamak bir heves midir?
    gözlerin kaçıyorsa benden
    sanma ki kaçarım senden
    yakışmazsın sen bana
    yakışmazsın yanıma
    ben yalnız bir askerim
    bir amazon da diyebilirsin bana
    yok, yok be civanım
    sen küçüksün
    yetişemezsin boyuma
    ulaşamazsın ki bana
    senin cüssen büyük
    benimse yüreğim
    senin vicdanın küçük
    benimse kötü niyetim
    olmaz mı?
    olmaz mı?
    derler ya hep peşinden
    olmaz ya can olmaz
    yapamayız sen ve ben

    …….

    görür müsün hiç
    görmezsin ki
    bu ahenk, şu melodi
    amalara görünmez ki
    duyuyor musun sen de
    sana olan sevdamın acısını
    sen söndüremezsin ki
    ziyanmışım sana ya
    ziyanmış ya gülüşüm sana
    gülmem be can
    gülmem bir daha
    yeter ki sen ziyan olma
    işte güç budur yar
    işte sevda budur
    sen bunlara ulaşamazsın
    sen bana yakışmazsın
    zayıfsın, biçare, zavallısın
    ben yüceyim
    beni yüce eden benim aşkım
    sen değil
    offf mevla’m
    yüce mevla’m bana gösterdi
    yüce mevla’m


    sevdamın en yücesi istanbul sevdasıdır
    senin değil
    istanbul kadar güzel, yüce
    istanbul kadar esrarlı olsaydın
    aşkım bitmezdi
    küçümsemezdi!
    (deliyayla, 17.07.2008 16:59)
  16. su faturalarını öderken aklıma geldi
    banyodaki sevişmelerimiz...

    (bkz: haiku)
    (diazepam, 17.07.2008 17:01)
  17. şöyle tanıtayım size kendimi
    sözlükte yazarım, şiir yazarım
    bazen usluyum da, bazen bendimi
    hiç düşünmeyerek çiğner aşarım

    son zamanlarda hiç yazamaz oldum
    derdimi kağıda dökemez oldum
    o bilmeceyi hiç çözemez oldum
    neden böyleyim ben, bilmem şaşarım

    girilerim artık bir kaç bakınız
    ya da kısacıklar, eksi basınız
    oy veren ibneyi, hiç takmayınız
    elbet düzelirim, elbet coşarım

    haftanın kralı iki girim var
    iki değil yirmi olsa ne çıkar
    insan dediğin tek kendine zarar
    ben benle evlenip beni boşarım

    syntax oldum yine derdi söyledim
    bazen müslüm, orhan, ferdi söyledim
    ben kahpeyi sildim, merti söyledim
    düşe kalka bazen aşka koşarım
    (syntaxerror, 17.07.2008 17:13 ~ 17:14)
  18. (bkz: giden sevgilinin ardından yazılan şiir/!ipo)
    (ipo, 17.07.2008 17:15)
  19. (tamamlanmamış bir şiir)
    kalıntılar

    kaç bahar, geçti sensiz
    kaç kış seni aradım,yağan karda
    kaç gün doğuşu gözlerim,düştü yollara
    sen gelmedin...

    hangi şarkıya feda etmedim ki göz yaşlarımı oysa?
    hangi tabuta girmedi ki bedenim yokluğunda?
    hangi hane barındırdı seni gizliden gizliye?
    hangi rüzgar dağıttı tel tel saçlarını?
    benden uzakta...

    yâr neredesin, ne haldesin
    ne bülbülde ne de güldesin
    artık ne hayalin yetiyor ne de solgun resmin,
    hece hece dilimdeyken ismin
    dayanmıyor yüreğim bu ızdıraba
    gel diyor ıslak kirpikleriyle gözlerim,
    ve kifayetsiz kalıyor derdimi avutmaya
    kalıntıları kalmış sözlerin.

    akşam sahici bir yağmur iner gökyüzünde
    damla damla yağar gönlüme.
    dalgalar hoyratça sahile vururken,
    ben seni düşünürüm;
    ellerimde bir avuç hüzün ile.
    her köşesi tutulmuş kafeslerden
    kurtulacak dermanım kalmadı artık;
    gel dedikçe kaçan yüreğin,
    her gurbeti bir zindan eyliyor.
    sen olmadıkça.....
    (sen benim bir külah dondurmam, 17.07.2008 17:24)
  20. ben değildim hayattı
    pasaklı olan ben değildim anne, hayattı,
    ne kadar süpürmeye çalışsam da bu süprüntülüğü olmadı!
    yanlış olan ben değildim anne, hayattı,
    yaptığım tüm yanlışlar doğru sandığımdandı!
    değişen ben değildim anne, hayattı,
    kime kapılsa yüreğim hataydı, hatalarım aşka sevdamdandı!
    büyüdüm anne!
    ” acaba okula başladığı günü görecek miyim? ” diye sabırsızlanırken sen,
    ben hayata başladım anne...
    hayata başladığm günü görünce yıkıldın anne
    çünkü sen yüreğimin de büyüyeceğini hiç hesaba katmamıştın.
    büyüdüm anne ve farkedemeden yüreğimi de büyüttüm anne!
    yenildim anne!
    yıkıldım... dizlerimin üzerine düştüm,
    avuçlarım kanadı anne ama düştüğüm yerden kalkmayı öğrendim.
    hayat kendi doğrularıyla zımparalıyor insanın yanlışlarını anne!
    doğruları öğrenirken çok şey alıyor insandan...
    çok şey öğrendim anne ve ne çok şey kaybettim bu oyunda!
    büyüdüm anne;senden gizli büyüttüm ruhumu
    çünkü senin istediğin gibi değildi içimdekiler anne.
    ne kadar ayıp, yasak, söylenmez, yaşanmaz varsa içim gidiyordu anne,
    yaşamak istiyordum, söylemek ama hep içimde tuttum anne.
    öldüm birgün anne... öldürüldüm... öldürüldü ruhum anne,
    açtığımda gözlerimi içimde durmuyordu ruhuma sakladıklarım, taşıyordu.
    söylemedim anne ama birgün sen duydun,
    kaldıramadım fikirlerimi, intihar ettin anne derin susuşlarla...
    o zaman anladın ki küçük kızın büyümüş,
    seni ezdiğimi sandın anne,
    seni ezen ben değildim anne, bizi ezen hayattı
    ve ben ne yapsam olmadı anne.
    doğru kararlar almak zorunda kaldım hep,
    oysa hayatın kendisi koca bir yalan değil miydi anne?
    unutmayı öğrettin bana, unutmam gerektiğini!
    susmayı öğrettin anne, oysa söyleyecek ne çok şeyim vardı benim!
    yok olmayı öğrettin bana anne hayatı öğretiyorum sanarken,
    silik kalmayı, farkedilmemeyi oysa yapacak çok şeyim vardı anne...
    sen omuzlarıma ağır bir yük bindirirken her umut dolu bekleyişini,
    ben ezildim sana veremediklerimin ağırlığı altında.
    gidemedim anne, kalamadığım gibi...
    sıkışıp kaldım hayatta anne,
    ne senin istediğin gibi olabildim anne ne de kendi istediğim gibi yaşayabildim!
    iyi ki doğdun anne ama beni doğurmamalıydın,
    içine düştüğü ilk günden acı veren ve
    tükettiği günler boyunca acı verecek olan beni doğurmamalıydın anne.
    yanlış olan ben değildim anne, hayattı...
    sıkışıp kaldım anne, ne gidebiliyorum ne de kalabiliyor!
    (koyumavi, 17.07.2008 17:33)
  21. önce gözlerim ister gözlerini
    sonra dudaklarım çağırır
    cennet zehrinin tadını
    her seferinde kandırdığını
    kandırdığında güldürdüğünü
    güldürürken öldürdüğünü..

    yazar notu : bu şiir hayatımın iki senesini benden aldı.
    (mina harker, 17.07.2008 18:16 ~ 18:17)
  22. duyguların birikmişliği içindeyken, ele alınan küçük kağıda aktarılan, içinden geldiği gibi yazılan bir şiirdir kendileri....

    sevgimin hiçbir amacı yoksa
    neye yarar ki bu gözyaşları,
    akıtılması geç kalmışken,
    her güzel şey gibi…
    hüznün özlemi dudaklarımdan damlayan sözler…
    çığ tanesi gibi büyüyor çığlıklarım içimde…

    kaybedilmeyi bekleyen bir yenilgi benim ki…
    ya da kabullenmek hatalarımı…

    alkışlamışken gönlümü gururum,
    şimdi,
    boynu bükük cevap vermiyor olaylara,
    etkim olduğu halde tepkisi yok sanki..
    yaşlanmış gibi,
    yorulmuş gibi ellerim…
    bir sadelik içimden geçen…
    ben olmak her şeyle birlikte,
    düşünmeden hayallerimle yaşamak benliğinde…
    (tosbağa, 17.07.2008 21:26)
  23. (bkz: şimdi sen olacaktın yanımda)
    (dedim ve noktayı koydum, 17.07.2008 22:19)
  24. önce kendimi anladığımı anlayıp
    sonra sıradanca anlatabildiğimi..
    korktuğum , kendim - içim - değil aslında,
    seçtiğim sözcüklerin sırıtkanlığı.....
    herkes önüne bakar bakar da ,
    ben sadece içime.....
    diyor montaigne.

    al biraz herkesten,
    biraz da montaigne'den ;
    budur, önce içine,
    sonra önüne bakan ben.

    içimde hep yeşilimsi duygular,
    adeta özgürlüğümün podyum provası.
    önüme düştüğünde pembeye çalar kahrolası!..
    esince toz bulutunun toz pembesi
    ondandır cazgırlığımın öfkesi.
    ahhhh ah..

    bir iç özgürlüğüm derdim,
    bir de dış özgürlüğüm.
    içim beni yakmadı ama,
    dışımdaki kundaklama sistemli.

    görmediğim her ,
    ilkinde ilginçtir bana.

    bilmediğim her konu,
    ya enayiliğimin ya da
    mülayimliğimin dikenli yolu.

    gördüğünüz gibi
    hiç bir şey anlatamadım cancağızım
    benim,
    seni anlatmak değil yaşamak lazım.
    (diyordu sevgilim.)



    bir zamanlar kendimi anlatan bir şiir yazmak istemiştim...işte bu o şiir..
    (aysigma, 24.07.2008 12:38)
  25. yavaşça ört yalnızlığını üstüme
    hafiften üşür gibi oluyorum
    ve çıkarken lütfen söndür

    yıldızları


    uyuyamıyorum...
    (tenceredekietlibamya, 24.07.2008 13:26)
 sayfa  / 3