en iyi sesin analog ses olduğunu bilenlerin yapacağı bir eylem. zira cd koleksiyonu yapmaktan tek farkı ses farkıdır, eski ve ilk basım plakları sahafları ve plakçıları didik didik ederek bulmak mümkün, tabi işini bilen plakçıların bazı plaklara koydukları fiyatı gözünüz keserse..
büyük emek ve sabır gerektiren bir hobi..o güzelim plakları bulmak kadar muhafaza etmekte oldukça güç..muhafaza etmek konusunda fikir vermem pek sağlıklı olmaz ama nerde bulabileceğiniz konusunda yardımcı olabilirim..
anneden babadan gelen geleneği sürdürmek, nica hatıraları olan plakları dinleyerek mutlu olmak ve ileride o plakları kendi çocuğuna verme hayali kurmaktır.
plak 20. yüzyılda ses aşığı herkesin miladıdır.
çok gecelerim oldu, arkada pikapta dönen plak eşliğinde sabahlamalarımız
o dönerdi, bizim muhabbetimizde döner dolaşır analog digital tartışmasına dönerdi
hem de herkesin hem analogu hem de digitali savunduğu ve yerdiği
hem de herkes severdi, herkes pro tools'a mahkumdu ama tape recorder'ını kimse tozlu kuytulara kaldırmak istemezdi
votkadan güne uyandığımda, cem kaybolmuş olurdu yine bikaç plağımla.
bi tanesi vardı -hala içimde sızıdır- ta ağrıdan, ağrı merkezin ara sokağındaki bir tezgahta umutsuzca dizilmiş plakların arasında bana güneş gibi kendisini göstermiş deluxe edition orginal sony columbia etiketli, yaşına rağmen çok az iğne darbesi yemiş ancak kıymetini bilmeyen ellere geçtiğini gösterir alakasız çizikleri olan ve bana kahverenginin tonlarını sevdiren o plak
satıcısıyla konuşmaya başladığımda; gezmediği bölge, tadmadığı genital bölge teri kalmamış bir fahişenin öyküsü gibiydi adeta.yıllanmış ve yollanmıştı(yol olmuştu) satıcısı anlatırken kıtalararası hikayesini, bendeki onu bu pisliğin içinden çekip çıkarma azimeti yerini hırsa yani aşka bırakmıştı kendini.satıcının anlattığı abartı hikaye, bende sinir bozukluğu yaratması gerekirken; aksine, gürcistan menşeili el yapımı yüzde altmışlık bir votkanın boğazdan aşağı slow motion hatta yer yer stop motion inerken sizde bıraktığı o 'evet yaşıyorum ulan' hissini yaşattı bana.
o saniyeleri cimi cib(jimmy jib)le çekilmiş kareler olarak bizzat gözümde yaşarken , satıcı amcanın hikayesini çoktan bitirmiş olması ve beni oraya dahil etmeye çalışmasıyla kendime geldim, oda sözü balla! sürdürdü ve dedi ki: valah topraam sen bilirsin istersen alma benim karabaş bunlarla oynamayı çok sevüü(seviyor). benim rüyalara dalmamdan anladığı demekki 'bu adam vazgeçti öylesine dinliyor'! (o plak için karabaşı bile alırım halbuki!)
ve ben o plağı aldım ama o kadar dinlemek istiyorum ki bir sonraki gün nerdeyse pikap alıcam.işte benim doğu turumu onu görmemle cennet bahçesine çevirmiş(valla hangisi olduğunu sormayın bilincim yerinde değildi),sonra onu dinleyemeden ölme korkusuyla da cehenneme çevirmişti (ahirete 3 gece 4 gün gezi vardı, okul gezisi, one in all)
kısaca plağın öyküsünü anlatmak isterim ama o kadar detaylı ki o amcadan dinlemek daha doğru olur ama emin olduğum tek nokta bu adamın eline bu plak aşırma yoluyla geçmiştir.
neyse sonuçta dinledim ve o anları karşılayacak kelime daha tdk'nın yasaklılar listesinde bile yok.
ve az dinledim çünkü değerini yitirmesini istemiyordum.çok özel insanların dinlemesine izin verdim mesela serhan amcaya hemde ölmeden 2 yıl önce.hala kulaklarımda bana ettiği sözler; 'bu plağa bir ömür değer!'
alpo abime dinlettim faklı iğneyle kullanmayacağıma yemin ettiğim halde. bir mask gecesi sonunda sabahın altısında millet mekanı boşalttıktan ve promo dj'e verme tribindeki gacılar felan sızdıktan sonra, içtiğim en güzel şarabın eşliğinde en sevdiğim sırdaşımla.katıyla sıvın bize katıldığı o gece duyduğum en güzel laflardan biri çıktı alpo'nun ağzından: bu plak benim için sensin!
bir kıza dinletmiştim! ben ona aşıktım ama o bendekilere aşıkmış. ne yazık! plağı taktım dinlemeye başladık beyaz şarap eşliğinde ve her şey ultraötesi iken bir sözüyle onunla aynı duyguları paylaşmadığımı anladım, plak bile huysuzlanmıştı artık halbuki ben onu dinlemek için sadece ona kullandığım iğneden başka iğneye dokundurmazdım o ürkek vücudunu ve 'beni anlamayan bu şahsiyetsize dinletme beni' der gibiydi.sesini en minimuma indirdim ve sordum şimdi ne duyuyorsun, 'cızırtı' dedi sonuna kadar açtım sonra ve ekledim şimdi ne duyuyorsun: 'ya kapat şu saçma şeyi' dedi.kapattım irkilmiştim. 'ne oldu' dedi hemen ardından 'ya yan komşular uyanır gece gece diye dedim' dedi.özenle çıkarttım ve hardcase'ine koydum terastan erdek koyunun çarşaf gibi kıvrımsız yüzüne vuran ay ışığını seyrettim , denizin uzaklarından gelen dalga sesini dinledim ve bana aynı kızın dediği cızırtı sesi gibi geliyordu.pink noise eşiğinde adeta. o kız mı ne oldu? elizabet hörli olsa mezarındaki vornır bıro kadar depreşmedim ve içimde öldürdüm.
işte bu plak bir gece ansızın yok oldu. o geceki kimsenin haberi yoktu boş rakı şişelerinin bile.halbuki 2 ay olmuştu dinlemeyeli, özlemimi yitirmeyeyim diye ama bu hayattan özlemde gitti!
ve bende lanetledim karun gibi, karunun hazinesi kadar hayatımdı ve harunun hazinesi kadar acı damlattım içime.
işte bir tanesinin küçük pasajları aktarılmış bu koleksiyon tahmin edin içinde kaç nesilleri kaç hikayeyi kaç yaşamı kaç acıyı kaç yokoluşu kaç muvaffak amcayı kaç duyguyu kaç cızırtı!yı kaç 'o an'ı kaç sabahı unutmuş geceyi kaç koyu kaç körfezi kaç ayrılığı kaç bilinmezi. -koleksiyon sahibini tanımadığı için- kaç mahkumiyeti, kaç mağlubiyeti kaçırılmış kaç penaltıyı kaç devrimi kaç kabına sığmazlığı kaç yaşanmışlığı içinde barındırır
son zamanlarda ortaya çıkan osuruğumsu rüzgarla yelkenini şişirmeye çalışan karı götü görmemiş aşcıların emellerine ulaşamayınca porno plak aramaya başladıkları eylem.
modern zamanlarda kurulacak 'pul koleksiyonuma bakalım mı' cümlesinin yerinde kullanılabilir bir plak koleksiyonunun oluşumuna sebebiyet verecek hadise.
özellikle olumsuz yazdım, evet.