otobüs aşkları   

adana çık aradan

  1. uzunca bir süredir beklediğim bostancı-taksim otobüsü nihayet gelmişti. biletimi attıktan sonra boş koltuk aramak üzere otobüste göz gezdirirken fark ettim yeşil gözlü, kumral güzeli. bakışlarımdan rahatsız mı olmuştu yoksa hoşuna mıu gitmişti. anlayamamıştım ki, belli belirsiz bir tebessümün ardından gözlerini kaçırırken elini boynuna attı. o da benden hoşlanmıştı. doyasıya doludizgin bir aşktı bu yaşadığımız. dünü, yarını, belki bir durak sonrası olmayan bir aşktı yaşadığımız..

    neden sonra, köprüye yaklaştığımız sıralarda yavaşlayan ve sıkışan trafikle birlikte ilişkimizinde monotonlaşmaya başladığını hissettim. belki de çok hızlı tüketmiştik bazı şeyleri. köprüyü geçerken bir kere bile yüzüme bakmadan boğazı izlemeyi tercih etti. barbaros bulvarına yaklaşırken artık ben de çabalamaktan yorulmuştum. tavizsiz ve soğuk bakışları artık sona geldiğimizi, geri dönemiyeceğimizi anlatıyordu bana. ardında bıraktığı yaralı kalbi hiç acımadan ezdi geçti. fakat aşk acısına teslim olup hayata küsmeye hiç de niyetim yoktu. tam da bu sırada sarışın güzel otobüse adımını attı. çivi çiviyi söker hesabından hareketle zaman kaybetmeden sarışına yöneldim. beşiktaş'tan taksim'e kadar uzun bir yolumuz vardı. ''gümüşsuyu yokuşunu geçene kadar bu manita bana kesin aşık olur. '' diye geçirdim içimden..

    bir arkadaş'ın yazısından alıntıdır. iett onunla olsun.
    (deniz büyücüsü, 10.06.2007 14:00)


  2. - o'nu ilk gördüğünüz durak, son gördüğünüz durak olabilir. akbil hüseyin
    (deniz büyücüsü, 11.06.2007 20:58)
  3. (bkz: mola yeri aşkları)
    (bosvermis bunye, 11.06.2007 21:02)
  4. son durağa kadar süren aşklardır..
    (tatito, 11.06.2007 21:03)
  5. çok tatlı bi eleman ya! beni farkettiğini biliyorum aslında..

    bugun otobüse bindi.. ikinci kez karşılaştık.. ben de uyuyordum aslında, otobüsün durmasına uyandım.. baktım biniyor, bir iki saniye kadar düşündüm.
    "şimdi senin için uykumu kessem, yazık olacak, kesişmeden öteye gitmez, yar olmazsın bana; iyisimi uyuyayım da zombi olmiym işyerinde bütün gün"
    döndüm cama doğru uyudum..

    arkadaşın hikayesi değil valla benim hikayem!
    (kitiara uth matar, 17.09.2007 12:29 ~ 12:43)
  6. (bkz: kısa ve acısız)
    (buzul çağının virüsü, 19.09.2007 22:52)
  7. istanbula gelişimin ilk haftasıydı.herşey o kadar güzeldi ki, rüya gibiydi gördüklerim, her semtte ayrı çarpıordu kalbim, sadece istanbul bile yeterdi bana onu yaşayabiliridm tüm büyüsüyle.oda arkadaşımla durmadan gezip bu kocaman şehri keşfetmeye çalışıyorduk,o gün o kadar yorulmuştuk ki, belki onuncu kez otobüse binecektik ve bu sefer sorma sırası bendeydi. pardon sarıyere gidiyor mu, dedim tedirginlikle. sonra geçmiyormuş diyerek indim. şoför arkamdan bağırdı sanki çok büyük bir suç işlemişim gibi; siz benle dalga mı geçiyorsunuz kardeşim, binecekseniz binin. şaşkın şaşkın aynı zamanda içimizden küfrederek bindik, geçiyormuş yurdun önünden. adımımı attığım anda kapının yanındaki sarışın, yeşil gözlü çocuk ilişti gözüme,dalga geçerek bakıyordu bana aynı zamanda daha önce görmediğim kadar masum bakışlarla, tutamadım kendimi, bende gülümsedim hafifce. az sonra yanındaki yaşlı teyze indi otobüsten, arkadaşım daha yorgun olduğu için ona yer verdim. sonra onun yanı da boşaldı ben de oturdum. o arkadaşımın kitapları bahanesiyle konuşmaya başladı, okuldan muhabbet ettiler biraz, ikisi de hazırlıktaymış o da istanbula yeni gelmiş, falan filan...sonra bana yöneldi, siz nerde okuyorsunuz diye sordu, cevap verdim sonra da hiç konuşmadım, ona bakmadım ama bana baktığını hissedebiliyordum. yurda geldik. iner inmez bu kadar tatlısını hiç görmemiştim dedim. ertesi gün çocuk okulda arkadaşımı bulmuş, ilk defa birinden ilk görüşte bu kadar etkilendiğini söylemiş, ve görüşebilir miyiz diye sormasını istemiş. ben de hayır dedim tabi, ben de kimseden etkilenmemiştim on dakikada, birkaç kelime etmeyle o zamana kadar. ama herşey bu kadar basit olmamalıydı yani aşk bu şekilde yaşanmamalıydı. daha sonra numaramı istemiş birkaç defa ama ben hiçbir şekilde görüşmek istemediğimi söyledim. ne demekti bu yani, otobüste aşık mı olunur tanımadığın birine diyordum kendi kendime. dört ay falan geçmişti aradan, belki çok ilginçti ama bir kerecik gördüğüm yüzün tüm detaylarını hatırlıyordum ve o masum bakışı hala unutmamıştım.
    bir akşam okul çıkışında resim kursuna yazılmak için daha önce hiç görmediğim bir semte gitmem gerekiyordu, bi arkadaşımla gittik,birlikte sora sora bulruz diyorduk, ama o acil bir durum yüzünden ayrılmak zorunda kaldı yanımdan,o gittikten sonra dönmeye karar verdim ben de, ama önce gezinmek istedim biraz, çok karışık görünüyordu sokaklar, duvarlarında bir sürü yazı vardı onları okuyarak yürüyordum,sessiz bir sokağa girdim neden bilmiyorum kalbimin hızlanıyordu, çok güzeldi yol, sanki benimmiş gibi,kimse yoktu, çok uzakta evlerin çatıları arasından deniz görünüyordu ana ulaşacakmışım gibi yürüyordum, güneşin son ışıkları yüzümü aydınlatırken, esintiyle gelen havanın yüzümü okşamasıyla huzur doluyordum ben, rüzgar yolun iki tarafına dizilmiş ağaçların yapraklarını titretiyordu, bir hızlanıp bir yavaşlıyordu yaprak hışırtıları,birşeyler anlatır gibiydi istanbul,rüzgar sanki bu şehrin yataklık ettiği hüzün heyecan ve sevinçleri taşıyordu, ben se sadece şehrin kokusunu duyumsamakla meşguldum.çok ilginç istanbula ilk geldiğim günkü kadar heyecanlıydım o akşam, hava kararmaya başlamıştı, galiba kayboldum derken,karşımdaki otobüs durağında bekleyen otobüse koşturdum, pardon sarıyere gidiyor mu diye sordum cevabı duyamadan oturdum. o ordaydı.aynı otobüste, aynı koltukta, aklımda kaldığı gibi.(dejavu falan oldum yanii). ikimiz de afallamıştık o kafasını çevirdi, ben de hiç bakmadım sadece inerken baktık birbirimize.hemen yurda gittim, heyecandan nefes alamıyordum sanki,arkadaşımın telefonunda numarası duruyormuş hala, sildim sanıyordum unutmuşum dedi. iki gün geçti, kimseye benzemeyen yüzünü çıkaramıyordum aklımdan, cesaretimi topladım aradım ama o açmadan kapattım.ben olduğumu anlamıştı. iki ay gece gündüz mesajlaştık, konuşmak istiyorduk ama çocukça bir korku engelliyordu bizi ya da heyecandan konuşamamaktan korkuyorduk, sonra bir gece aradı konuştuk yani konuşamadık. sonra hergün konuşmaya başladık ama on iki saat aralıksız konusabiliyorduk, uyurken bile açık kalırdı telefon. bir ay sonra buluşalım dedi, ve buluştuk...daha bir seviyordum artık bu şehri, ilk defa aşık olmuştum, daha ne yaşayabilirdim ki,daha ne kadar mutlu olunurdu ki..
    iki hafta önce ayrıldık. bir buçuk yıl birlikteydik, hala yanyana otururken o heyecandan titriyordu, benimse ayaklarım yere basmıyordu. ama ayrıldık hemde hiç beklemediğim bir nedenle.yine de her otobüse binişimde onu arıyor gözlerim ve hala heyecanlanıyorum bir gün yine karşılaşma ihtimalimiz var diye...



    .
    (masal, 09.11.2007 01:09 ~ 08.11.2008 23:39)
  8. aynı duraktan binip, tek kişilik yer varken bile oturmayıp, onun dinlediği müziklere ritm tutmaktır.
    (dide, 09.11.2007 01:18)
  9. yeşil.

    üniversiteye hazırlanıyorum o yıl. dersanem kadıköyde, yol bir çile. bağlarbaşı'ndan biniyorsun otobüse, çok kalabalık değil mi, gülüyoruz birbirimize, ilerleyemediğimizi göstermek için, benimle aynı demiri tutan parmakların, tırnakların dikkatimi çekiyor ilk, uzunlar, sonradan gitarını farkediyorum, sonra ise yeşil gözlerini, üzerinde yeşil bir tişört. yıllar sonra ilk kez bir insan için vay be diyorum, bugüne kadar bilmediğim bir elektrik var, sanki yıllardır tanıdığım bir insansın gibi, yabancılamıyorum yanımdaki sen'i. bitmez denilen yollar bitiyor, iniyorsun benden birkaç durak önce, eski evimizin olduğu sitede. bir daha vay be diyorum, belki de eski komşumuzdun. kimdin ki. melankoli havası var üstümde, murathan mungan'ın "ayaküstü yaşanmış ölümsüz aşk hikayeleri" şiiri geliyor aklıma, ilk okuduğumda abartı gelse de, doğru da olabilirmiş, yaşanabilirmiş benzeri duygular diyorum.

    birkaç hafta sonra yine hafta sonu aynı otobüse biniyorsun, bu sıklaşmaya başlıyor, ben mutluyum tabii. benim dersane çıkışlarım ve senin gitar kursu çıkışların aynı saatlerde demek ki, göz aşinasıyız birbirimize, gördükçe gülümsüyoruz "yine sen" gibi bir bakışla. dersane bitiyor, yaz tatili. ilk kez tatil olsun istemiyorum, farkında değilmişim alışmışım o yola da, sana da.

    yaz bitiyor, lise son, birkaç hafta dersaneye gidiyorum, binmiyorsun bağlarbaşı'ndan otobüse. bu kadarmış diyorum, otobüs arkadaşlığım. sonra bir gün, ana duraktan otobüse binip oturuyorum bir koltuğa, binenleri izliyorum, sonra birden sen biniyorsun otobüse, nasıl bir şaşkınlık bendeki, sevinç, belli de ediyorum heyecanımı sanırım, gözlerimi dikiyorum sana, görecek mi beni, görmeden arkaya doğru mu ilerleyecek acaba? ilerliyorsun, üzülüyorum. sonraki haftalarda sıklaşıyor karşılaşmalar, sen de farkediyorsun beni, yanımdaki koltuğun boş olduğu bir gün oturuyorsun yanıma, hiç konuşmuyoruz ama, sessizce durağına gelene kadar yolculuk yapıyoruz, göz ucu ile izlemeler. sonraki haftalar ise, kim ilk binmişse otobüse diğeri onun yanına geliyor ve oturuyor. güzel bir arkadaşlık kuruyoruz, sessiz, hiç konuşmadan, yüz aşinalığından oluşan, otobüste tanımadığımız onca kişi içinde tanıdığımız tek kişi olduğumuz için.

    arkadaşlar ders çıkışları bir şeyler yapalım diyorlar, gitmiyorum, sanki beni beklersin gibime geliyor, ben seni beklediğim içn belki de. aylar geçiyor sesini bile duymamışım, sadece elindeki testlerden hangi dersaneye gittiğini biliyorum, benimle yaşıt olduğunu çıkarıyorum, başka bir bilgim yok, ama kıvranmıyorum yeni bilgiler için, tanışmak, konuşmak bile korkutuyor beni, tılsımının bozulmasını istemiyorum, bu kadarı bana yetiyor. ama ben geçiyorum seni, bir gün yanında birisi ile biniyorsun, karşımdaki koltuğa oturuyorsunuz, sesini duyuyorum ilk kez, sen benim sesimi daha duymadın hiç, senin neler yaptığını, hangi okulda okuduğunu, hatta ablanı, üniversitesini, sana dair birçok şeyi öğreniyorum, anlatırken bana bakıyorsun, bilgi verdiğini farketmemi mi istiyorsun, ben mi kuruyorum, hikayelendiriyorum ya da kafamda. olsun böylesi güzel.

    her şey tamamen hayal gücüme kalmış, öyle güzel ki, bozmuyoruz hiç, geri kalan günler sen yine yanıma oturmaya devam ediyorsun, yine sessiziz, kalp atışlarımı duyuyor mu acaba diyorum, mutluyum..

    artık bahar ayları gelmiş, dersaneye hafta içi gitmeye başlamışız, senle karşılaşmıyoruz hiç, her otobüse binişimde, karşılaşır mıyım diye bakıyorum, yoksun. evinin oradan geçerken, sitedeki evlere bakıyorum, hangisindeki diye düşünüyorum ve farkediyorum, ben senin "ismini" bile bilmiyorum.

    karşılaşmıyoruz, bir veda bile edemiyorum sana, 2 yıllık otobüs arkadaşıma, son kez gördüğüm günü bile hatırlamıyorum, nasıl olsa ertesi hafta görürüm diye önemsememişim, bilememişim son görüşüm olduğunu. güzel bir anıdan ibaret kalıyorsun bende, otobüslerde şimdi yanıma oturanlar sen değilsin, başıma yanıma çevirince senin yüzünü göremiyorum, gördüğüm her yeşil göz aklıma seni getirip, yüzümde tebessüm oluşturuyor, senin ismin "yeşil" bende. gökkuşağımın yeşil rengi her zaman sen olacaksın.
    (ayka, 08.10.2008 08:24 ~ 08:29)