|
|
- genellikle bayan arkadaşların okumayıp sadece görüntü olsun ve kendilerine "hııım abi baksana kız kültürlü bişeye benziyor, okuyor bişeyler" dedirtmek için yanlarında taşıdıkları kitap türleridir.
- bunların bir de kütüphanede dura dura eskiyen türleri vardır; bunlara da örnek olarak dünya klasiklerini verebiliriz...
- ya çok kalınlardır, ya da çok sıkıcı. tabi dönemine göre, baskın esnasında polise yakalanmamak için sobada yakılanlar veya toprak altına gömülenleri de vardır.
- (bkz: çok alınıp az okunan kitaplar)
(bkz: orhan pamuk kitapları)
- (bkz: sosyalizmin alfabesi) 80 sayfa ama bitmiyor .mını sikiyim.
daha da gelişmişi için lütfen bi bakınız...
(bkz: diyalektik ve tarihsel materyalizmin alfabesi)
- (bkz: türkçe meali)
(cohen, 23.07.2008 01:07)
- bazen biraz reklama -iyi ya da kötü- ihtiyacı olan kitaplardır. mesela yazarı manken bir sevgili yapmalıdır, yazaradam üçüncü sayfaya haber olmalıdır, yazarkadın tacize uğramalıdır gibi...
bazen de biraz zamana ihtiyacı olan kitaplardır. bazen bir yıl bazen bir asır... değeri anlaşılabilsin diye. çoğu zaman okunduklarını yazarlarının asla göremediği kitaplardır. adam ölsün kahrından kimse anlamıyor, okumuyor diye, sonra yaşadığı yüzyılın en büyük yazarı ilan edilsin. reva mı bu ya...
- bir de okadar tanıtıma dayanamayıp gaza gelinip alınan ve kendini okutmayan kitaplar vardır ki kaçarak uzaklaşılmalıdır.
- "ben de artık felsefeyle ilgilencem!ben de entel olcam!" şeklinde bir gazla alındıktan sonra heyecanla başlanılan; ancak bitirmek için baştaki o gazın yeterli olmayacağı kitaplar da bu grubun demirbaşlarıdır.
"hay ben bu felsefenin..." şeklinde cümleler kurulup, kitap rafa kaldırılır.üzerine dantel özenle yerleştirilir. gazetenin spor sayfası ya da kadın dergisinin en can alıcı testleriyle hayata kalınan yerden devam edilir.
konu mankeni kitaplardan biri için (bkz: böyle buyurdu zerdüşt)
ayrıca (bkz: yarım yamalak okuduğu iki satır nietzsche'den sonra "en iyi filozofu buldum lan ben" havalarında gezinen kültür seviyesi arşa çıkmış entel kişilik )
- ilköğretim döneminde yaz tatillerinde okunması ve özetinin çıkarılması için zorla verilen türk edebiyat klasikleri.. özet işini de bi başından bi sonundan bi ortasından yazıp hallederdik
- okunamayan kitaplar üzerine bir kitap yazma denemesi ilginç olabilir aslında. okuma eylemi üzerine ve okunan kitaplar hakkında onlarca kitap (okuma günlükleri, alıntı kitapları, okuma biçimleri üzerine kitaplar, yorum üzerine denemeler...) olduğu halde "okunamayan kitaplar", "sırasını bekleyen kitaplar" ve konusunu bu ve benzeri altbaşlıklara ayırmış olan kitaplara rastlamak hayli zordur. halbuki "okuma" eylemini samimiyetle yapan bir okur için okunanlar kadar sırada bekleyenler ya da başlanıp da bitirilemeyenler de farklı deneyimler oluşturur bence. herşeyden önce bir kitabı kitapçıdan, kütüphaneden ya da eş dosttan alıp da , kitabın bırakılışına kadar geçen sürenin okurun kendi dünyasında tezahür eden yansımalar için bile bu tür bir girişim ilginç olabilir, çünkü en nihayetinde öznel dünyalara atılan bakışlardır bunlar.
çok farklı altbaşlıklara ayrılabilecek kadar kapsamlı bir alandır bence okunamayan kitaplar mezarlığında yapılacak gezintiler. belli bir süre içerisinde okunması elzem olup da, sürenin bitmesine karşın okunamayan kitapları bırakırken yaşanan hafif sızılı halden tutunuz da , kitapçıların en ücra köşelerinden bulunup çıkarılan, sonra hemen o anda sayfalarıyla haşır neşir olunan ama gerçek bir okumaya gücün yetemeyeceği "ağır" kitaplar da bu duruma küçük örneklerdir bence. ilk örneğin en iyi işlediği alan kütüphanelerden alınanlardır hiç şüphesiz; binlerce kitabın arasından , en fazla iki ya da üç kitabı sadece iki ya da üç haftalığına seçmenin zorluğuyla (ki bu bile ayrı bir deneme konusu olabilir) başlayan süreç , çoğu zaman bitirilemeyen kitaplar hanesine atılan çentiklerle ile sonlanır. bu bir tür ikircik teşkil eder aslında;okur, çoğu zaman toplamı bin sayfanın üzerinde olan kitapların kısıtlı süre içerisinde bitirilemeyeceğini bilse de bu "bilme" durumu, kitapları eve özenle taşımaya engel oluşturmaz hiçbir zaman.
"ağır" kitaplar ise bunlardan biraz farklıdır ve onların bünyede yarattıkları yer yer yıkıcı olabilir. bilinmeyene karşı duyulan sonu gelmez öğrenme isteği- ki yer yer histerik bir hal alabilir bence- ve bilginin evrenin tüm sırlarını fısıldayacağına dair duyulan naif inançtır gitgide daha derine açılmayı- üstelik çoğu zaman boğulmanın en mantıklı sonuç olduğu bilindiği halde- sağlayan. romanların, şiirlerin ve bazı basit anlatıların bittiği yerde-elbette sayıca hiç bitmezler ama algıdadır bu kopuş- o ucu bucağı belirsiz olana adım atılır yani felsefeye. o bir sınırdır ve içeri girmek tamamen kişinin "bilgeliği sevme"sine bağlıdır. fakat hiç de cömert bir karşılık vermez o dünya, hele ki ona elini uzatan işin inceliklerini bilmeyen amatör bir okursa. kendini göstermez, reddeder, çözülmek istemez ve uzlaşmak için oldukça ketum davranır. okuyanın onu bırakması için gereken tüm dikenli yollar mevcuttur onda, silahları vardır bıktırmak ve göstermemek için. sabır gereklidir herşeyden önce çünkü onu kuranlar gereken sabrı gösteren bilgelerdir. yüz elli yapraklık bir kitabı yazmak için 12 yıl boyunca dünyadan soyut bir halde yaşayan , düşüncelerini doğurabilmek için ağrılar içinde yaşayanların dünyasıdır orası. doğan, felsefe yapan ve ölenlerin evrenine ,gündelik aklın getirdiği düşünme biçimiyle giren kişi okur için tahammülü zor bir sınav dönemidir handiyse bu savaş hali.
çoğu zaman bu ulaşılması zor dünyanın kapılarını daha nitelikli araçlarla açmaya çalışmak üzerine okumaya verilen uzun aralarla sonuçlanan bir savaştır o. okur güçlenir, başka başka silahlar edinir ve yeniden dener, belki biraz daha ileriye gidebilmiştir ama asla sonuna kadar değil. dışarıya karşı tamamen kapalı olan bu dünyaya tek giriş yolu, onları izlemektir , yani kendini dışarıya karşı kapatmak. kolay mıdır acaba? gökyüzünü araştırıken önündeki çukuru göremeyerek ölen thales ile başlayan bir dünyadır o. londra krallık kütüphanesinde saatlerce ingiliz işçi sınıfı üzerine istatistiklerle ilgilenen marks'ın, çocukarını kaybetmesine bile tepkisizleşecek ölçüde derinlere dalmış olan husserl'in ve transandental aklı, dünyevi zevklere tercih ederek hayatını bakir tamamlayan kant'ın dünyasıdır o. bu soyut dünyanın bir vatandaşı olmayı kabullenen her okur için bırakışlar ve geri dönüşler oyunun bir parçası haline gelecektir elbette.
okunamayan kitaplar; samimi bir okur için sırtta taşınan ve giderek ağırlaşan bir yük değil, katedilecek yolları göstermeye yarayan çakıltaşlarıdır. her bırakış ve yeniden ele alış öznenin kendi tarihinde yaşanan kopuşlardır. küçük bir odada yaşanan devrimler ve karşı devrimler tarihi vardır onda.
bir not: "okur" kelimesi tamamıyla öznel bir şeye karşılık gelir bu deneme için.
- merak uyandırmayan, tat vermeyen, insanı sıkan kitaplardır. aklıma ilk gelen örnek orhan pamuk kitaplarıdır.
- adolf hitler'in kavgam kitabının da içinde olduğu kategori.
ideolojiyle alakası yok.tamamen benim tembelliğim.
aslında burda bütün suç kitaplarda değil.tamam hakkaten okunmayacak,okunamayan kitaplar var.ama genelde insanlar iyi kitapları da okuyamayabiliyolar bazen.
misal babalar.özellikle de emekliyse ve bütün gün sırlar dünyasının izliyosa.alır eline kitabı ve daha on dakkadan sonra uykusu gelir.
anne daha başkadır.onda kader açma muhabbeti vardır.rastgele kitabtan bazı yerler açar.senin için,kardeşlerin için falan.
bi de kitabı yelpaze olarak kullananlar var ki onlara hiç girmiyim.(migelo, 23.07.2008 22:27 ~ 22:27)
|