|
|
- içinde, batıyı seküler bağlamda yakalayamamanın getirdiği kompleksi, zamanın getirilerine ayak uyduramamadaki
acziyeti, etnik ayrımcılığı destekleyen düşünsel kapalılığı,tarih var oldukça devam ede gelen kürselleşmeye tepkiyi, yerel kültürün faşizanlığını, islam dininin oluşum sürecini anlayamamayı, dinin ilahi öğretileriyle rasyonel yapısı arasındaki bağı kuramamayı, ve yüksek dozda cehaleti barındıran bir ifadedir.
demezler mi adama? allahtan korkmaz peygamberden utanmaz mısın?bilip bilmeden, kuranı okumayı beceremeden, böyle önemli, insanlığı felakete sürükleyecek ayrımcılığı, kurana isnad ederek ortaya atarsın. yazık.
hristiyan ve yahudiler kuranda iki şekilde ifade edilir. 1.si yahudiyye(yahudiler)nasraniyye(hristiyanlar) 2.ise ehli kitap. bak, allahın ayeti. herzamanki gibi tercümemizi kendimiz yapıyoruz. gidip karşılaştır. bakara 62 innellezine(şüphesiz onlar)emenu(iman ederler)yahudiyye(yahudiler)vela nasraniyye(hristiyanlar)sabiiler.. diye devam eder ayet. ayetin sonunda. felehum(onlar için)ecrühüm(mükafat vardır)inde rabbihim(rablerinin katında). la(yoktur)havfun(korku)aleyhim(onların üzerine)ve la(ve yoktur)yahzenun(üzüntü, sıkıcı durum). çok net. yani allaha inanmaları önemlidir. leyl suresi 15,16 ayetlerdede şöyle bir ifade var. "o ateşe, ancak yalanlayıp yüz çevirenler girer"
evet, durum sadece bu değil tabi. bu toplulukların azaba ugrayacakları ile ilgili ayetlerde var. hepsini araştırın, kuran bir nitelik ayrımı yapmıştır. ama konu itikadi oldugu için allahın bu konuda affı yoktur. ama bundan sanane be allahın kulu?allah dilediğini yapar,azab verir, asar, keser, senin mi allah?niye ipotek altına alıyosun?allah bu hakkı sana değil peygamberine bile vermemiş. kuranın sonunda ki kısa surelerin ve peygamberin insanlara ikinci ağızdan ulaştırması gerektiği ayet ve sureler"gul"(deki)ifadesiyle başlar. ancak peygambere bir çok sıkıntı çektiren ve hakaret eden"ebu leheb"ikonu eden sure öyle başlamaz. surenin ilk ayeti"ebu lehebin eli kurusun"şeklindedir. allah bunun başına "gul"(de ki) sözünü koymamış, peygamberin "ebu lehebe"hakaret etmesine ruhsat vermemiş, olanak tanımamıştır. gelelim hristiyanlarla dost olmayın meselesine. çok önemli.
maide 51, türkçeye yapılan çevrilerin hepsinde şöyle gecer"ey inananlar,yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin. onlar birbirinin dostlarıdırlar. sizden kim onları dost edinirse,kuşkusuz o da onlardandır. şüphesiz allah zalimler topluluğunu doğruya iletmez"çok açık gözüküyor demi? kime açık gözükür? arapça bilmeyene, kurana yanlış mana verene, böyle akılsızlar yüzünden ayetlerde çelişir. bakara 62 ile maide 51.ayetler taban tabana zıt ifadelerdir. yeter lan yeter. bilmiyorsanız susun.
şimdi maide 51 i masaya yatıralım.sadece dilimize dost diye çevrilen kelimeye bakalım.aslında dost kelimesi bi ölçüde karşılasada, günümüz şartlarında dost kavramı anlam kayması yaşamıştır. evet ayette geçen kelime"evliya"dır. hepinize tanıdık geldi demi?evliyaullah(allah dostu)bu örnek yeterli, yani biri senin evliyan olursa, onu veli olarak kabul edersen, onun herşeyini, her söylediğini tasdik ettiğin anlamına gelir,
her isteğini kayıtsız şartsız kabul edeceğini ifade eder. yardım dileyeceğin kişiyi sembolize eder. akılsız insan!ayetler senin suratına öyle bir çarpıyor ki anlatamam, en az 10 ayet, allahtan başka veli nin olmadıgından bahseder. peygamberi bile veli konumuna koymaz.pegamberin en yakını, yol arkadaşı, kankası hz ebubekirdi, peki aralarında "veli"lik bazında bi bağ mı vardı, yoksa"sadigim"arkadaşım mı derdi?
çok öenmli oldugu için detaylı anlattım. ayetlerden zahiren çıkan sonuç;müslüman dahil kimse velimiz, evliyamız olamaz,batini anlamda da,müslüman olmayanlarla olan ilişkiler, müslümanlarla olan ilişkilerle eşit olamaz. bak nasılda açık açık yazıyorum.tabi ki eş tutmuyoruz, inanç, kültür farkı var,istesende bunu sağlayamazsın, ama bu bütün insani ilişkileri keseceksin,kirpi gibi kapanacaksın, hoşgörmeyeceksin, bik bik bik yapacaksın anlamına gelmez.adama siktir çeker benim gibiler.
islam demokratiktir. demokratiksizliği sadece kadın erkek eşitsizliği olarak algılamaksa ahmaklıktır. bu eşitsizlik
doğanın kurgusudur. söylenmek istenen erkeğin üstün oluşu ise, üstünlük yalnız allahı sevmekle ölçülür diyor kuranda. dünya şartları ve fiziki üstünlük dediğimiz gibi doğanın kurgusu. kuran bu kurguya ters düşmez. zina yapanı değnekle dövme meselesine gelince, keşke böyle sananların, bilmeyip atanların dövüleceğine dair ayet olsaydı. hey hat, ne yaparsın ki, islam hoşgörü dini. zinanın ne oldugunu bilmeyen,cezasının nasıl gerçekliştirildiğini okumayan insana dayak atmak en az vacip derecesindedir şahsi nazarımda.
islamın başka düşüncelerle yakınlaşması ve dejenere olması ve yeni fikirlerin benimsenmesiyle kamuflaj haline geldiği düşüncesini savunanlara götümle gülüyorum. statik salt biyolojik itler. adam olun. insan dinamik yapı taşır, gelişir, bi bağlamda evrilir. aslında sorun senin insan oldugunun farkında olmaman. kütük diyecem, kütüğün bile yaş hali var, kuru hali var. kuran 23 yılda indi,yavaş yavaş,olaylara,ihtiyaçlara göre,üstüne konarak oluşturulmuş bir din, herşeyi bu özetliyor aslında yani kurana aykırı olmayan düşüncelerden, dünyevi olaylardan faydalanma var.yine peygamberimizin hayatta olduğu dönemden örnek verelim. fetihler sonucu ele geçirilen esirlerin, müslümanlara, okuma-yazma gibi, tarım teknikleri gibi, tıbbi bilgiler gibi, hayvancılığa dair yeni yöntemler gibi faydaları sonucu serbest kaldıklarını düşün.islamın antik yunan felsefesiyle karşılaşmasıyla"nizamulmük medreseleri"gibi çağın en önemli ilim yuvaları oluştugunu düşün. yani hep bir alışveriş sözkonusu.
bu düşüncelerin amacı çıkış noktası belli, yazılarımı okuyan yazar ve okurlar, onları daha iyi tanıyacak. sağlıklı güçlü bireyler ve toplum olmak için dini ve kültürel altyapıya kavuşacaklardır. nice kamuflajlardan bahsediliyor,nice çelişkilerden.duyanda görende bi bok varmış sanacak. bunların durumunu anlamak için ilk paragrafın bir kez daha okunması acizane isteğimdir.
edit:başlık başıma(mecaaz, 26.09.2008 08:17 ~ 24.11.2008 02:55)
- kambersiz düğün olmaz dediler, koştum geldim.
evvela belirtmek isterim ki ben ben'de değilim pek. "elvada ya şehri ramazan" nidaları geliyor kulaklarıma, "merhaba ziyanlık, yeniden merhaba kepazalik ve elvade hüzün" diyerek mukabele de bulunuyor ağzım.
egomu masanın gözüne sakladım.
en fazla iki saate kadar yine ait olduğu yere kodlayacağım kendilerini. ama daha var...
"ümmetimin ihtilafı rahmettir" buyurmuş nebi.
hadis değil mi bu, evet hadis. sahih mi peki?
bilmiyorum ve araştırma gereği de duymuyorum açıkçası. çünkü sahih olmasa da ve nebi böyle bir şey söylememiş olsa da, bu söz anlam açısından islam'a aykırı değil; bilakis haklılığı her zeminde rahatlıkla müşahade edilebilir.
ancak ihtilafın keyfiyeti mühimdir.
şimdi ümmet kalkıp da zekat hususunda ihtilafa düşerse bu rahmet olmaz, aksine azap olur. kitapta açık açık söylenmiş her şey. fazlası ziyanlık olacaktır.
ama modern zamanların nefse çokça cazip gelen ama ruhu fena halde yıpratan depresif meselerine gelince konu, ihtilaf rahmetin vesilesi olur.
ama bu kez de üslup ve ondan da ziyade niyet meselesi devreye girecektir. ihtilafın yani istişarenin tarafları şapkalarını önlerine koyup, susup, şöyle derin bir nefes almalılar. nefese muhtacız...
eğer niyetlerin sahih olduğuna ikna olunmuşsa, şimdi rahmet kapılarını tıklatmanın zamanın gelmiş demektir...
islam hoşgörü dini midir?
değildir diyemem. ama öyledir demek de istemem. çünkü eğer bunu dersem, hoşgörü adına yapılan bazı yavşaklıklara göz yummayı peşinen kabul etmiş olurum.
asıl demek istediğimse şudur: islam ismiyle müsemmadır, isminin manası da barıştır ve hoşgörü de islam'ın kapsadığı çok sıhhatli bir duruştur...
ve barışta da hoşgörüde de bir işteşlik vardır.
sana küfredeni sen hoşgöremezsin ve sana savaş açana karşı alacağın tavır cihat olmalıdır.
ama itidalin ve aklı selimin hüküm sürdüğü yerlerde sen islam adına kendi kinini, nefretini "diğerileri"nin üzerine boca edemezsin.
aynı şey bir istişare ortamı için de geçerlidir... (mesela gayet sakin bir zeminde süren bir tartışmada muhatabınıza siktir çekemezsiniz...)
hoşgörü kullara özgü bir meseledir ayrıca. bahis konusu hesap günü olursa eğer, orada hoşgörüden bahsetmek abesle iştigal olur. o gün "adalet" egemen olacaktır her şeye. ve tabii o'nu rahman ve rahim bilenler için rahmet...
peki islam'ı en büyük özellikleri bencillik ve riya olan batı medeniyeti karşısında; biraz da utanarak, sıkılarak kamufle etme gayretindeki postmodern zevata ne demeli?
yazık...
evet sadece yazık demeli bence. çünkü kitaptan ayrı düştüler, düşürüldüler...
ve bilmedikleri ama çok da sevdikleri dinlerini, o hayran oldukları rezilliğe karşı savunma gayretindeler. bu hastalıklı hallerinin çaresi de elbette vuslattır.
vuslatları da kitaba olmalıdır...
"insanın amacı mutlu olmak değil, hakikati aramaktır..."
- işine gelen işine geldiği şekilde islamı yorumlar. maraz da buradan doğmakta. şahsıma ahmaklıkla, itlikle ve de bu minvalde hakaretlerle muhlislik taslayanlara cevap vermek müstehak olsa gerek.
ilk yazıda bahsettiğim demokrasi, hümanizm ve de hoşgörü kavramları islamiyet'i birilerine yarandırmak amacı ile kullanılan etkin silahlar haline evrilmiş vaziyette. karşı çıkan olmuş, sakil bir biçimde çemkiren olmuş. kendini son devrin müceddidi, fakihlerin muteberi zanneden zevat haliyle eleştiride haddi aşacaktır.
yaratıcıya teslim olan, ondan başka veli aramayan mümin, batı ve doğu medeniyetinin(medeniyetten kasıt islam dışı oluşumlardır) felsefelerine islamın akidelerini yaklaştırmaya çalışmaz. ''bak marks da böyle söylüyor zaten, demek ki hz. muhammed de sosyalistt o halde'' demez anlayacağınız. o, vahyin ışığında, başka hiçbir ideolojik etmene bağlı kalmaksızın sünneti ve de farzı uygulamaktadır.
hoşgörüden kasıt; günümüz dünyasında damarlarımıza zerk edilen afyondan başka bir şey değil. ulema, inkarcıya yüz çevirmeyi, onunla ahbaplık etmemenin uygun olduğunu beliritir. tebliğ başkadır, ''gel de koynuma alam seni'' tavrı başka. gerzek hoşgörüyü savunan garip bilmez mi ki; dinler dahi hoşgörü/diyalog nanesi üzerinden birbirine yaklaşıtırılmaya, sanki islam'dan başka tevhid dini vaki olmuş gibi bütünleştirilmeye çalışılıyor. senin inandığın peygambere yalancı diyen, o'na inanmayan adama muhabbet beslemen, yeri geldiğinde onunla mutabık olmaktan nefsini alıkoyamamana yol açacaktır. ''yahudi ve hristiyanlar, siz onların istediklerini yapmadıkça sizi sevmezler'' kelamının manasından bihaber, herkese muhabbet göstereceksen, bunu islam'a isnat etmeyeceksin. kimseye, senin dinine inanmayanı taşla dediğimiz yok. ama hoşgörü dediğimiz şey ile, avrupa insan hakları mahkemesinin hoşgörü dediği şey aynı değil. bu ayrımı iyi yapmak lazım.
islam kopenhag kriterleri ile, davos'un tüzükleri ile, insan hakları sözleşmesi ile örtüşmek zorunda değil. zaten, örtüşemez de. birisi vahyin, diğeri senin benim gibi adamların getirdiği akidelerdir. şimdi, önünde iki seçenek var. ya sen hayran olduğun batı'ya dönecek; ''sizin dediğinize biat ettim, islam da sizin dediğinizi der zaten. demiyorsa da bir yanlış vardır vahiyde'' diyecek ya da ''bu kuran bütün kaidelerin üstünde bir kutsiyette ve geçerliliktedir.'' diyeceksin. ya da bilmiyorum diyeceksin en azından ki; adam saysınlar.
kafalar bulanık. kavramlar tepetaklak. yutturulmaya çalışılan numaralar üzerimize boca edilmiş durumda. daha insan demokrasinin tanımını yapamamış, hümanizmi açıklayamamışken; ''yok yok islam demokratiktir(demokrasi iyi mi kötü mü bilemeden)'' dersen cühelanın alimi olursun. imam gazali, abdulkadir geylani'den bihaber isen; onların küfür topluluğu ile ilgili düşüncelerini bilmeden, kaba etinden tefsir icad eder, kendi hevana göre ayetleri açıklamayı vazife edinirsen yazıklar olsun sana! iyiyi anlatmayı hakaretamiz cümlelerle savunacaksan, sana misli ile karşılık vermek hak olmuştur.
tekrarlamakta fayda var. kafası karışanlara belirtmek vacip oldu: islam demokratik değildir, hümanizmle alakası yoktur, mutlak manada(medeniyetin dayattığı anlamı ile) hoşgörülü değildir derken; islamiyet'in eksiğinden değil, bilakis daha muhtevası açıklanamamış, hayır mıdır, şer midir belli olmamış felsefelerden islamiyetin münezzeh olduğunu anlatmaktır derdim. demokrasi nedir ki; allah'ın ayeti ile kıyasa tabi tutulsun? hümanizma ne oluyor ki; onu mutlak manada ''doğru'' görüp de islam ile mukayese edeceğim? islam'da kafirlerle ilgili ayeti görüp de ''bu ne biçim bakış açısı, ne bağnaz bir öğreti'' diyen cahil dine iskonto yapmaya meyleder.
zinanın islam'a göre müheydesinden bahsettim önceki yazıda. kalıbın varsa, inkar et, rezil rüsva olayım milletin önünde. 4 şahidin(münasebeti tam manada görmesi demek, zinanın sokağa düşmüş olması demektir.) bu durumda yapılacak olana itiraz et hadi! savunduğun hoşgörü, senin dininin hükümlerine küfrediyor. hayran olduğun batı zinaya ceza dahi vermeyi bağnazlık olarak kabul ederken, islam'ın bu duruma verdiği cezayı mı hoşgörecekler? sen hadi, bütünleşmeye çalış yine avrupa insan hakları mahkemesi ile. tezat gördüğünde de, dinin hükümlerini değiştir de insanın oluşturduğu hukuka/felsefeye yine de batıldır deme! sen dalkavuktan başka bir şey olamazsın hakikatin nazarında. git ve onlarla kendi inancını birleştir, islamı değil. git ve onlar gibi ol istersen, ama olduğunu islam'a isnat etme sakın!(gaudi, 26.09.2008 23:45 ~ 27.09.2008 18:07)
- islamın allah merkezli bir din olduğuna inanma yanlışlığının sonuçlarındandır.evet,islam insan merkezli bir dindir.kurulan yapı,merkezine insanı alır.teorik anlamda "allah rızasının"pratik hayattaki karşılığı ve izdüşümleri"insan rızası"ndan başka bişey değildir.islam tüm insanlığı bütüncül bir şekilde kucaklar.
aklıma sıffin savaşı geldi her nedense,mızrak uçlarına takılan kuran yaprakları,hz alinin askerlerini duygulandırmış,korkutmuştur ve savaştan çekilmişlerdir.haricilerin de tepkisel hareketi paralel duygulardan çıkar.yazılan duygusal yazıları severek okudum,yazanlara karşı muhabbetle,ama hak aşığının dediği gibi"ikilikten usandım,birlik hanına kandım,derd-i şarabın içtim,dermanım yağma olsun"
tarih sahnesi hep bu lokumlu dinamitlere şahit oldu.samimi,islami görünen onca akım zehrini bu garip coğrafyaya akıttı durdu.vahyin kozmik altyapısı insandan ve geçmiş tarihten bağımsız değildi.mukaddes kitapların özü,kuranın tedricen indiği süreçteki sebeb-i nüzüller,birinci derecede bu altyapıyı oluşturur.hatta sümerlerin tapınak yazıları bile.insanı,insanlığı kuşatan bir dini,coğrafi,etnik,düşünsel kalıplar içerisine sıkıştırmak yapılabilecek en büyük hatadır.kalıp olarak kuranı aldıgımızda ortaya tüm insanlığı kapsayan bir inanış çıkar.bu demek değildir bütün fikirleri benimseyip kabul edecez.itirazımız sadece ilişkilerin kesilmesi gerektiği savınaydı."ne olursan ol yine gel"ifadesini yanlış anlayanların hoşgörüsü yok bende de.olması gereken "ne olursan ol gel,ama öyle kalma,düzel,yoksa haydi yoluna"olması gerekir.gel demek,çağırmak,kabul etmek zaten birşeylerin verilmesi,alınması gerektiğini içerir.bir hak dostunun sözüyle bitireyim"gitti kesret geldi vahdet oldu halvet dost ile,hep hak oldu cümle alem şehr ü bazar kalmadı"
|