sabahattin ali'nin dilinden böylesine etkileyici bir kadın tasviri ancak bu kadar iyi yapılabilirdi. kürk mantolu madonna'yı okuyan herkesin hayatında yer etmiş bir isim, sanki tanıdık bir simadır.
kürk mantolu madonnayı okuyan herkesin hayatında yer eden kadındır maria puder. öyle iyi anlatılmıştır ki okuyana kendi hayatınızda onu mutlaka bulursunuz
yazdığı giriler ile sözlük dahilindeki bazı kesimleri rahatsız etmiş ve akabinde seri eksi veren dallama sürüsünün eksi oylara maruz kalan yazan yazar. toplumun içindeki "kafatasçı ", "ya sev ya terket zihniyetçileri "nin sözlük dahilinde de bulunması sebebiyle, bütün girilerinin ve tabloların bir anda değişmesine sebebiyet vermekte. beğenilmeyen bir düşünce ve bunun göstergesi olan giri içeriğini mesaj yolu ile bildirmenin farkında bile olmayan dallama sürüleri tek yapabilecekleri eksi oylar ile tepkilerini göstermekte bu yazara.
ikiyüzlü ve sanal insancıklara içinde bulundukları durumun vehametini girilerine taşıyan yazardır aynı zamanda. benimde beğenmediğim girileri vardır elbette.. ama bunu mesaj ile bildirip konuyu daha detaylı inceleme olanagı bulmaktayım. sürü kültürünün içinde olmayan yazardır.
ezbere çok müsait, çok kullanılmaktan yaşlanmış bir sürü söz bir sürü sözcük yazdığı yazılarda yeni anlamlar kazanıyor.
her şeyin ezberinden sıkıldığını zanneden biri olarak yazdığı yazıları ilgi ile takip ediyorum
yazılarının altına imza atmak gibi bir kukla oyunun içine girmeden, benden farklı olduğunu kabul ederek aman fikren yakınlaşalım tasası gütmeden tebrik etmek isterim.
endişe editi: üzerine yazdığı konular ajitasyona ve bildik tekrarlara dönmeye müsait konular bugünkü kalem kıvraklığı hep sürsün umarım
girileri sözlükteki pekçok kişinin hislerine tercüman olan yazar. nispeten öfkelenmeden, bağırıp çağırmadan ve hakaret etmeden yazdığı halde, sert ve etkili yazıyor. özellikle sözlükte işkencecileri, faşistleri, ruh hastalarını, otoriteye tapınmayı savunanlara verdiği cevaplar okunmalı.
önceki girimde yazmamışım, belki farkına da varmamıştım ama şimdi daha çok girisini okuyunca anladım. türkiye'de, dünyada artık tamamen kaybedilmiş olan adalet duygusunu projektör gibi tutuyor insanların gözüne. işkencecilerin bile savunulduğu kahraman yapıldığı itüsözlük'te (maalesef) muhtemelen çok insanı rahatsız ediyordur.
belki girilerinde savunduklarına katılmazsınız, belki taraflı bile bulabilirsiniz (bazen) ama içinizde bilirsiniz ki kimsenin itiraz edemeyeceği evrensel bir adalet anlayışı var o girilerde.
mp: -ne yapmayı planlıyorsun işten sonra?
s: -birazdan çıkıcam zaten. artık sabaha kadar akarım gecenin üstüne, salarım güneşlerimi falan. ya sen?
mp: -ben de az gelişmişlik sürecinde türkiye izlenimlerimi içeren bir kompozisyon yazmayı planlıyorum.
s: -e, evet.
mp: -ayrıca kyoto protokolü'ne dair birkaç çelişkili madde var, onlara bir göz atacağım.
s: -kokteylde protokolden ayırdılar zaten yerimi.
mp: -tamam defol!
kendisini tanımam; ama şu sıralar gerçekten inanılmaz girileriyle bence sözlüğü sallayan birisi. girilerini okuduğumda çoğu söylemek istediğim şeyin asla söyleyemeyeceğim şekilde yazıldığını görüyorum, tembelliğe alıştırıyor insanı. yazdıklarının altına imzamı atabileceğim bir yazar. söylendiği gibi: okuyorum, okutturuyorum.
çok kıskandığım kelimeleri vardı bu yazarın, tanışacağımızı, sanal ortamın tüm güvensizliklerine rağmen bu kadar güvenebileceğimi, gerçek bir dost bulacağımı bilmiyordum henüz. artık yazılarındaki vuruculuğun, beni benden alışın, umutsuzluğun değil, daha fazla kıskanmama neden olan bir bakışın isyanı olduğunu biliyorum.
saçlarını sıkıca topuz yapmış bir maria vardı hayalimde, omuzlarına dökülmüş haliyle de çok sevdim ruhunu.
raif efendi ;
"halbuki şimdi her şey değişmişti. bu kadının resmini gördüğüm andan beri geçen birkaç hafta içinde, ömrümün bütün senelerinden daha çok yaşadığımı hissediyordum. her günüm, her saatim, uyuduğum zamanlar bile dopdoluydu. bana sadece yorgunluk veren uzuvlarımın değil, ruhumun da yaşamaya başladığını, içimde haberim olmadan bekleşen üstü örtülü derin tarafların da birdenbire meydana çıkarak bana fevkalade cazip, kıymetli manzaralar arzettiklerini görüyordum. maria puder bana bir ruhum bulunduğunu öğretmişti ve ben de onun, şimdiye kadar rastladığım insanlar arasında ilk defa olarak, bir ruhu bulunduğunu tespit ediyordum. muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi. bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu... biz ancak o zaman sahiden yaşamaya, -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. o zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbiriyle kucaklaşmak için, her şeyi çiğneyerek birbirine koşuyordu."
- - - - - - -
mp ;
''...bakın gördünüz mü? siz de bütün diğer erkekler gibi,her şeyi kabul eder görünerek her şeyi kabul ettirme yolunu tutuyorsunuz...neden? niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız? niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksızın? niçin sizin yalvarışlarınız da bile bir tahakküm,bizim reddedişlerimizde bile bir aciz bulunacak?çocukluğumdan beri buna daima isyan ettim,bunu asla kabul edemedim.niçin böyleyim,niçin diğer kadınların farkına bile varmadıkları bir nokta bana bu kadar ehemmiyetli görünüyor?...''
maria puder; sözlükte herkesteki yansımalarıyla dikkatimi çekmedi, tam tersine -sert sözcükleriyle değil- uslübunun, ifadesinin yerindekiliğiydi bendeki ilk yansıması...ardı ise daha bir pekiştiriyor bu yazarı sizde; doğruyu, anlamları tek taraflı seyre kıstalamamasıyla.
yazıları adına denilen sertlik; anlatımının sündürülüp saçma sapan noktalara çekiştirilmeye olan toleranssızlığının yansıması ki bu da bende bu kelimeyle tanıma oturmuyor.
edit:pek cevap verme , espri yapma tarafı olmayan, hal hatırsa hiç-abartttım ama- sormayan bir arkadaş..kınıyorum.
edit1:bir türlü kızdıramadığım kişi...ne yapsam ne etsem!!!
bitmez bu editler 1:şeytan tüyü var efenim bu arkadaşta, kırgınlığımı ve kızdırma isteğimi aldı gitti.ve bir kere daha anladım kine maria hayata karşı çok hassas.kötü günleri atlatıp, aramıza dönmesini diliyorum...cevap vermiyor mu dedim, espri yapmıyor da; efenim yalan.yetmiyor cevabı 2 ile 3 ile çarpıp veriyor, o kadar yani.*
farklı bi tarzı var.
hani sanki böyle bi anlık gaza gelmiş de döktürmüş gibi.
ama iyi yazıyor, sağlam yazıyor.
geç oldu kendisini keşfetmem ama temiz oldu.
hani derler ya "kelimelerle tarif edilemez" diye, kendisi kelimelerle gayet kolay ve rahat bir şekilde tarif edilebilecek biri, hiç zorlanmam yani.
1- hastasıyım.
2- ata demirer'in eşofmanlı götü gibiyim, dokunduğumu deviririm. (bu, kişisel oldu biraz sanıyorum.)
3- harley davidson üzerinde bir tur yapıcaz bununla. hayır yani, kendisi fakir. delikanlılık timsali genco gibi "dolaştırırım seni bebek, ovv yee" dedim ona, inandı tabi. hayali buymuş zaten ve sevenlerim bana dreamcatcher der, amanın aman.
farklı başlıkların altında her daim aynı nefreti kusan sözlük yazarı. belki ben de benzer şeylere tepki gösteriyor olabilirim. ancak bunu ajitasyon boyutunda yapmak gerçekten de itici gözüküyor. tepki vermek ifadesi durumunu tanımlamıyor. düzenli olarak aynı şeyleri çevirip agresifçe yazmayı meslek edinmiş.
karşıtlarına aşağılama içeren ifadeleri kullanmaktan çekinmeyip benzer tutumu sergileyen ancak yaptığını inkar etmeyenlere de had bildirmeye kalkması, tutumunun tutarsızlık denizinde yelken şişirmekten başka bir şey olmadığının farkında olmayışı en belirgin özelliği. farkındaysa bile damarlarında gezen, sık sık belirttiği mükemmel tahammül gücünü ve saygıyı sadece işine gelmediğinde vurgulayıp ortaya sermesi farkındalık sinyalinin pek kuvvetli olmadığı yönünde kuvvetli ipuçları veriyor. saygı iksiri bozuk çıkmış, tahammül aşısı tutmamış galiba da anca lafta kalmışlar. histeri krizlerinden bahsedip giriye x’leri, y’leri iki paragraf sığlık vb. şeylerle suçlamak da hobileri arasında olsa gerek.
karşı görüş belirtenleri sivri olduğunu düşündüğü diliyle çok güzel aşağılayıp, beyin ebatlarını ölçme haddini kendinde bulurken bütün ülkenin nefretini kazanmış bir gruba "mini mini beyinli" dediğim için bana haddimi bildirmeye kalkmış bugün.
hiç sevmediğim bir şekilde bir başlığa 758 giri yazıp fikir yarıştırmayı kendime yakıştırmadığımdan kendisi hakkındaki fikirlerimi burda yazmayı uygun gördüm. gerçi bir atışmayı fikir atışması yapan karşıdakinin de elle tutulur savlarla görüşünü desteklemesidir.karşılaştırma yaptığı durumların benzerliklerini iyi analiz etmesini tavsiye ediyorum (türkiye cumhuriyeti'ne tavır koymak adına tc demekle atatürk'e atam demek ne kadar benzerlik gösteriyor bilemem tabii). zira aksi takdirde fikir yarışı değil başka bir şey yarışına dönüp, şu güzel ortam bozuluyor, seviye yerlere iniyor.
eleştirimi direkt kendisine yöneltmenin zamanı gelmiş de geçiyormuş meğerse, satırlarıma son verirken bunu görüyorum. son olarak; histeriyi başka kapılarda aramasın naçizane tavsiyem. ona hızla alıp verdiği nefesi kadar yakın gözüküyor zira. bakalım buna cevap olarak sığ sulara at gözlüğüyle dalmaktan falan mı dem vuracak klasik olarak. tarzı bu çünkü. sözlük jargonunda buna ad hominem deniliyor ve o bunu çok iyi yapıyor.
ahmak ı hayal'in gözetiminde yürüttüğü sekiz basamaklı 'öfke denetimi' terapisini başarıyla tamamlamış yazar. "olur bazen.." repliğini tekrarlayıp duran bir tür japon nine huzuruna erişmiş olan şimdilerde.
fuji dağının eteğinde oturmuş gün doğuşunu izler gibi bir hali var.
pembe ve serin bir tablo. allah bozmasın demeli.
hangi siyasal görüşe, hangi zümreye, hangi güruha, hangi mezhebe, hangi dini inanca mensup olursa olsun; bitanem benim.
kendisiyle dünya görüşlerim zıt be, zıt! ben, kimseyi siklemez tavırlardayken; kendisi, insanları ciddiye almak gibi bir değişik ruhi hale bürünür bebek. ufak tefek şeyler üzer onu, dünya üzerime yıkılsa umrumda değildir oysa ki. daha güzel bir dünya yaratmak için uğraşan bu dostuma en güzel hediyem şu olur: yeni evine çay kahve takımı değil, sana gülümseyen bir çift simsiyah göz hediye ediyorum ve sana bahşediyorum bu boktan hayatı. emrühavalene...
ben zamanında uğraştım ama değiştiremedim dünyayı, sen belki başarırsın.