|
|
- dış işleri bakanı sıfatıyla avrupa'ya giden, ancak asıl görevinin akp'nin kapatma davası ile ilgili yakınma olarak tanımlayabileceğimiz dış işleri bakanı ali babacan'ın avrupa parlamentosu (ap) dış ilişkiler komitesinde kendisine sorulan dini özgürlükler ile ilgili olarak sorulan soruya verdiği cevabın özeti olan cümledir. ali babacan şu şekilde konuşmuştur;
"türkiye'de sadece gayrimüslim azınlıklar değil, müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor. türkiye'de son dönemde laiklik eksenli bir tartışma yaşanıyor. bizim laiklik tanımımız çok açık: din ve devlet işlerinin açık şekilde birbirinden ayrılması. devletin de bireylerin dininin gereğini yerine getirmesine müdahale etmemesi. burada farklı inançtakiler de dinsizler de bu özgürlük ortamından faydalanabilmeliler.''
ilk bakışta ne var ki bunda gibi duran açıklama ama dahi anlamına gelen ufacık bir "de-da" eki bir itiraf gibi. yani diyor ki babacan, türkiye'de azınlıkların dini özgürlüğü yok!! öyle ki müslüman çoğunluğun bile yok! e madem böyle hükümete söyleyin bunu. aa bi dakika hükümet sizsiniz di mi? bir dışişleri bakanının böyle söyleme hakkı yoktur. sırf kendi partisine açılan davada mazlum rölü üstlenmek uğruna, müslümanları baskı altındaymış gibi göstermek en hafif deyimiyle ayıptır. sadece türban meselesine ithafta bulunarak söylemiş olduğu bu söz güzelim ülkeme ve onun insanlarına yazık etmektir.
türbanı bir kenara koyun ve söyleyin allah aşkına hangi noktada müslümanların dini özgürlükleri kısıtlanıyor? sırf alevilere, yezidilere, ortodokslara, katoliklere, musevilere veremediğin, vermediğin dini özgürlüğü haklı çıkarmak için dış işleri bakanı olduğun ülkeye, onun insanlarına bok atmanın ne alemi var? ayıp değil midir bu yaptığınız?
"bugün bu ülkede türban yüzünden okuluna gidemeyen kızlar var" diye otomatiğe bağlamış gibi başlarsınız eminim. ama bir şey söyleyeyim mi? bu kızların günahı vebali de sizin boynunuza. sizin ve necmettin erbakan'ın. çiller-erbakan koalisyonundan önce türban diye bir problemimiz yoktu bizim. 1994 yılında üniversiteye girdim, türbanlı öğrenciler rahatlıkla kampüse, derslere girebiliyorlardı. kimsenin de gözüne batmıyordu bu durum. ne zaman ki hocanız iktidara geldi bu milleti gerdiniz siz! kanlı mı olacak kansız mı? dediniz imam hatipler bizim arka bahçemizdir dediniz milleti kutuplara böldünüz. şimdi onun ceremesini çekiyoruz biz ve türbanlı kızlarımız. ve şimdi utanmadan çıkıp yok türban yok bik bik edip duruyorsunuz.
yazıklar olsun size. bu ülkede müslümanın din özgürlüğü yok ha? bu ülkedeki cami sayısı molla rejimi iran'dakinden fazla. sürekli imam atayıp duruyorsunuz. devlet televizyonunu bile kendi emellerinize alet ediyorsunuz hala özgürlük? siz ne özgürlüğü istiyorsunuz allah aşkına? açık açık söyleseniz de bizde bilsek.
http://www.ensonhaber.com/...
- ali babacan beyanatıymış. cümleleri baştan kurgulayıp biçimin altında özü yakalamaya çalışalım;
"bizim laiklik tanımımız çok açık: din ve devlet işlerinin açık şekilde birbirinden ayrılması. devletin de bireylerin dininin gereğini yerine getirmesine müdahale etmemesi. burada farklı inançtakiler de dinsizler de bu özgürlük ortamından faydalanabilmeliler.''
buraya kadar söylenen gerçekten çok açık, laiklik, ilk-okulla beraber ilk temelleri atılan anlam evrenimizden kopmadan, onunla aynı düzlemden açıklanarak "dinsel yaşam ile devlet mekanizmasının birbirinden ayrılma esasına dayanan toplum yapısı" şeklinde ele alınmış. asıl sorun şuradadır;
"türkiye'de sadece gayrimüslim azınlıklar değil, müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor. türkiye'de son dönemde laiklik eksenli bir tartışma yaşanıyor. "
bu noktada, çokça üstünde durulan takiye sularına girmiş bulunuyoruz. babacan, dinin sadece kişisel vicdani boyutta yaşanan inanç sistemi olmakla kalmayıp toplumsal yaşamı her kurumuyla en ufak hücresine kadar düzenleme ihtiyacı duyan kapsayıcı bir ideoloji olduğunu bilmiyor mu? elbette bu durumun apaçık farkında. ancak statik-egemen yapının (din ideolojisinin statüko olarak eleştirdiği, "elitin" biçimlendirdiği toplumsal düzen) tahsis ettiği iktidar koltuğunda oturduğundan hadi daha açık söyleyelim; değişim stratejisinde bu koltuğu araç olarak kullanmayı benimseyen çizginin üyesi olduğundan, dinin "tam olarak yaşanması" ile din/devlet işlerini birbirinden ayıran mekanizma arasında yapısal çelişki, kapatılamaz bir yarık yokmuş gibi davranır. sanki "müslüman çocuğun din özgürlüğünü yaşayamaması" laisizmin özünden değil, bir şekilde eksik uygulanmasından kaynaklanıyormuş gibi. kısaca egemen yapının sunduğu iktidar perspektifinden, egemen söylemin diliyle konuşmak zorundadır. egemen söylemin dili şüphesiz, laikliğin dinin tam olarak yaşanmasında, teorik olarak, engel teşkil etmediğini beyan eder. babacan aslında bu laiklik formülasyonuna, bahsettiğimiz toplumu tümden düzenleyici din ideolojisinin içinde olma hali dolayısıyla, temelden, radikal bir biçimde karşıdır. ancak radikalizmini reformist devrim taktiğiyle örter. çünkü 'şartların olgunlaşmadığı' zaman diliminde yapılacak radikal bir çıkışta adamın götünü keserler genellikle.
- söylendiğinde dış politikamızın boka battığı cümledir.
özgürlüğümüzün -din de dahil, devlet olarak- kurtuluş savaşıyla kazanıldığını unutan ve bu kurtuluş savaşının kimlere karşı verildiğini unutan veya gerçek bir özgürlük kavramını özümseyebilecek kapasitede olmayan bakanımıza ve ekürisine burdan armağan ediyodrum: be hey dürzü
din özgürlüğünün müslümanların da sahip olmadığından bahsetmiş demek.. peki nedir bu özgürlük? ülkesinde yapmak istediği değişikliklere dış destek bulmak adına daha dün özgürlüğünü kazanmak için dedesinin savaşıp şehit olduğu avrupa devletlerinin eteğini öpmek mi? çok kıvrak bir hamleyle ali babacan hem azınlıklara özgürlük verilmesiyle ilgili şikayetlere cevap verirken hem de arada kendi şikayetini bildirmiş. işte dış politika böyle olmalı. kendisini tebrik ediyorum.
kendisi bir müslüman olarak hangi ibadetini yapmaktan alıkonulmuş? din ve inanç özgürlüğü üniversiteye türbanla girmenin yasak olmamasından mı ibaret? kendisi din özgürlüğünü üniversiteye türbanla girmek olarak mı algılıyor?
ya bi git allaasen ali babacan.müslümanların da din özgürlüğü yok tabi. azınlıkların da yok. biz burda senin partinin ve bilimum çevresinin cebini dolduruyoruz, sen orda neler söylüyosun.. ayıp valla. hiç yakıştıramadım.
- (bkz: müslümanlar dini özgürlük sorunu yaşıyor)
- bir bakanın ülkesini nasıl şikayet edebileceğinin örneğidir. avrupalılar bizi çok sevdiklerinden midir nedir, sayın dış işleri bakanı abilerine bizi şikayet etmiştir. bravo hep böyle olsun dış siyasetimiz. o kadar önemli meselenin içinde bi ülkeyi şikayet etmediğimiz kalmıştı, nihayetinde onu da yaptık.
- dış işleri bakanı'nın avrupa parlementosunda dile getirmiş olduğu ülkenin gerçeklerini yansıtan sözlerdir.
ama "doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar" misali bunlarla yüzleşmek istemeyenler yaygara koparmaktadır ama bu yaygaralar gerçekleri hiç bir zaman örtmez.
eğer bir ülkede bir iktdar partisi başörtüsü yasağına karşı geldiği için kapatılmak isteniyorsa bu ülkede din özgürlüğü yoktur.
eğer bir subay kıldığı namazından dolayı ordudan ihraç edilyorsa bu ülkede din özgürlüğü yoktur.
eğer bu ülkede hiristiyanlar haliç'te düzenledikleri bir tören polis korumasında yapılıyorsa bu ülkede din özgürlüğü yoktur.
eğer bu ülkede askeri okullarda bir öğrenci'nin annesinin fotoğrafı isteniyorsa ve başörtülü olduğu taktirde bu fotoğrafa dahi tahammül edilemiyorsa bu ülkede din özgürlüğü yoktur.
eğer bu ülkede bir ateist, ateist olduğunu saklıyorsa rahatça söyleyemiyorsa her nekadar bir din olmasada buda bu ülkede din özgürlüğü yoktur demektir.
eğer bu ülkede bir gayri müslim dinini can güvenliği nedeniyle saklıyorsa bu ülkede din özgürlüğü yoktur.
not. bilyorum eksiler gelecek ama ah be güzel kardeşlerim keşke eksi oylar bu sorunları hallede bilse.(eser, 30.05.2008 12:11 ~ 10.11.2008 14:20)
|