kara şimşek dizisindeki kit'in tıpatıp aynısı olan kötü ikizinin adı.
aralarındaki görsel olan tek fark kit'in ışığının kırmızı, kar'ınkinin ise sarı olmasıydı
küçükken "evladım beyaz peynir ye kar yağsın" cümlesiyle bizleri kandıran ailelerimizin kullandığı çok sevimli beyaz parçacıklar. bunların molekülleri genelde yıldızımsı yapıda olur.
kar yağdı durmadan üç gün üç gece,
tıkandı geçitler yollar kapandı.
yalnızlığın buzdan çetelesinde
kimseler umursamadı karı.
yüzlerinde iğreti bir kibirle
hep düşürmekten korktukları,
dalıp gittiler günlük işlerine.
diz boyu birikmiş kar içinde
yürürdük uzatarak açtığımız kanalı,
iki kar güvesi gibi sokaklarda seninle
anardık bütün yitik aşkları
bu karlı kış gününde.
güngörmüş dağlara karşı
sımsıcak öpüşürdük sarılıp birbirimize.
-sevgilim, yanımda olsaydın keşke!
şölensiz, sevinçsiz yaşıyoruz şimdilerde,
bir iğdiş ve buruşuk zamanı.
kimsenin türküsü yok dilinde
karşılayacak yağan karı
coşkulu ve sarhoş sesiyle.
bıçak açmıyor ağızları;
acı, yalnız acı var yüreklerde.
kar yağdı durmadan üç gün üç gece,
yaslandı duvarlara, kapıları zorladı,
pencerelerden baktı ev içlerine.
kar hiç böyle kimsesiz kalmadı
kendi özgül tarihinde.
çıngırakların, kızakların karı
yağdı herşeyin üstüne sessiz bir öfkeyle.
birikti bir çamaşır ipine bile.
saçaklardan sarktı,
attı kendini gürültüyle yere,
kimse sahip çıkmadı;
yığıldı kaldı duvar diplerine.
yalnız kuş ayakları
bastılar incelikle göğsüne.
-sevgilim, yanımda olsaydın keşke!
kar var yaşadığımız günlerde.
umutsuzluk çevremizi kuşattı,
kıtlık kıran gündemde.
yine de ele güne karşı,
özenle saklıyorum yüreğimde
sana duyduğum aşkı,
dört yanım kar içinde.
hakkında onlarca haber yapılmış kimilerine göre vatan haini kimilerine göre türkiye'yi avrupada gerektiği gibi temsil eden bir adamın okuduğum ilk kitabı.içimde çok önceden beri bir şekilde popüler olmuş yazarların kitaplarını okumama gibi bir hastalık vardı.zaten bu sıralar baya bir şekilde konuşulan ve nobel edebiyat ödülünü almış birinin kitabını okumak kesinlikle bu prensibime aykırıydı.fakat istatistik hocasının "finalde bir orhan pamuk kitabı okuyup gelin" lafı üzerine zaten bok gibi olan istatistik için orhan pamuk'un bir kitabını okumalıyım diye düşündüm.ve orhan pamuk'un tek siyasi romanım dediği "kar"ı seçtim.
doğu anadolu'nun ücra bir şehrinde kars'da geçen roman sanıyorum kendisine yöneltilen pek çok "siyasi" eleştiriyi barındırmayacak kadar güzel bir kitap.özellikle orhan pamuk'a isnat edilen "vatan haini" ve bugünlerde bazı muhafazakar gazetelerde iddia edilen * "din düşmanı" sıfatlarını bu kitapla asıl olarak kazandığını da belirtmek de fayda var.kitabın içerisindeki anlatım şekli sanıldığının aksine cahil , para için ve ün için milletini satmış , beceriksiz bir intihalci yerine , gerek muhafazakar , gerek islamist , gerek kürt milliyetçisi , gerekse ingiliz dili ve edebiyatı konusunda çok okumuş , doğu anadolu’nun ve hüzünlü şehirlerin ruhunu iyi anlamış bir yazar portresi çiziyor.
bazı yerlerde iki farklı kimliğe mensup şahısların konuşmaları öyle gerçekçi bir şekilde aktarılıyor ki, tartışmanın seyrinde bir türlü ağır basan taraf anlaşılamıyor. elbette bunu öne sürülen siyasal tezlerle birlikte yaptığı için "gerçeğine uymamış" denilecek bir karakter bile olduğunu sanmıyorum. aslında özde bu siyasi "kurgu" ön plandaymış gibi gözükse de ,bütün bu kurgu romanın arka planını oluşturuyor. yazar bize bir şeyler anlatıyor. aşktan, allahtan, inançtan, dinden, sefillikten, kendini beğenmişlikten, kahramanlıktan, yakarıştan, ölümden, saflıktan bir şeyler...
romanın ana karakteri “ka” ile kendimi çok benzeştirdiğimi, kendimi onun yerine koyduğumu yalanlamayacağım, çünkü karakter olağanüstü bir şekilde tanımlanıyor ve en çok da kitabın adına yaraşır şekilde “ka” ve “kar” ile ilginç bağlantılar kuruluyor. özellikle kitabın bir yerinde ka’nın, kitabın yan karakterlerinden şeyh saadettin efendi ile konuşmasında dile getirdiği:
“kar bana allah’ı hatırlatmıştı, bu alemin ne kadar esrarengiz ve güzel olduğunu, yaşamanın aslında bir mutluluk olduğunu hatırlatmıştı kar “ söylemi nedense bana sezai karakoç’un kar şiirinde geçen şu dizeyi hatırlattı:
"allah kar gibi gökten yağınca”
bu benzetme ne tesadüftür ki ka karakterinin kendi içsel mücadelesinde ana ilişkiyi oluşturuyor.
muhafazakâr kesimin dile getirdiği “türbancıları terörist gibi gösteriyor” söylemi ise sanıyorum yersiz. çünkü kitap da yansız bir dil oluşturulmaya çalışılmış ve laisist kesim ile islamist kesimin mantıksız yorumları kendi ağızlarından çok güzel bir şekilde eleştirilmiş.ayrıca roman karakterlerinin kendi siyasal görüşlerine göre “etkin” bir işlev gördükleri ve kendilerinden bekleneni yapmaları , kitabın aslında bu siyasal karakterlere ne kadar önem verdiğini gösterir vaziyette.pkk’lılara gerilla dediği noktaya eğilirsek; bunu “kürt milliyetçilerinin” ağzından yaptığı ve pkk’yı yahut diğer siyasal düşünceleri tasvip ettiği bir satırın bulunmadığını düşünürsek o kadar da önemli değil.kürt milliyetçisi denilince yanlış anlaşılmasın bildiğiniz pkk'lı karakter işte.
tabi diğer yandan karsta yoğun bir ermeni mirası havası oluştursa da “soykırım” iddiaları noktasında “iki tarafta birbirini katletmiştir” tezini kabulleniyor.
velhasıl kelam okunması gereken bir kitap.
iskenderunlu olan 3 ev arkadaşınızın sizi sabahın 6 sında la la la kalk kar yaayo lan diyerek uyandırdıkları meteorolojik olay. ayrıca bu elemanların yerdeki yaklaşık 3 milimetrelik kar örtüsünde kar topu oynamaya çalışmaları ayrıca irdelenmelidir.
bu sene bir türlü istanbula şöyle ağız tadıyla yağmayıp; insanları o huzurlu sessizliğinden, iç açıcı beyazlığından, geceleri seyrine dalıp hayallere düşmekten, yağışını seyredip kıpır kıpır olup hep daha çok daha çok yağsın istemekten, kışı adam gibi yaşama zevkinden alıkoyan, yağmurdan daha soft* ve daha katı bir yağış şekli..