klavyeye dökülmesi sinir bozan ancak modeme dökülmesi daha da sinir bozan, vazgeçmesi zor madde. amy lee bile olsa bıkar insan her gün her gün, kahve olunca bıkmıyor işte.
insanın tek dostu olmayı hak eden bir nesnedir. sizin keyfinize keyif katar akşam yemeğinin tokluğundan sonra. diğer arkadaşlarınız siz harıl harıl ders çalışıyorken yatıp uyuyabilir ama sadece kahve vardır yanınızda, sizin yarınki sınavınızda iyi not almanız için sizi uyutmamaya çalışır. alkolün dibine vurduğunuzda ayılmak isterken o vardır ve keyfiniz kaçıksa sizin dertlerinizi bir fincan kahveden daha iyi kim dinleyebilir.**
bir de bunun kankası vardır, kanyak adında. ikisi birleşince ne samanlık* kalır, ne uyku... tek sorun ağızda koku bırakmasıdır. derslere girmeden önce bir adet sakızla desteklenmelidir bu dostluk, aksi taktirde insanlar size ayyaş gözüyle bakabilir.
52 çeşit kahve ağacı bulunmuştur şimdiye kadar. ama bunlardan sadece arabica ve robusta'nın ticari değeri vardır. bu ağacın dışındaki çok ince kırmızı meyve tabakası bir boka yaramaz, sadece içinde bulunan 2 adet çekirdeği önemlidir.
tam anlamıyla folloş edilmiş bir kültürdür. afrika'dan arabistan'a geçmiş, daha sonra her yere yayılmıştır. her millet birbirinin kahve pişirme/kaynatma usullerini alıp kendilerine uyarlamışlardır. ayrıca bayatlasa bile kavurursanız eskisi gibi mis olur.
ayrıca çoğumuzun içtiği nescafe denen granül kahve çeşidi kahve hariç her şeydir. örneğin petrolün en iyi hali uçak yakıtı, en kötü halinin zift olduğunu düşünürsek buna da şöyle diyebiliriz: espresso uçak yakıtı, granül kahve zifttir. uzak durun mümkünse.
adını, ilk bulunduğu etiyopya'nın kaffa bölgesinden almıştır.
avrupa'nın kahveyle tanışmasını da osmanlılar sağlamıştır. viyana kuşatması sırasında osmanlılar kahve çuvallarını bırakıp gitmişler ve avrupalılar'da süper kokan bu çuvalların kahve olduğunu kavramış ve kendi çaplarında teknikler deneyerek içmeye başlamışlardır. avrupa'da kahveyi en çok geliştiren fransızlardır. ayrıca kahveyi kavuran ilk millet de osmanlılardır.
şu anda dünya kahve üretiminde brezilya açık ara öndedir. kahve'nin brezilya'ya gidişi de yine fransızlar, ingilizler ve hollandadılar gibi sömürme sevdasıyla yanıp tutuşmuş ülkelerin marifetidir. bu adamlar gittikleri yerlere kendilerinden de bir şey götürürken kahve ağaçları da arada kaynamış ve kahve ağacı yetişmesi gereken en harika ortam olan brezilya'yı çok sevmiş ve burada hayvan gibi yayılmıştır. brezilya'daki kahve ağaçlarının çoğu arabica türüdür.
burdan anlıyoruz ki, osmanlılar olmasa dünya kahve nedir falan bilmicek, ya da çok geç bilecekti. şimdi kahve diyince akla osmanlı'nın gelmemesi de feci kötü bir şeydir bana göre. sen gel dünya'ya yay, elin avrupalısı, yemen'lisi sahiplensin.
saklaması çok zor olan ama içmesi çok zevkli olan içecek. çeşitli baharatlar (kakule, zencefil, tarçın vb.) ile tatlandırılabilir. en pahalı cinsi kopi luwak adlı bir kahvedir. ayrıca (bkz: bağımlılık)
kahvenin türkiye’den önce arap yarımadasında, mısır ve hindistan’da yayıldığı, kelime olarak da arapça "kahwa" dan gelmektedir. bu sözcüğün de habeşistan’da kahve üreten kaffa yöresinden alındığı sanılıyor. önceleri, dövülüp toz haline getiriliyor, böylece bir nevi ezmesi yapılarak ekmek üstüne sürülüp yeniyormuş.
kahvenin türkiye’ye ilk kez, hükm ve şems isimli iki suriyeli tarafından 1555’de getirildiği rivayet edilir. diğer bazı kaynaklarda ise kanunî sultan süleyman zamanında (1520-1566) habeşistan valisi özdemir paşa tarafından getirildiği kaydedilir.
(bkz: türk kahvesi)