johanna greenberg tarafından delilik üzerine yazılmış etkileyici bir kitap.metis yayınlarından çıkan kitap yazıldığı yıl büyük yankılar uyandırmış ve yazarın kişisel deneyimlerine dayalı olarak yazılmıştır.
kitabı okurken sürekli kendi deliliğinizden de şüphelendiğiniz, koğuş yaşamıyla ilgili kısımları insanı mahveden, mutlaka okunması gereken çok iyi kitap.
kitabın kahramanı idat bir yerde şöyle der: "dünyada bile,aynı dili konuşan iki
insan yok mu?".bu idat'ın dış dünya ile iletişim kuramamasının temel nedenini anlatan bir cümledir.güzeldir,hoştur,okunasıdır.
kitaba verilen isimin nerede geçtiğini merak ettikten sonra "bundan daha güzel bir yerde kullanılamaz bu söz" diyip uzun bi süre kendime gelemememe sebebiyet vermiştir. tavsiye edilesi kitapların başında gelir.
deborah'ın günlük güneşlik bir havada titreyerek dolaşmasına sebep olan deliliği ve ondan kurtulma çabalarını konu alan, beni fazlasıyla etkileyen kitap. aslında bir dahi olan deborah, gerçek hayattan koparak kendisine "yr" adını verdiği başka bir dünya kurar ve onun gerçekliğine inanır. daha sonraları bu dünya da onu esir almaya, yönetmeye başlar. artık deborah hiçbir yere ait değildir, araf gibidir bulunduğu yer, iki dünya arasında. ta ki doktor "furi" çıkıp gelene, "sana gül bahçesi vadetmedim" diyerek gerçekçi bir şekilde ona yardım etmeye çalışana ve en önemlisi güvenene kadar. insana dokunan kitaplardan.
joanne greenberg'in kendi hayatından yola çıkarak yazdığı; insana, kimsenin gül bahçesi vadetmediğini, güllük gülistanlık bir dünya olamayacağını, olsa da sıkıcı olacağını ve insana düşenin savaşım olduğunu vurgulayan psikolojik roman. romanın arka kapağında hatırladığım kadarıyla şöyle diyordu: "içine doğduğu dünyanın kurumlarıyla bağdaşmayı öğrenemeyen, iletişimsizliğin karanlığında, 16 yaşındaki bir genç kızın öyküsü." romanın baş kişisi deborah akıl hastanesine kapatılır ve burada yaşadıkları anlatılır. bu arada hastanedeki diğer hastalar da verilir. deborah şizofrenidir ve kendi yarattığı, "yr krallığı" adını verdiği dünyada yaşamaktadır. burada tanrılar, sansür, koro gibi gibi kişi ve kişi toplulukarı vardır. deborah onlarla konuşur. romanın sonunda deborah iyileşir ve gerçeküstü dünyasına veda ederek dünyaya bağlanır.
okurken zaman zaman çok bunaltıcı olsa da okuduktan sonra kolay kolay unutulmayan, akıl hastanesi tasvirleriyle paulo coelho'nun veronika decide morrer kitabına benzeyen kitap.
johanna greenberg tarafından yazılmış okunması gereken psikolojik romanlardan birisidir. deborah adında şizofren bir kızın akıl hastanesinde yaşadıklarını anlatır. deborah iyileşir ama hiç bişey göründüğü gibi değildir. zaten kimse deborah'a gül bahçsi vadetmemiştir...
joanne greenberg'in hayal ve gerçek arasında yaşayan 16 yaşındaki deborah'ın yaşamını anlatan romanı.
joanne greenberg'in gençliğinde bir akıl hastanesi deneyimi olmuştur ve bu olaylardan,gördüklerinden yola çıkarak yazmıştır bu romanı.romanın baş kahramanı olan deborah,çocukluğunda yaşadığı yalnızlık ve fazla beklentiler yüzünden kendi dünyasına çekilmiş,kendi dünyasını yaratmış ve zamanla gerçek dünya ile kendi yarattığı "yr krallığı" arasında kalmıştır.bu nedenle kendine zarar verir ve ailesi istemeyerek de olsa onu bir akıl hastanesine yatırır.burada deborah gerçek dünya ve kendi dünyasını yüzleştirir.16 yaşında bir genç kızken bütün yaşantısı karmaşıklaşır ve 4 senesini burada geçirir.kendi dünyasına direnir çünkü gerçek dünya onun için çok acımasız gelir...ama romanın sonunda kendi dünyasını,"yr krallığını" kendi düşlerinde yarattığını ve bir deli,şizofreni hastası olduğunu kabul eder ve gerçek dünyaya bağlanır...
elimden bırakamadan okuduğum.her psikolojik bozukluk ya da normalim diyen herkesin okuması gereken,düşünebilmeyi,irdeleyebilmeyi,sorgulayabilmeyi öğreten olağanüstü yazılmış kitaplardan bir tanesi......
düşen tanrıça fikrine; hep düşen, sonsuza dek düşen tanrıça fikrine aşık olmama neden olan kitap.
yalnız kitapı zamansız okuyan kız çocuklarını bileklerini keserek intihar etmeye teşvik etme ihtimali vardır.
okurken kendimi kaybettiğim kasvetli hastane tasvirleriyel insanı paramparça eden kitaptır. eğer depresyon belirtileri gösteriyorsanız ya da çabuk etkilenen bir yapınız varsa aralıklarla okumanızı tavsiye ettiim aski takdirde sizi de içine çekebilecek kadar gerçek olan ve sarsıcı bir uslupla yazılmıştır. kanımca deborah şizofren değil , çoğul kişilik bozukluğuna sahip bir kızdır.
bilhassa psikoloji sevenlerin okuması gereken güzel bi kitap.. imdi ne diyor du?
yazar joanne greenberg akıl hastası bi genç kızın hasta(ha)nede geçirdiğin bir iyileşme sürecini ele alır. eserin kahramanı deborah adındaki kızımız zorlu bir hastalık döneminden geçer ve tam iyileşmesi beklenirken sonlara doğru tekrar bir rahatsızlık geçirir ama artık iyileşmeye daha yakın ve yatkın bir ruh haline ulaşmıştır kendisi.
kitabın içeriği ve lezzetini hissetmeniz için bi de size notlardan birini sunayım kısaca;
''kefen ve gelinlik.. birbirinin aynı olan iki giyisi.. dinle bak! ölürken yaşamak; yaşarken ölmek; savaşırken teslim olmak ve teslim olurken savaşmak zorunda kalıyorsun, değil mi?
benim yolumda bütün karşıtlıklar aynı anda verilir ve karşıt hedefler için aynı araç kullanılır..
insanlar karşı ateş yakarlar, bir yangını söndürmek için bir başka yangın çıkarırlar, demek istiyorum''
deborah adlı sinir hastası kızın (paranoyak-şizofren) yaşadıklarının çok güzel tasvir edildiği harika bir romandır. johann greenbergti yanılmıyorsam yazarı.
1977'de çekilen bir filmi de varmış ama zamanın teknolojisiyle nasıl bir iş çıkmıştır ortaya bilemiyorum. lakin film için çok uygun bir konusu var. özellikle sinir krizi geçirdiğinde gördüğü imgelerden süper işler çıkabilir.
"mazoşist öğeler içeren tipik şifozreni belirtileri" gösteren bir kızın yaptıklarını, yaşadıklarını kısacası hayatını anlatan akıl sır ermeyen kitap. akıl sır erdirmek mümkün değil, çünkü hastanede geçirilen o aylar, beyaz çarşaflar, başka bir dünyanın kralıyla yapılan korkunç söyleşiler, herşey o kadar gerçek ki. yazar joanne greenberg gençlikte yaşadığı bu olayları elli sekiz yaşında kitaplaştırmaya karar veriyor ve o zor, karanlık, akıldışı ülkeye ziyaretlerini anlattığı kitabın adını, doktorunun na söylediği bir cümleyle isimlendiriyor; sana gül bahçesi vadetmedim.
"bir keresinde böyle korkunç işkenceler yapan bir hastam olmuştu. ona neden böyle şeyler yaptığını sorduğum zaman, 'bunları bana dünya yapmasın diye,' karşılığını vermişti. sonra, ’dünyanın neler yapacağını görmek için biraz beklesenize,' demiştim. o da 'anlamıyor musunuz? eninde sonunda oluyor bunlar, bu şekilde hiç olmazsa kendi yıkımımı kendim yönetiyorum,' diye yanıt vermişti."