görülenden çok bakanda oluşan duygu..
sizin görünüşünüzde olduğu kadar hatta ondan daha çok size bakanın gözlerindedir.
mesela bir sanat yapıtının esas etkisi, onu izleyenin bilincinde oluşan etkidir. aynı şekilde insanlara bakarken ve onları değerlendirirken de aynı mekanizma işe karışır ve bakılan kişinin nesnel nitelikleri kadar, ona bakanın deneyimleri, özel algılamaları etkili olur.
empati, sempati, fiziksel görünüş, iyilik, kötülükse güzelliğin sadece birer parçalarıdır.
insanlar güzelliği maddi manevi diye ayırırlar. aslında sığ gelir bu ayrım üstünde biraz düşününce. esasında şöyledemek gerekir:
güzellik, görünen ve görünenin ötesindeki olarak ayrılır ve ne paradokstur ki bu ikisi birbirine sıkıca bağlıdır da. görünen güzellik, görünenin ötesindeki güzelliğin su yüzüne çıkmış halidir. "...yüzüne yansır..." derler ya hani. buz dağının alttaki kısmıdır görünenin ötesindeki. her güzel iyi mi diye sorarlar bir de, e tabi kötüye güzel demek ayrı bir suçtur onca güzelliğe saygı adına.
güzeli ayrı tutacaksın her zaman, sevgi güzeldir; içinde kimsenin ulaşamayacağı yerlerde gezinecek sevgi seller halinde. sadece bir kişi orada yüzecek ve o teslim alacak. o sevgiyi besleyen de güzeldir işte o zaman. inanç güzeldir ki sadece inananla allah arasındadır. herkesten ve her şeyden ayrıdır yeri, diğer hiçbir sığlıkla yan yana gelip değeri basitleşmez, tıpkı sevgi gibi. diğerleri de bunlardan doğar zaten. bunları anlatan sözcükleri hiç basit bir mekanda görebilir misiniz, hiç basit veya sığ sohbetin içinden çıkarken duyabilir misiniz, tabi ki hayır. bunlara ait sözcüklerin bile yeri ayrıdır. diğerlerinin yanında kalıp basitleşmezler. insanlara temennilerde bulunurken bile ayrıdır o son temenni cümlesinin söylenişi. bütün konuşma biter ve makul bir süre sonunda söylenir, ayrıca. yazarken bile güzel sözler ayrı ayrı diğerlerinin peşine yazılır. diğerlerinin yanında çamurlanmasın, basitleşmesin diye.
güzellik, yeri ayrı tutulmaya ihtiyaç duyulduğu müddetçe güzeldir. çünkü insan güzeli özel kılar. onu fanus gibi ayrı tutarak diğerlerinden.
erkeklerden çok kadınların umursadığı bir kavramdır.öyle ki kadınlar bunun için neredeyse herşeyi yapmayı göze alırlar.erkekler ise kadınların çaba göstermesi sırasında söylenir sonrasında ise başarılı olmuş hatunların yanında kasılarak yürürler.
güzellik görecelidir ama güzel her yerde ve her ortamda güzelliğini koruyabilendir. yaş ilerlese de güzeldir o. güzel görünmek değildir çabası, kendisine olan saygısıdır güzel görünmesinin nedeni.
güzelliğin; seni gösterecek aynalar varsa, güzellik olduğunu o yaz öğrendim. güzellik kendiliğinden bir şey değildi. sen biri için güzeldin, seni güzel yapan birinin bakışlarıydı. çok sevilmiş kadınlar güzeldi yalnız. o yaz, greta garbo' ya benzeyen sabahat hanım yalnız kocasını kaybetmedi. güzelliğinin yeryüzündeki konumunu da kaybetti. isterse biriyle evlenebilirdi. evlenmek isteyenler çıkmıştı üstelik. ama o değil evlenmek, güzel olmaktan bile vazgeçti. sabahat hanım' ın hikayesinde ben, kocası kara toprağa karışan bir kadının güzellikten nasıl istifa ettiğinin hikayesini gördüm.
türk dizi oyuncusu seçerken aranan ilk özellik sanıyorum. tek kaşlı bir yarrak ağası veya burnu yamuk bir götlek gelini görülmedi daha. oyunculuk da aramak gerekmez mi ve babanız kasap mıydı? sayın yapımcıya sordum bunları. ayrıyetten bunlar güzel miydi?
"güzelliğin ağır oku.
- en asil güzellik türü bizi birdenbire çarpmaz, fırtınalı ve sarhoş edici saldırılarda bulunmaz (böyle bir güzellik kolayca nefret uyandırır); tersine en asil güzellik, neredeyse farkında olmaksızın yanımızda taşıdığımız, ağır ağır içe işleyen ve yine kimi zaman bir rüyada karşılaştığımız, ama en sonunda, uzunca bir süre yüreğimize özenle yerleştikten sonra, bize tamamen sahip olan ve gözlerimizi yaşlarla, yüreklerimizi tutkuyla dolduran türden bir güzelliktir.
- güzelliği görünce ne için yanıp tutuşuruz? güzel olmak için: güzellikle birikmiş epeyce bir mutluluk/kısmet olması gerektiğini tasavvur ederiz.
- ama bu bir yanılgıdır."
ceza mıdır ödül mü kararsız kaldığım kavramdır kendileri.
düşündüm, uzun uzun günler boyu, saatlerce, yalnız kaldığımda, yemek yaparken, aynada kendimi izleme seanslarım sırasında, sokakta adımlarımı yere sert sert basarken, yeni giysiler alırken, bir cafede kahve içerken düşündüm...
güzel olup olmamanın cidden hayatta bir ayırt edici ölçüt benim için, çoğunluk için... ama avantajları kadar dezavantajlarda sağlıyor hayatta. hayatın tamamını işgal ediyor güzel olup olmamak, hayatının tüm kontrolünü ele geçiriyor. bir virüs gibi, veba veya benzer bir şey... sihirli bir anahtar çünkü aslında elinde olduğu müddetçe...
düşün ki dünyalar güzeli bir kadınsın...
başka hiçbir şeye gereksinimin kalmıyor; meslek bile edinebilirsin bunu, "ah şeker güzel olmak işte benim işimde..."
mankenlik, modellik, hatta çoğu zaman şarkıcı olmak bile başka bir koşut aramıyor... bir tek güzel olsan yetiyor.
bankada sıra beklemiyor, iş görüşmelerinde asla reddedilmiyorsun, elbiseler üzerinde asla kötü durmuyor, otobüslerde ayakta kalmıyor, sabah uyandığında en fazla aynaya bakıp gülümseyerek kendini güzel bulma ihtiyacını karşılıyorsun, elde etmek istediklerin için ekstra bir şeye gerek kalmıyor...
hoşlandığın adam saçlarına, gözlerine hayran oluyor...
lakin...
zekan köreliyor, sokakta atılan laflardan yolda karşından gelen insanlara değil, yerlere bakarak yürüyen insana dönüşüyorsun çünkü karşında mutlaka rahatsız edici bir bakış oluyor; eziyorsun insanları ister istemez, sırf güzel olduğun için hayata 1-0 önde başlıyorsun, yolda durdurup tanışmak isteyenler, barlarda restorantlarda asılanlar sadece güzel olmanla alakadarlar, kimse senin kişiliğine önem vermiyor, verenleri de diğerlerinden ayırt edemiyorsun zaten...
asla en iyi arkadaşın olmuyor, olamıyor; kızlar saçma kıskançlıklardan veya sevgililerini koruma dürtüsünden biraz uzaklaşıyorlar, erkekler ya aşık oluyor, ya asılıyor veya veya alkol alınan bir gecenin ileri saati ulaşabilecekleri en düzgün vücut seni görüyorlar...
patronlar asılıyor, çirkinler her zaman nefret dolu bakıyor sana, her zaman elde edilemez, ulaşılamaz görülüyor ama bir o kadar da hor görülüyorsun... kıskançlıklarla etrafın çevriliyor.
ve bütün bunları sana sadece "kısa bir süre" için veriyorlar... tüm alışkanlıklarını bir bir elinden alıyorlar sonra... daha az insan seni beğeniyor veya kıskanıyor... daha az eski haline benzedikçe daha az kendin oluyorsun...
yine de bu bir süreç... bir oluşum... alışıyorsun.
güzellik çirkin olanların kendilerini kötü hissetmelerini sağlamaktan başka neye yarıyor?!
peki sen o güzelliği durdurabiliyor musun, yer yüzünden silebiliyor musun?
bir veba gibi, aids gibi kanser gibi giderek dünyaya yayılıyor hem de hiçbir çözümü yok semptomlarının kalıcı olmaması tek teselli belki... ama yok edilemiyor...
güzel olanı yok etsen bile daha az güzel olan en güzel olana terfi edip önlenemez bir yeni güzellik anlayışına sebep oluyor.
peki ama güzellik, güzel bulunmaya alışmış olan kadınlara yaşlandıklarında veya güzelliklerini kaybettiklerinde de aynı sevecenliği sağlıyor mu?
çirkin bir kadının yüzüne kezzap atmakla, güzel bir kadının yüzüne kezzap atmak aynı derecede suç unsuru işlemiş oluyor mu...
siz bir gün uykudan uyansanız ve güzelliğin diğer keskin yarısında olsanız hayatınız aynı mı olurdu?