italyanca kökenli fascio kelimesinden gelir. gerçek anlamı çubuk bağı veya demetidir. mecazi kullamında ise siyasal birlik anlamına gelir. ilk olarak italyada 1921 den sonra mussoliniyle ortaya çıkmıştır.amaçları italyadaki yabancıları italyanlaştırmak. dışarıdaki italyanları da anavatana bağlamaktır.
bir dönem boyunca anlamı anti komünizme indirgenmeye çalışılmış, ayrıca aynı zamanda komünizm de anti faşizme indirgenmeye çalışılmış ve her ikisi de içi boşaltılarak insanların birbirini kırması için kullanılmıştır.
deli ibrahimin t0runlarının karşıtları,tarihte yaşananların sadece kendilerine yarar kısımlarını alan diğerlerini yaşanmamış sayan fatih sultan mehmede yakınlıklarıyla bilinen genellikle kurtlarla beraber vadide yaşayanların oluşturduğu ve vadide yaşananların biçimlendirdiği üç tas has hoşaf öğretisi
insanların kendi ezilmişliklerini örtbas etme yöntemi olarak görülebilecek, üstün ırk düşüncesine inanan zeka seviyesi düşük insanların ortaya çıkardığı idoloji. her insan doğduğu anda eşittir, bunu ırk, dil, din veya düşünce tarzınız belirlemez. önemli olan insan olmaktır, diğer hiçbirşeyin önemi yoktur. faşizmde ise kendi milletini herşeyin üstünde görme, kalan herkesi yok sayma eğilimi vardır.ırkçılık faşizmle birlikte yürüyen bir yardımcı koldur. bunu inkar edenler ancak kendi düşüncelerine körü körüne bağlanmış kişiler olabilir. bir insanı değerlendirmek için gerekli ve yeterli kriterin kişiliği olması gereken bir zamanda faşizmin sayesinde bir çok kan dökülmüş ve huzur bulunamamıştır*
türk dil kurumunun sözlüğünde aşağıdaki şekilde geçen akım...
italya'da 1922-1943 yılları arasında etkinliğini sürdüren, meslek kuruluşlarına dayanan, devlet sınırlarını genişletmeyi amaçlayan, yetkinin, tek partinin elinde toplandığı düzen.
demokratik düzenin yerine aşırı bir ulusçuluk ve baskı düzeni kurmayı amaçlayan öğreti.
bunların dışında faşizm, komünist ya da diğer çok harfli örgüt üyeleri tarafından; kendileri dışında kalan kesimler için ağızlarına doladıkları kelime anlamına da gelmektedir
(bkz: faşist)
faşizm, birinci dünya savaşı sonrası ortaya çıkan, orta, güney ve doğu avrupa’da siyasal sistemlere egemen olan, ikinci dünya savaşı’na neden olmuş ve 1944’te büyük bir yenilgiye uğramış yönelişin, kitle hareketinin adıdır. her ne kadar bugün faşizmi adı konmuş bir rejim olarak açıkça uygulayan devletler olmasa da, faşist ruha sahip iktidarlar, siyasi gruplar ve partiler hala dünyanın birçok ülkesinde isim ve taktik değiştirerek etkin durumdadır ve insanlara benzer bir zulmü yaşatmaktadır. “faşist“ sözcüğü bir baltanın çevresine bağlanmış bir demet sopa anlamına gelen latince “fascis” sözcüğünden türetilmiştir.
bütün faşist hareketlerin ortak özelliği olarak ulus, ırk yada devlet gibi bütünsel kavramlara verilen aşırı önem, bu kavramın bütün tarih ve yaşamın merkezi ve düzenleyici gücü olarak görülüşü ve sarsılmaz bir birlik oluşmasını sağlayabileceği umuduyla bütün halkın çevresinde ve ardında toplanacağı bir önderin tartışılmaz otoritesi görülebilir.
daha detaylı bilgi için http://tr.wikipedia.org/... adresine bakınız verilebilir. hatta verilir: (bkz: http://tr.wikipedia.org/...)
bırakın milliyetçiliği, ırkçılıkla bile karıştırılan kavramdır. zaten faşizm bir idare biçimiyken ırkçılık kişisel bir görüştür. hangi sözlüğe bakarsanız bakın, faşizmin anlamı 'totaliter rejim' ya da 'diktatörlük'tür. faşizmi faşizm yapan ve komünizmden ayıran önemli nokta da budur. yani diktatördür. faşizmde önemli olan tek bir kişidir, o kişi gücün odağıdır, idoldür, olaydır, toptır falan yani. bu lidere sadakat esastır.
faşizmin ırkçılıkla karıştırılmasına neden olan şey ise faşizmde hep belli bir kavramın yüceltilmesi, belli bir kavramın alçaltılmasıdır. bu yerine göre bir din de olabilir, ırk da olabilir, soy da olabilir, sınıf da olabilir. misal mussolini faşizminde devlet ve ulus her şeydir. devletten başka ve ulusa karşı olan herşey reddedilmiştir. devletin varlığının devamı için gerekli olan farklı kültürlerin ve toplumların kaynaşması için çalışılmıştır. fakat faşizmin bir türü olarak kabul edilen nazizmde ise ırk herşeydir. her ne pahasına olursa olsun üstün ırk korunmalı ve yabancı kan ve kültürlerden arındırılmalıdır. şili diktatöru pinochet yönetiminde ise ekonomik sınıflar arasında ayrım yapılmış, zengin kısım kayırılmış, fakir kısım ise daha fakir hale getirilmiştir. falandır filandır.
faşizm ve komünizm arasındaki en önemli iki fark ise faşizmde iktidarın sembol ve efsane bir kişide toplanması, komünizmde ise bir politik organ veya partide toplanması ve faşizmin genelde devlet ekonomisine çok karışmaması, komünizmin ise eşit dağıtım vaadi ile bütün devlet gelirini talep etmesidir.
"kendisini bağımsız bir güç hâline getiren yürütme otoritesi olarak bonaparte, misyonunun sivil düzeni korumak olduğunu sanıyor. ama bu sivil takımının gücü orta sınıftır. onun içindir ki, kendisine, bu sınıfın temsilcisi gözüyle bakıyor, ve bu anlayışla kararnameler yayınlıyor. yine de, bu orta sınıfın siyasal gücünü kıran ve her gün yeniden kıran kişi de odur. onun içindir ki, kendisini, orta sınıfın siyasal ve edebi gücüne karşı hasım olarak görüyor. ama, burjuvazinin maddi gücünü korumakla, onun siyasal gücünü yeniden yaratıyor. bunun içindir ki, bir yandan, kendini gösterdiği her yerde sonucu yok ederken, nedeni alıkoyması gerekiyor. ama bütün bunlar, neden ile sonuç arasında küçük küçük karışıklıklar olmadan yapılamıyor, çünkü biri ve öteki, karşılıklı etki ve tepkileri içinde ayırdettirici niteliklerini yitiriyorlar. sınır çizgilerini silen yeni kararnameler bundan ileri geliyor. aynı zamanda, bonaparte, köylülerin ve genel anlamda halkın, burjuva toplumu sınırları içinde alt sınıflara mutluluk getirmek isteyen temsilcisi olmak sıfatıyla, kendini, burjuvaziye karşı görüyor. "hakiki sosyalistleri" peşinen hükümete ilişkin bilgeliklerinden yoksun bırakan kararnameler bundan ileri geliyor. ama bonaparte, kendisini her şeyden önce, kendisinin de, çevresinin de, hükümetinin ve ordusunun da ait bulunduğu lümpen-proletaryanın, tek derdi kendi çıkarlarına özen göstermek ve devlet hazinesinden kaliforniya piyangolarının biletlerini çekmek olan lümpen proletaryanın temsilcisi olarak, 10 aralık derneğinin başkanı olarak görüyor. ve, kararnamelerle de, kararnameler olmadan da ve kararnamelere karşın da 10 aralık derneğinin başkanı olduğunu olumluyor."
"sanayi ve ticaret, dolayısıyla orta sınıfın işleri, kuvvetli bir hükümetin yönetiminde, sıcak bir seradaymış gibi serpilip gelişmelidir. dolayısıyla, bir sürü demiryolu hattı imtiyazı verilmesi. ama aynı şekilde bonapartist lümpen proletaryayı da zenginleştirmek gerekir. dolayısıyla, borsada acemilerin demiryolları imtiyazları üzerine dolap çevirmeleri. fakat demiryolları için sermaye yok. bankanın demiryolu hisselerine karşı avans verme yükümlülüğü. ama aynı derecede banka, şahsen sömürülmek de istenir, onun için de pohpohlanır. banka haftalık bilançosunu yayınlamak yükümünden bağışlanır. bankanın hükümetle aslan payı antlaşması. halka iş vermek gerekir. dolayısıyla, kamu işleri yapılması emredilir. ama kamu işleri halkın mali yükünü artırır. dolayısıyla, yıllık devlet rantları (faizleri) %5'ten %4,5'a çevrilerek rant sahiplerinin zararına vergiler düşürülür. bu arada birkaç parmak bal da orta sınıflara vermek gerekir. o halde şarap vergisi, şarabı satın alan halk için iki katına çıkartılır, şarabı içen orta sınıflar için yarıya indirilir. mevcut işçi örgütleri dağıtılır; ama ortaklığın gelecekteki harikaları kutlanır. köylülerin yardımına koşmak gerekir. o halde köylünün borçlanmasını ve mülkiyetinin tek elde toplanmasını kolaylaştıran toprak kredi bankaları kurulur. ama bu bankalar, orleans sülalesinin müsadere edilen malları üzerinden para elde edilmesine hizmet etmelidir. hiç bir kapitalist, kararnamede bulunmadığından, böyle bir koşulu kabul etmek istemediği için, toprak bankası, basit bir kararname olarak kalır vb., vb."(1)
(1) k.marx, f.engels, siyasi yazılar, "louis bonaparte'ın 18 brumaire'i", sf:111,112
her ideoloji, uygulayan gücün çıkarı için uygulanan döneme göre üretildiğinden günümüzde sermaye ve emek hareketlerinin serbestleşmesi ve iletişim olanaklarının küreselleşmeyi doğurmasıyla ne ulus devlet kavramına ne türevlerine ne de çıktılarına ihtiyaç vardır. yani faşizmin miyadı dolmuştur.
faşizmin tanımı orijinal haliyle "bir devlet bireyciliğidir". ancak günümüzde faşizmin geldiği daha doğrusu getirildiği kelime anlamı, içinde devlet meselesi olsun, olmasın sıra dışı fikirlere karşı gelmek olup çıkmıştır.
bir örnekle izah edeyim:
100 kişilik bir deney grubunda 90 kişi bir nesnenin rengine ak diyor, 10 kişiyse nesnenin kara olduğundaki iddiasını sürdürüyorsa bu aşamadan sonra 101. kişi olarak nesneye ak demeniz kapalı görüşlülüktür.
nesnenin gerçekte ak veya kara olmasından bağımsız olarak grubun görüş dağılımı:
· ak diyen 90 kişilik grup: olaya at gözlüğüyle bakan kesim
· kara diyen 10 kişilik grup: aydın kesim
yine nesnenin renginin belli olmaması durumu devam ederken yapılan davranışların dağılımı:
· kara diyenlerin ak diyenlere "senin tabanın ne ki bu cisme kara diyebiliyorsun?" demesi: faşizm
· ak diyenlerin kara diyenlere "dar görüşlü", "çapsız", "faşist" gibi kelimelerle saldırması: düşünce özgürlüğü
faşizm insanın cahillik, eğitimsizlik, bilinçsizlik, beyin yıkanmışlığı hallerinde sergiledği bir hastalık semptomudur. insan bilgeleştikçe farklılıkların ne kadar değerli ve gerekli olduğunu, insanların kendilerini yonttuklarında farklılıklarla beraber ne kadar barış ve düzen içinde yaşayabileceklerini anlayacaktır.
fakat milletimizin eğitim, sosyo-ekonomik seviyesinin pek iç açıcı olmadığını gözününe alırsak, milletin yemeye ekmek bulmadan düşünmeye enerji bulamayacağını ve eğitimsiz olmasının doğal olduğu çıkarımına ulaşabiliriz.e bu durumda da milletimizde faşizm geriliğinin görülebilmesi doğaldır.