istanbul'un kalbi, sanat ve eğlence merkezi.
isminin venedik tüccarlarından birine hediye edilen geniş arazilerden aldığı rivayet edilir. öyleki bu tüccar ve oğulları pera civarinda kocaman, bahçeli bir köşk yaptırmışlar ve istanbul sosyetesini burada ağırlamaya başlamışlar. bu bey ve oğlullarıyla ününe ün katan bu bölgenin adı buradan gelmektedir.
haftasonları yaklaşık iki milyon insanın ayak bastığı övünülesi semtimiz...beyoğlu, tünel gibi bir efsane yeri içinde barındırır ki gören bir daha görmek ister, saplanır, takıntı yapar...
bizans döneminde ceneviz kentinin kurulu olduğu bu bölgede osmanlı döneminde genelde gayrımüslimler yaşamıştır.şehri çevreleyen surlar 19. yy'da avrupa dan gelen mimarlarca yıkılıp,surların dibindeki çukurlar dolduruldu.gözetleme kulelerinden en büyüğü galata kulesi iyi ki örnek(!) olarak bırakıldı.cadde üzerinde seçmece üslupda bir çok güzel bina vardır,gezerken biraz başınızı kaldırın.
ismini tünelin orda ikamet eden eski ceneviz hükümdarının oğlundan aldığını öğrenmiştim.*
bir rivayete göre venedikli eski bir tüccar olan andrea gritti varlıklı bir insanmış.aynı zamanda bu venediklilerin elçisiymiş de.bundan dolayı bu adama "bey" ünvanını vermiş osmanlılar.o yıllarda istanbul kazan ben kepçe gezen tozan andrea "pera bağları" nda bir konak yaptırmış.konakta üç oğluyla beraber krallar gibi yaşamış.baba ölünce de oğulları almışlar bu konağı saraya çevirmişler.işte bundan dolayı bu bölgeye "bey"(yani andrea) "oğlu" denmiş.
20 yüzyılın ilk yarısında en görkemli çağını yaşamış olan bu semt, bizanslılar döneminde her yanı ağaçlıklarla ve cayırlarla kaplı, yer yer bağların bulunduğu yemyeşil bir alanmış..*
bizanslılar buraya "karşı yakanın bağları" anlamına gelen "peran bağları" ya da "pera" adını vermişlerdir..
istanbul'un fethinden sonra galata surlarının dışında da yerleşim alanları kuruldu..ama beyoğlu bu kırsal görünümüne ve ıssızlığını 1700'li yılların sonuna kadar korudu..
sonralarda galata'da art arda çıkan yangınlardan sonra daha güvenceli olur düşüncesiyle beyoğlu'na taşınan yabancı elçilik binaları yavaş yavaş beyoğlunun bu ıssız görünümünü bozmaya başladılar..
doğup büyüdüğüm ve dünyanın en güzel yeri olduğunu iddia ettiğim muhteşem istanbul ilçesi. insana, yaşadığının farkına varabilmesi için hayatın tüm nimetlerini sunar. her daim canlı ve cıvıl cıvıl. istanbul'un içinde bir istanbul adeta. kılık, kıyafet, yaşam tarzı ve binalar açısından bütün halinde türkiye ölçeğinden farklı bir yaşam ve görüntünün asıl yoğunluk kazandığı yer, kuşkusuz, beyoğlu olmuştur.
zaman içinde büyük değişimlere uğramış,fakat kozmopolit havasını hiç bozmamış,aradığında her tür insanı bulabildiğin,bağımlılık yapan bi mekanlar topluluğu...
eski adı pera olan istanbul ilçesi.
döneminde gayrımüslimler'in yoğun yerleşimleri nedeniyle "frenk tepesi" adıyla anıldığı da olmuştur. varlık vergisi'ne tabi tutulan ve devamında 6-7 eylül 1955 olaylarıyla iyice huzuru kaçan bu gayrımüslim halkın da büyük çoğunluğu, buradaki evlerini, yaşadıkları olumsuzluklar nedeniyle, terketmek zorunda kalmışlardır. buna rağmen hala beyoğlu, kültürel dokusuyla istanbul'un genelinden/ istanbul'un geneline hakim olan islamiyet etkisi altındaki kültürden ayrılır.
mimarisiyle de istanbul'un genelinden farklı bir yapı sergiler.
murat mermer'in söylediği, söz ve müziği hasan cihat örter'e, düzenlemesi ve gitarları yaren karahasan'a ait olan şarkıdır.
hasan cihat örter yorumunu daha önce dinlemiş olanlar şarkının adeta yeniden bestelenip hayata kazandırıldığını fark edecektir.
beyoğlu'nun eski fotoğrafları eşliğinde hazırlanan videosuyla beyoğlu'na yakışan bu şarkı şuradan dinlenebilir: