|
|
- bayrak şairi, kökler ve dalların, dualar ve aminlerin ilişkisini çok güzel anlamış insan. naat şairi aynı zamanda. naatıyla kendini, sanatını ve gününün sanat telakkisini aşmış insan. çok güzel rubaileri vardır, ki asaf halet çelebi bile az beğenir bir şair olmasına rağmen sitayişle bahseder. çatalca doğumlu şair bir vatan sevdalısıdır, kurtçu, köpekçi, ırkçı değildir.
- (bkz: bayrak)
- türkiye'de düşünce suçlularının cezaevine gönderildiği dönemde, sırf karşı görüş diye ünlü olmuş ve bayrağımızı selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacak ayrıca insanlarında mezarını kazacak bir katil görüşlü şair küsuratıdır. ilköğretim kitaplarından eksik olmayan bayrak şiirinde bütün çocuklarımız tehdit altındadır. şair olmk bu kadar kolay olmamalıdır.
- fetih marşı
yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek;
kerpetenlerle surun dişleri sökülecek
yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın?
fatih’in istanbul'u fethettiği yaştasın.!
sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden...
senin de destanını okuyalım ezberden...
haberin yok gibidir taşıdığın değerden...
elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın...
fatih’in istanbul’u fethettiği yaştasın.!
yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini...
göster: kabaran sular nasıl yıkar bendini ?
küçük görme, hor görme, delikanlım kendini
şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
fatih’in istanbulu fethettiği yaştasın.!
bu kitaplar fatihtir, selimdir, süleymandır.
şu mihrap sinanüddin, şu minare sinandır.
haydi artık uyuyan destanını uyandır.!
bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın
kızım, sen de fatihler doğuracak yaştasın.!
delikanlım, işaret aldığın gün atandan
yürüyeceksin... millet yürüyecek arkandan !
sana selam getirdim ulubatlı hasan’dan ....
sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasin;
fatih’in istanbul’u fethettiği yaştasın.!
bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!
çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...
yürü, hala ne diye kendinle savaştasın ?
fatih’in istanbul’u fethettiği yaştasın.!
naatı da meşhurdur..
- yazdığı naat o kadar değerlidir ki süleyman çelebi den sonra ille de birisi sayılacaksa bu alanda arif nihat asyanın ismi muhakkak vardır orada;işte o muhteşem naaatı asya'nın
seccaden kumlardı..
................................
................................
devirlerden, diyarlardan
gelip, göklerde buluşan
ezanların vardı! .
mescit mümin, minber mümin...
taşardı kubbelerden tekbir,
dolardı kubbelere “amin”..
ve mübarek geceler dualarımız;
geri gelmeyen dualardı...
geceler ki pırıl pırıl
kandillerin yanardı..
kapına gelenler ya muhammed,
- uzaktan, yakından –
mümin döndüler kapından...
besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
iki dünyada aziz ümmet,
muhammed ümmetiydi...
konsun – yine - pervazlara
güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
aminler,
mübarek akşamdır;
gelin ey fatihalar, yasinler...
şimdi seni ananlar,
anıyor ağlar gibi...
ey yetimler yetimi,
ey garipler garibi;
düşkünlerin kanadıydın
yoksulların sahibi..
nerde kaldın ey resul,
nerde kaldın ey nebi! ..
günler ne günlerdi, ya
muhammed! ..
çağlar ne çağlardı;
daha dünyaya gelmeden
müminlerin vardı...
ve bir gün ki gaflet
çöller kadardı,
halime’nin kucağında,
abdullahın yetimi,
amine’nin emaneti ağlardı..
hatice’nin goncası
aişe’nin gülüydün..
ümmetin göz bebeği
göklerinresulüydün..
elçi geldin, elçiler gönderdin;
ruhunu allah’a; elini ümmetine verdin,
beşiğin, yurdun, yuvan
mekke’de bunalırsan;
medine’ye göçerdin..
biz,
bu dünyadan nereye
göçelim ya muhammed!
yeryüzünde riya, inkar, hıyanet
altın devrini yaşıyor...
diller, sayfalar, satırlar
“ebu leheb öldü” diyorlar;
ebu leheb ölmedi ya muhammed!
ebu cehil; kıt’alar dolaşıyor...
neler duydu şu dünyada
mevlidine hayran kulaklarımız;
ne adlar ezberledi ey nebi!
adına alışkın dudaklarımız..
artık yolunu bilmiyor,
artık yolunu unuttu
ayaklarımız
kabene siyahlar
yakışmamıştır ya muhammed!
bugünkü kadar!
hased gururla savaşta;
gurur; kaf dağında derebeyi..
onu da yaralarlar kanadından
gelse bir şefkat meleği..
iyiliğin türbesine,
türbedar oldu iyi..
vicdanlar sakat
çıkmadan ya muhammed yarına!
iyilikler getir, güzellikler getir
adem oğullarına...
şu gördüğün duvarlar ki
kimi taiftir, kimi hayberdir...
fethedemedik ya muhammed
senelerdir...
ne doğruluk, ne doğru;
ne iyilik, ne iyi;
bahçende en güzel dal,
unuttu yemiş vermeyi...
günahın kursağında
haramların peteği..
bayram yaptı yabanlar
semave’yi boşaltıp;
save’yi dolduranlar
atını hendeklerden – bir atlayışta –
aşırdı aşıranlar..
ağlasın yesrib!
ağlasın selmanlar...
gözleri perdeleyen toprak,
yüzlere serptiğin topraktı...
yere dökülmeyecekti ey nebi!
yabanların gözünde kalacaktı!
konsun – yine - pervazlara
güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
aminler,...
mübarek akşamdır;
gelin ey fatihalar, yasinler...
ne oldu ey bulut,
gölgelediğin başlar?
hatırında mı ey yol,
bir aziz yolcuyla
aşarak dağlar, taşlar
kafile kafile, kervan kervan
şimale giden yoldaşlar....
uçsuz bucaksız çöllerde
yine izler gelenlerin;
yollar gideceklerindir....
şu tekbir getiren mağara,
örümceklerin değil;
peygamberlerindir, meleklerindir.
örümcek ne havada
ne suda, ne yerdeydi
hakkı göremeyen
gözlerdeydi
şu kuytu cinlerin mi, perilerin yurdu mu,
şu yuva ki bilinmez;
kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi
kumru mu..
kuşlarını bir sabah,
medine’ye uçurdu mu..
ey abva’da yatan ölü,
bahçende açtı dünyanın
en güzel gülü;
hatıran uyusun çöllerin,
ılık kumlarıyla örtülü..
dinleyene hala
çöller ses verir....
yaleyl, susar,
uğultular gelir...
mersiye okur uhud,
kaside söyler bedir;
sen de bir hac günü
başta muhammed, yanında
ebu bekir,
gidenlerin yüz bin olup dönüşünü,
destan yap ey şehir!
konsun – yine - pervazlara
güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
aminler,...
mübarek akşamdır;
gelin ey fatihalar, yasinler...
vicdanlar sakat
çıkmadan ya muhammed yarına!
iyiliklerle gel, güzelliklerle gel
adem oğullarına...
yüreklerden taşsın
yine imanlar!
ıtri, bestelesin tekbirini;
evliya okusun kur’anlar..
ve kur’anı göz nuruyla çoğaltsın
kayışzade osmanlar...
na’tını galib yazsın, mevlidini
süleymanlar..
sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
geri gelsin sinanlar..
çarpılsın, hakikat niyetine
cenaze namazı kıldıranlar!
gel ey muhammed!
bahardır
dudaklar ardında saklı
“amin”lerimiz vardır..
hacdan döner gibi gel..........
miraçtan iner gibi gel...........
bekliyoruz yıllardır!
bulutlar kanat, ruzgar kanat;
hızır kanat, cibril kanat,
nisan kanat, bahar kanat;
ayetlerini ezber bilen,
yapraklar kanat...
açılsın göklerin kapıları
açılsın perdeler, kat kat..
çöllere dökülsün yıldızlar,
dizilsin yollarına
yetimler, günahsızlar..
çöl gecelerinden yanık
türküler yapan kızlar
sancağını saçlarıyla dokusun;
bilal-i habeşi sustuysa;
ezanlarını davud okusun!
konsun – yine - pervazlara
güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
aminler,...
mübarek akşamdır;
gelin ey fatihalar, yasinler...
- edebiyat öğretmeni, şair, yazar arif nihat asya, bir dönem politika ile de ilgilenmiş. 1950 seçimlerinde dp adana listesinden aday olmuş. adaylığı kesinleştikten sonra bazı dostları a. nihat’a:
- "sen, chp’nin adana’dan kasım gülek, kemal satır, cavit oral gibi devlerinin karşısına hangi cesaretle çıkıyorsun" demisler. seçim öncesi bir mitingde konuşan a.nihat asya sözlerine dostlarının uyarılarından ilham alarak şöyle başlamış :
- sevgili adanalılar! politikaya soyunmamızdan sonra bazı dostlarım bana "sen chp’nin adana’dan falan filan devlerine karşı hangi cesaretle çıkıyorsun?" diye sordular. gerçekte ise bu söz bana cesaret verdi. çünkü şimdiye kadar sizin karsınıza hep birtakım devler çıktı. biraz da insan görün diye ben huzurunuza çıkmış bulunuyorum!..
(arif nihat, bu giriş cümlesinden sonra kopan alkıştan meydan çökecek sandım diyor.)
kaynak : espri ve fıkralarıyla ünlüler
- peygamber efendimize yazdığı naat'ta;
" konsun -yine- pervazlara güvercinler;
“hu hu” lara karışsın
aminler...
mübarek akşamdır;
gelin ey fatiha’lar, yasin’ler! "
diyerek acaba ismail türüt'ün yaptığı gibi katillere övgü mü düzmüştür? pek demokrat çok özgürlükçü ablalarımıza abilerimize sormak lazım. aman diyim bi hatırlatma arif nihat asya rahmetli oldu dava mava açmaya kalkmasınlar.
- nerdesin atatürk..nerdesin?
işte biz. bugün bu saatte, burada seninle randevu verdiğimiz yerdeyiz...sen nerdesin ? heykellerde mi, mezarlarda mı, taşlarda mısın ?..
bu sararmış yüzler, bu yerlere çevrilmiş gözler, bu hıçkırıklar. bu gözyaşları nedir ? boğulan hıçkırıklarda mı, dökülen yaşlarda mısın?..
yurdunun yine baharı yeşil, mavi, pembe... yine kışı hırçın, beyaz.. mevsimler bıraktığın gibi... yerliyerinde... ve senin adana'n, yine serin bakışların kadar ılık... sen yazlarda mı kaldın, baharlarda mı, kışlarda mısın ?..
gözlerimiz yollarda kaldı, sen yollarda kaldın; gelemedin. uzat elini;inişlerde mi, yokuşlarda mısın?.
gözlerimizi yumunca görünüyor, açınca kayboluyorsun... kimden soralım, nerde bulalım seni;
hayallerde mi, düşlerde misin ?..
şu kubbelerde, şu tavanlarda senin için "yaşa!" seslerinin ve alkışlarının çınlayıp taştığı günler biliriz... yine alkışlarda mı, eller üstünde mi, gözlerde mi, gönüllerde mi, başlarda mısın ?..
senin kumandanla yürüyor, senin kumandanla duruyor orduların... sesin kulaklarda... sen yürüyüşlerde mi, duruşlarda mısın?..
destanlara geçen masallara karışan bir adın var; mânilerin söylendi, şiirlerin yazıldı... sen ata oldun ve sözlerin atasözü oldu; fakat kendin nerde kaldın... atasözlerinde mi, mânilerde mi, deyişlerde misin?..
akşam yine sofranı kurduk, sevdiğin şeyleri dizdik; seni sevenler toplanıp oturduk, bekliyoruz, sen nerdesin ? sen ki iki elin kanda olsa gelirdin.yoksa bizden gizli, bize müjdeler getirecek muhteşem işlerde misin ?...
sağda aradık, solda aradık; bir düne çevirdik başımızı bir yarına baktık. bilmem ki geleceklerde mi geçmişlerde misin ?..
heryerin süsü, her işin aşinası idin. sorduk; ankara'dadır dediler, senin için.... nerdeysen oraya gelelim... söyle : güreşlerde misin, yarışlarda mısın?...
yazdığın kitabı heceliyor, heceliyor, sökemiyoruz; kitabından okutmaya gel bizi... ses ver bize...sesimize cevap verirdin nerde olsan...yoksa yine sınır boyu manevralarda mı, savaşlarda mısın?..
dilimizde sevdiğin havalar... "alişim"i çalıyoruz : "allı yemeni"yi, "dağbaşı"nı, "istiklal marşı"nı söylüyoruz. sesin sesimizden ayrı değil, fakat sen nerdesin?... şarkılarda mı, türkülerde mi, marşlarda mısın?..
işte biz bugün, bu saatte, burada seninle randevu verdiğimiz yerdeyiz sen heykellerde mi, mezarlarda mı, taşlarda mısın ?..
yazdığın kitabı heceliyor, heceliyor, sökemiyoruz; kitabından okutmaya gel bizi...
ses ver bize... sesimize cevap verirdin nerde olsan...yoksa yine sınır boyu manevralarda mı, savaşlarda mısın ?...
- türkiye'ye dönerken, avrupa ile türkiye arasındaki saat farkını aşağıdaki dizelerle özetlemiş bayrak şairi.
görsün diye arif bir an evvel yurdu
ufkunda güneş bir saat erken doğdu
ayrıca,
koku, tad, sıcak... sende her aradığım vardı:
seni soğuk bulanlar, ısıtamayanlardı.
dizeleri de takdire şayan olan şairdir. şiiri siyasetle bir tutabileceğimiz gibi, siyaset dışında bir şiir algımız olmalı ki, şiiri ve şairi değerlendirebilelim. necip fazıl kısakürek ve nazım hikmet de iki uçta şairdir. fakat ikisinin şiirleri de "kanımca" lezizdir. hal böyle iken, arif nihat asya "kanımca" iyi bir şairdir. insanları sorgulamak bu kadar kolay olmamalıdır.
|