girilerin birbirini izleyerek yumak olması sonucu ortaya çıkacak, anlatımındaki benzerlikten gayrı roman ile alakası olmayan bir şeydir, karalamadır. sanatsevicilerimiz üzülmesin, roman elden gitmiyor.*
adı da üstünde, anlamsız roman, absürd hatta. bilgi vermek/edinmek, evrenin sırrına varmak için uygun birşey değil.
*
bünyamin yüzündeki o her zamanki tiksinti ifadesi ile, elleri gabardin pantolunun ceplerinde pencereye doğru seğirtti. filtresiz camelını, malazlar kibriti ile eastwoodvari şekilde yakarak derin bir nefes çekti-öylesine hoşuna gitmişti ki bu, tebessüm edebildi bir an. kısık gözleri ile önünü duman kaplamış pencereden aşağıdaki insan kalabalığını süzmeye koyuldu. bir süre hayatın anlamını sorguladı, sonra vazgeçti. neden sonra, kaspersky'nin cızzz diye öten virüs yakalama efekti ile irkildi ve sıyrıldı dalgınlıktan.
-mna koduumun rusları diye söylendi, tiksinti ile.
işte tam bu sırada telaşlı olduğu hissedilen kişi, kapıyı yumruklarcasına çalıyordu, yine irkilmişti. kapıya doğru ağır adımlarla ilerlerken elinde sımsıkı kavradığı birşey olduğunu fark etti. merak içinde yavaşça parmaklarını açtı, 'vasati 40 çöp' yazısını görünce, hiddetle savurdu kibriti. vazoya isabet etmişti. kapıyı bir an önce açmaya yöneldi, zira bir süre sonra devrilecekmişçesine çalınıyordu...
bünyamin dik dik bakıyordu gence. oysa genç aynı cesareti bulamamıştı. hatta, bir an önce işini bitip çıkmak ister halde, bir telaş kaplamıştı her yanını.
-ben yan komşunuzum, adım durmuş.
-sana adını sordum mu ben?
-ıhm, şey evet sormadınız. ben düşünmüştüm ki,..
-şaka lan şaka. ben düşündüğün gibi biri değiilim. görünüşüm aldatmasın seni.
-aa, öyle mi çok sevindim. inanır mısınız altıma edecektim. eheheh.
-neyse geç içeri, yalnız böyle yavşakça da konuşma..
o sırada üst kat komşulari selami internette surf yapıyordu..derken birden bire ekranında beliren "wake up neo" yazısıyla irkildi..
<slm-e19m>pardon bağyan ben neo değilim..ben selami ..seviyeli bir sohpete ne dersiniz?
<trinity>kusura bakma yanlışlık oldu.
trinity quit..
selami bir hayal kırıklığının daha şokunu yaşıyordu.."yeter artık bu gece ekmek yok anlaşılan" dedi kendi kendine...ve bir anda aklında bir şimşek çaktı
-bünyamin abide 80630 şifresi olacaktı..sana veririm takılırsın demişti-
sokak terliklerini geçirdi ayağına ve merdivenlerden inmeye başladı...
-neden geldiğini söylemedin henüz, dedi bünyamin.
işte bu anda durmuş'un yüzüdeki yavşaklaşma eğilimindeki ifade, kendini yine o kapıdaki telaşa bırakmıştı. bu adamın gür ve heybetli sesi kendinde elde olmaz bir irkilmeye neden oluyordu. çaresiz hissetti kendini.
bünyamin, durmuş'ta ilgiye değer birşeyler olduğunu sezmişti. tuhaf bir şekilde ilgisini cezbediyordu bu heyecanlı çocuk. ama korkmuş görünoyordu ve durumun farkına varıp, gencin heyecanını almak istedi.
-eski camel içer misin? bu jti ibnelerinin yaptığından değil, şahane bir şey. mna koduklarım.
bu söz çocukta daha kötü etki yapmıştı. ama sigarayı almak zorunda hissetti, daha önce hiç sigara içmediği halde. oysa camel ilk sigara deneyimi için iyi bir seçim miydi?
bünyamin, gözlerini gençten ayırmaksızın, ağır adımlarla tam karşısındaki kanepeye yöneldi, vakur. bu anda, durmuş elinde yakılmamış sigara ile derhal birşeyler söylemesi gerektiği düşüncesindeydi ve dedi ki:
apartmanın ışıklarında her zamanki gibi problem vardı..bazı katların ampulleri patlamış..ve yöneticinin işgüzarlığı sonucu..pek nadir değiştirilir olmuştu..
selami merdivenin korkulukaltına tutunarak adım adım iniyordu..gözleri bilgisayarın başında sabahlamaktan ileri derece bozuk olduğu yetmiyormuş gibi..karanlıktan da hiç hazzetmezdi..küçüklüğünden kalan belli belirsiz..zorla silinmiş bir anıyı hatırlatıyordu sanki
merdiven boşluğundan gelen hafif esinti apartmanın sokak kapısının yine açık bırakıldığını fısıldıyordu..
içinde tuhaf bir gerginlik oluşmuştu, sanki herzamankinden farklı birşey vardı..evet bünyamin agresif bir insan olarak tanınırdı ve yanında oldum olası hiç rahat edememişti..fakat bu farklı bir gerginlikti..tanımlayamadığı birşeyler tüylerini dikendiken ediyordu..
derken ayağı bişeye takıldı ve terlik ayağından çıktı..el yordamıyla kısa sürede buldu..tam tekrar ayağa kalkmıştı ki karanlığın içinde alev alev parlayan bir çift kırmızı göz ona doğru bakıyordu...
sonra uyandı rüyadan selami, minibüs falan yoktu ortada. yüzüne pis bir sırıtış indi. bir sigara kaptı. fakat, kibriti bulamayınca dudakları arasına aldığı sigara öylece kalakaldı. yatakta doğruldu, yüzündeki sırıtış yerini anlamsız bir ifadeye bırakmıştı. sessizlik icqdan gelen 'oe ough' uyarısı ile bozuldu. ağzında yakılmamış sigara olduğu üzere, gelen mesajı okumak üzere monitöre yaklaştı...
usulca mouseu kavradı heyecanla. taskbarda kalbi ile aynı tempoda yanıp sönen turuncu icq penceresine tıkladı. mesaj sevgilisindendi. ancak, okuduğu anda beyninden vurulmuşa döndü selami -zaten adeta şok olmak için yaratılmıştı bu heyecanlı adam. ama şok olunmayacak gibi de değildi. mesajda şunlar yazıyordu:
mesaj aysu'dandı. "selam aşkım naber? ben taksimdeyim hadi gelsene sen de takılalım" şeklindeki mesajı okuyan selami iyice kıllandı. "lan" dedi "kim kontrol ediyor bu mına koduğumun işlemcisini? kim sevgilimin registerlarına müdahale ediyor? kim izinsiz process çalıştırıyor?" selami bu kıllanmış ruh halini aysu'ya da bildirmek istedi. endişesini saklamak için yavşak bir dille "aah aşkım tamam gelirim de makinayı download'a mı bıraktın? yoksa bizim için aşk şarkıları mı çekiyorsun emule'den kazaa'dan gadasını aldığım sevgilim?" şeklinde bir mesaj çekti.
bulunduğu ortamın resmini çekip bir de not ekleyerek gönderen aysu'nun yanıtı selami'nin şoka girmesine yetmişti. sütçü ile mutlu bir beraberliğe başlamış olan aysu, sarıkız'ın* yanında süt sağarken bir yandan da selami'ye mesaj çekiyordu.
bu otantik resmi çeken kimdi acaba? selami şoktan şoka atlarken bir resim daha geldi ama bu sefer resim almanyadaki amcaoğlundandı. amcaoğlu basurcan bir gece klubünde tanıştığı striptizci türk kızı okşan'a aşık olmuş ve o gece hemen sözlenmişlerdi. bunu ilk paylaştığı insan ise selami olmuştu. selami buna sevinsin mi yoksa aysu'dan gelen mesaja üzülsün mü bilmiyordu. en sonunda dayanamayarak aldı eline telefonu ve aysu'yu aradı:
bünyamin daima konuştuğundan çok düşünen bir insan olmuştu..ve kelimleri dikkatle seçti.sigarasından son bir nefes çekti ve tam konuşmak için ağzını açmıştı ki üst kattan gelen gürültü ağzından dökülecek sözleri bir girdap gibi yuttu..
aysu'nun da yanıt vermemesi üzerine heyecan ve korku karışımı bir duyguyla telefonu kapatan selami üst kata koştu. zaten oldum olası meraklı herifin teki olmuştu. üst dairenin kapısına geldiğinde gürültüler azalmıştı. artık fazla kuruntulu olmaya başladığını düşünerek aşağı indi. fakat gürültüler yeniden başlamıştı. biraz daha dikkat edince gürültünün aslında yan odadan geldiğinin farkına vardı. inleme sesine benzer bir ses duymuştu.
kapıyı açarak içeri giren selami, gözlerine inanamadı. inek sağarken resmini gönderen aysu, kendi evinde, hem de onun yatak odasında pendik-kadıköy hattının en bıçkın minibüs şoförüyle yataktaydı.
adamın yüzüne biraz dikkat edince onu sadece yollarda görmediğinin farkına vardı. almanya'ya kaçarak çeşitli filmler çeviren şahin k denen adama çok benziyordu bu kişi. fakat durumu kavramakta geç kalmıştı. arkasından gelen iki iriyarı adam, selami'yi kıskıvrak yakalamıştı bile. aysu yaşlı gözlerle kendisine bakarken, selami çaresizdi...
sonra selami uyandı rüyadan. bir süre "napim, napim" diye düşündükten sonra yatağının yanıbaşındaki ahmet altan kitabını aldı. doğrularak okumaya koyuldu. bir süre hayli hoşuna gitti bu. neden sonra, annesi kapı aralığında belirdi:
-hadi oğlum, yemeğe. soğutmadan ye yemeğini.
-uff, içine ettin be romanın, bi keyif bırakmadın bende.
-aa dediğine bak hele şunun. anlamsız o roman, saçma sapan bişey. hem misafirler bekliyo. hadi yavrum..
-tamam tamam. haklısın galiba.
*durmuş buz kesmiş, korkudan titrer vaziyette bünyaminin suratına bakıyordu..şüphesiz ki bir açıklama yapmasını beklemekteydi..çığlık o kadar ürperticiydi ki bünyamin bile daima koruduğu soğukkanlı ifadesini bir saniylelik bile olsa kaybetmişti..
durmuş artık yerinde duramıyor..karıncalanan bacaklarına masaj yapıyordu.derken aniden ayağa kalktı..kapıya doğru yönelmişti ki..
-bizim üst komşu birsen ablanın oğlu selami- diye duyurdu bünyamin..şizofren kendisi ve sanırım gittikçe kötüye gidiyor..birsen abla ise selamiye bakabilmek için kendini harcıyor resmen..
bünyamin sigarasından bir nefes daha alarak daha tamamen bitmemesine rağmen aniden kültablasına bastı..yavaş yavaş süzülen dumana kilitlenmişti gözleri..
durmuş oldukça şaşırmıştı..bir kaç dakika bile olsa..bünyamin kendinden başka kimseyi düşünmeyen..hayattan ve insanlardan tiksinmiş bi imaj çizmişti..
ve akıl hastası bir çocuk ve annesine karşı anlayışlı tavrı..durmuşun beynine adeta bir yumruk gibi inmişti..
bu sırada çok uzaklarda bir yerde... ıssız bir dağ evinde sabahın erken saatlerinde uyandı sedat bey. oğlu selami'yi görmüştü rüyasında. şaşkındı ve korkmuştu. oğlunu o haliyle bırakıp işlerin stresinden kurtulmak için buraya gelmekle yanlış mı yapmıştı acaba? ailesi her zaman işinden sonra gelen sedat bey'in bir an vicdanı sızladı. tam eli telefona gitmişti ki, bahçeden gelen silah sesiyle irkildi. yastığının altından silahını alarak pencereye koştu.
elinde pompalı, göğsünde çarpıntı kapıya seğirtti sedat bey.
"kim olabilir di bu gecenin bu vakti?". bilinmezlik tarifsiz bir korkuya yol açıyordu. ateş açtığını göre de meydan okumak istiyordu öteki. gözü karaydı. tanrım, bu adam ne istiyordu ki dağ evindeki, kendi halindeki ihtiyardan?
bir an cesaretini topladı. cevizden kendi yaptığı, vernikleyemediği için pörsümüş, şekilsizleşmiş ama yine de casa'dan alınmışından çok daha anlamlı, şekula olan kapıyı araladı usulca -romancı kendine kızı niye uzattım lan ben diye. titrek sesi ile bağırdı, çaresiz:
önce, çalılarda ayak sesleri, ardından hayli yakından gelen bir silah sesi duyuldu. ihtiyar, kapıyı zorlukla kapadı. elleri tirmekten, sarılmaya başlamıştı. sırtını ona dayayarak, olduğu yere yığıldı. düşünemez halde, yüzünde anlamsız bir ifade ileydi.
derken kapı çalındı. önce yavaşça, sanki bilinçli bir gerginlik yaratma amacı ile. ustaca. sonra çok sert bir şekilde vuruldu, kapı sallandı. ve bir silah sesi daha. ihtiyar bayılmak üzereydi...
- sedat aç lan ben feyzullah, ahahah. altına ettin di mi rahibe kılıklı filozof seni. ahahaha.
...
- olm açsana valla benim lan. heyecan ihtiyacın olduğunu düşündüm bu dağ evinde yapa yalnız. eheuehe. nasıl. oha oha, bayıldın mı lağn??