ikinci kat...
cumbada oturuyor mustafa kemal.
sevmez fazla yemeği.
leblebi var yine önünde...
garson titriyor. çünkü çocuk, rum.
sesleniyor gazi, şefkatli bir ses tonuyla...
"vre dimitri" diyor, "gel bakayım."
çocuk, "buyur pasam" diyor, ş'lere dili dönmeyen, kırık dökük türkçesi'yle.
"sizin kosti" diyor... ışgal sırasında izmir'e gelen yunan kralı konstantin'i kastederek.. .
- sizin kosti, geldi mi buraya?
- geldi pasam...
- oturdu mu bu masaya?
- oturdu pasam.
- güneş batarken rakı içti mi?
- içmedi pasam.
- e o zaman sormadın mı çocuk, ne halt etmeye almış izmir'i?
düzgün adamı da alkolik eder bi hali vardır.
en bildiği içecek limonata olan kimse buraya geldi mi, "e hani rakı baba?" diyerek herkesleri dumurdan dumura sürükleyebilir..
izmirde alkol almak kısıtlanmaz ve içene kötü gözle bakılmaz yani içen insan gayet rahat kendini zehirler başkasına zarar vermediği sürece başkalarının alkol almasının kimseyi ilgilendirmediğinin kimsenin ahlak bekçiliğinin kimseye düşmediğinin bilincindedir izmirli.
hatay-üçyol civarlarında bir marketin önünden geçerken 86yla, arkadaşım dürttü beni. bak şuraya dedi, izmiri seviyorum.
manzara şuydu, marketten çıktığı anda birasını poşetten çıkarıp açan 3 genç. istanbulda okuyordu arkadaşım ve böyle bir manzarayı orda görmenin zor olduğunu söyledi. ilginç geldi benim için çok olağandı çünkü.
o sırada kordona çimlere gidiyorduk dostlarımızla gün batımında şargoz yapmaya.(şarap-gazoz)
izmirimi seviyorum ya.
hem gavur olacaksın, hem kızların güzel olacak, hem hava güzel olacak, hem arkadaşlık sağlam olacak, hem manzaranın tadına doyum olmuycak; hem de tamam herkeslerde aynı değil ama en azından 3-5 bira-şarap kadar paran olacak(ki en kötü durumdayken bile ona para bulunuyo denense), hem de alkolik olmayacaksın. bre deyyus derler adama, ama merak edilmesin herkes konsepte iyi kötü uyduğundan kimseye demezler öyle bişi. alkolik bir şehir olarak izmirin özeti budur.
izmir, bu mektubu sana deniz yüzü görmemiş bir şehirden yazıyorum. aşk’ın insanın kanına tek mevsim girdiği bir şehirden. otobüslerde, duraklarda, boşta kalınan herhangi bir yerde kimsenin birbiriyle konuşmadığı, yürürken gülümsemekten korktuğum bir şehirden… suları kesildiği için sulu esprilerime muhtaç kalmış, soğuk bir şehirden…
iki yıl oluyor, balık ekmeğe hasretim, rakının tadı tat değil. hasretim mavi uzaklara baka baka karnımı, gözümü, ruhumu doyurmaya. hasretim açık saçık giyinip elimdeki dondurmayla sokaklarda aheste aheste yürürken yanımdaki “can”la laflaşmaya.
özgürlüğe hasretim bir zamandır.
sana hasretim izmir.
özlem sebebiyle tahammül sınırım oldukça yükselmiş durumda, seni uzaktan duyanlarlayım, sürekli yeni yaftalara maruz kalıyorsun, ben yine de ağzımı açmıyorum. sana buralarda laflar hazırlamışlar, kınıyorlarmış. yüzün gözün etiket olmuş, ağzımı açmıyorum. alkolik diyorlar, içer de başka şey bilmez, gavurdur diyorlar. kızları makyaj güzeli, suratları boyadan görülmüyor, “oha falan olmuş” diyorlar. her şeyi giymez, "alsancak gülü" hepsi diyorlar. sonra bana dönüp “sen niye böyle sadesin” diyorlar. çok gülüyorum izmir. seni ne sanıyorlar(?!)
bir görünsen, akıllarını başlarından alsan diyorum, ha? denize yansıyan güneş ışınları gözlerini kamaştırsa, önlerini göremeseler. alışmamış bünyelerin tertemiz “hava”ndan mideleri bulansa. içmiş gibi döndürsen başlarını, alkolik nasıl olunuyormuş göstersen. sonra da suratlarının ön kısmını kaskatı yapmış sümüğü bir akıtsan nemden de rahatlasalar; gülmeyi, eğlenmeyi tatsalar. biraz koynuna alsan diyorum, bizi rahat bıraksalar?
izmirden uzaklarda, ege nin izmir şarkısını dinleyerek bira eşliğinde izmir hasretimi dindirmeye çalışmıştım hep.. hani sevgilinizden ayrıldıgınızda içkiye vurursunuz ya kendinizi.. işte izmir özlemi de aynı etkiyi yapar insanoğluna. ama çok şükür ki artık memleketimdeyim.
istatistiki verilere göre alkol tüketiminin şehir oranlaması inceleyecek olursak izmir geceleri süt içip yatan bir şehir olarak görülecektir. zira vakti zamanında şaşırtıcı bir istatistik olarak en çok alkol tüketimi şehir oranlamasında konya olarak saptanmıştı.
gidip gördüğüm, inceleyip irdelediğim kadarıyla "3 birayla götü kaybedenlerin yaşadığı bir şehir olarak izmir" denmesi daha doğru olacakır. zira gittim alayına 3 bira ısmarladım.
not:50 lik bira baz alınarak yapılmış bir tespittir.
'benim en iyi dostum içkim, sigaram' diyen tanju okan izmir'de, urla'da vefat etti. şimdi yukarılardan bir yerden bize bakarken ne düşünüyordur acaba..
bu tespitten kendime pay çıkarasım geldi izmirde yaşamış ve hala izmirli biri olarak.
sabahın köründe evden çıkıp raşı açtığımız (bkz: raş bar) akşama kadar da "raş'tan sıkıldık kaosa mı gitsek ne etsek? yok ya, para bitti alalım biraları tekelden çimlere gidelim bari." diye içtiğimiz günleri hatırlıyorum. benim gibi bir alay insanı da.
ama bunların hiçbiri izmir'de yaşadığım için olmadı sanırım -gerçi hala ankara'da bu rahatlığı bulamıyorum yıllar önce bahçelide elimizde biralarla gezdiğimiz zamanları/sabaha karşıları saymazsak-. dün istanbul'dan bir arkadaşım aradı "mazeretim yok ama içiyorum işte ne yapayım abi?" dedi. o da izmirli aslında.
aslında demek istiyorum ki...şehrin alkolikliği diye bir şey olamaz yani.. tabi ben onu anlatmak istedim. varsa da "bizim gibiler yüzünden var, biz geçtik o yollardan şimdi küçükler deli gibi içiyor." dediğimiz için var.
izmir'in bir akdeniz kenti olmasından mütevellit oluşan bir yanılsama.
akdenizli gününün büyük kısmını açık mekanlarda geçirir, dolayısı ile akdenizli'nin yediği içtiği herkesin gözü önündedir. öte yandan daha soğuk iklimlerin şehirlerinde yaşam daha kapalı mekanlarda devam eder. kısacası içinde bulunduğunuz coğrafya ve iklim, kültürünüzün ve adetlerinizin oluşmasında oldukça önemli bir faktördür.
daha fazlası için fernand braudel amcamızı okumakta fayda var.
bu arada izmirliler, konyalılar'dan ya da ankaralılar'dan daha fazla ya da daha sık içmiyorlar. benim gözlemlerim bu yönde...