sadece fizik hakkında değil , bir çok konuda (pek bilinmesede) fikir üretmiş son yüzyılın önemli şahsiyeti , fizik bilimi için newtondan sonra gelmiş geçmiş en önemli iki bilim adamından biridir(diğeri maxwell).bilinenin (ya da tahmin edilenin) aksine einstein öncelikle fotoelektrik olay sayesinde başarı sağlamış , ardından özel ve genel görelilik teorileri ile ününü ve başarısını doruğa ulaştırmıştır.fizik dışında , matematik , politika , din(tasavuf) gibi bir çok evrensel konuda uğraş vermiştir.aklımda kalan söylediği en önemli 3 söz şudur.
-bilim olmadan din körlüktür , din olmadan bilim topallıktır.
-atomu parçalamak, insanların önyargılarını yıkmaktan daha kolay.
-hayata iki şekilde bakabiliriz , ya herşey mucizedir , ya da hiçbirşey mucize değildir.
einstein amca olarak üniversiteye hazırlanan çocukların yardımına da koşan alman-amerikalı-isviçreli matematikçi, fizikçi, düşünür. evlilik dışı bir kızı olmuştur bu çapkın amcanın.
http://www.brainyquote.com/... bu site einstein'ın tüm özlü sözlerini içermektedir sayfanın üst kısmında search bölüme girdiiniz kelimeyle ilgili tüm özlü sözleri bulabilirsiniz ingilizce ödevi yapanlara benden bi kıyak hadi bakalım
her insanda ortak olarak bulunan tek şey olan çelişkiyi* ilerlemeyi seçerek yenen tam insan. kişisel narsisizminden*, toplumsal narsisizminden***, ölümsevicilikten*, ve oedipus kompleksinden**; ve böylece tüm şiddet eğilimlerinden, savaş yanlılıklarından, fanatik duygulardan kurtulmuş; insanlık dostu, yaşamsever insan, bağımsız özgür birey. hitler nasıl psikolojik bozuklukların tümünün en ciddi seviyelerine örnek gösterilen geri bir bireydiyse, einstein da tam tersine ileri belirtilerin en üst noktalarına müthiş bir örnektir. (bkz. huzur içinde yat güzel insan)
14 mart 1879da almanyanın ulm kentinde doğan albert einstein, 1896'da zürih politeknik enstitüsüne girdi. 1909'da profesör olan einstein, önce zürihte sonra da pragda çalıştı. 1913'te almanya'da berlinkaiser wilhelm enstitüsü direktörlüğü'nü yaptı. 1922'de nobel ödülü aldı. 1933'e kadar berlin'de yaşayan einstein, nazilere karşı tavır aldığı için almanya'dan ayrılmak zorunda kaldı. fransa, belçika, ingiltere ve son olarak da abd'de yaşadı.
albert einstein'in fizik alanında bilime yaptığı katkılar hiç kuşkusuz 20. yüzyılın en büyük katkılarıdır. 1905'te yayınladığı dört önemli çalışması; rölativite teorisi, kütle-enerji eşitliği (e=mxc^2), brownsal devinmenin açıklanması ve işığın foton teorisi, einstein'i fizik biliminin yaşayan en önemli otoritesi durumuna getirdi. fakat onun bilime en önemli katkısı 1916'da açıkladığı genel rölativite teorisidir. fizik biliminin eski mekanik fiziği aşarak kuantum fiziği aşamasını yakalamasında en büyük pay sahibi olan einstein, hayatının son yıllarını elektromanyetik ve çekim alanlarını birleştiren birleşik alanlar teorisi'ni oluşturmak için harcadı.
20. yüzyılın dehası olarak da anılan ünlü fizikçinin oluşturduğu teoriler astronomi başta olmak üzere birçok bilim dalının önünü açıcı bir işlev yüklendi. 1955'te abd'de princeton'da ölen einstein, yalnızca bilimsel dehasıyla değil, alçak gönüllü oluşu ve sadeliğe düşkünlüğüyle de anılırdı. ayağında terlikler ve dağınık saçlarıyla ünlü üniversitelerin salonlarında konferanslar veren bu büyük deha insancıllığını hiç yitirmedi.
"3. dünya savaşının nasıl olacağını bilmiyorum. ama kesin olarak bildiğim bir şey var ki o da 4. dünya savaşının taşlar ve soparlarla olacağı" sözünün sarf ederek de takdir kazanmış kişi.
dolabında 10-15 tane birbirinin aynısı gömleği bulunan ve neden hepsinin aynı olduğu sorulduğunda: "seçim yapmakla uğraşmamak için" cevabını veren günlük işlerle uğraşmayıp kendini bilime adayan adam...
"sonsuz olan iki şey vardır biri evren ötekisi de insanların aptallığı, ama ilkinden o kadar emin değilim" diyeren ayarı vermiş ve noktayı koymuş bilim adamı
"tanrı zar atmaz!" diyerek bilim dünyasında sivrilen ve savaşa karşı dil çıkaran nadide ve dünya kültürüne mal olmuş bi eser. almanya'da doğup amerikaya gemiyle geçen ve yaşamının son yıllarını barışa adamış dahi...kimilerine göre herşeyi ona borçluyuz...
bir üniversite profesörü öğrencilerine şu soruyu sorar:
"var olan herşeyi tanrı mı yarattı?"
cesur bir öğrenci ayağa kalkar ve yanıtlar: "evet herşeyi tanrı yarattı!"
profesör sorusunu yineler ve öğrenci yine "evet efendim" diye yanıtlar..profesör devam eder; "eğer herşeyi yaratan tanrı ise ve şeytan var olduğuna göre şeytanı da tanrı yaratmış olur ve çalışmalarımızda uyguladığımız 'kesinleştirme' prensibine göre de tanrı şeytandır.."
öğrenci böyle bir önerme karsısında şaşırır ve yerine oturur..profesör ise öğrencilerine bir kez daha tanrı'nın içindeki kaderin bir efsane olduğunu kanıtlamaktan ötürü oldukça mutludur..bu arada bir öğrenci ayağa kalkar ve: "bir soru sorabilir miyim profesör?" der..profesörde sorabileceğini söyler..öğrenci ayağa kalkar ve "soğuk var mıdır?" diye sorar..
profesör: "nasıl bir soru bu böyle, tabi ki vardır" diye yanıtlar.."sen hiç soğuktan üşümedin mi?" öğrenci; "aslında, fizik yasalarına göre soğuk yoktur..yaşamda/realitede biz soğuğu sıcaklığın yokluğu olarak düşünürüz..herkes veya nesneler o enerji oradaysa veya bir şekilde enerji iletiyorsa onu deneyimler..örneğin, absolute 0 (-460 derece f) sıcaklığın kesin yokluğudur (hiç olmadığı seviyedir)..tüm maddelerin bu seviyede reaksiyon verme özellikleri bozulur ve değişir..soğuk yoktur, o yalnızca sıcaklığın yokluğunda duyumsadıklarımızı tarif etmek için yarattığımız bir kelimedir" der ve devam eder; "profesör, karanlık var mıdır?"..
profesör "tabi ki vardır" der..öğrenci yanıtlar: "korkarım gene yanılıyorsunuz efendim..çünkü karanlık da yoktur..yaşamda/realitede karanlık ışığın yokluğudur..biz ışık üzerinde çalışabiliriz ama karanlığı çalışamayız..gerçekte, biz newton'un prizmasını kullanarak beyaz ışığı kırar ve renklerin çeşitli dalga uzunlukları üzerinde çalışabiliriz..ama karanlığı ölçemeyiz..bir basit ışık isini karanlık bir mekanı aydınlatarak karanlığı kırmış olur yani karanlığı geçersiz kılar..siz belli bir mekanın/uzayın ne kadar karanlık olduğundan nasıl emin olursunuz? ışığın miktarını ölçersiniz! bu doğrudur değil mi? karanlık insanlık tarafından, ışığın olmadığı yer/mekan için kullanılan bir kelimedir.."
son olarak öğrenci profesöre gene sorar: "efendim şeytan var mıdır?"
bu kez profesör pek emin olamamakla birlikte yanıtlar: "tabi ki, açıkladığım gibi, biz onu her gün, her yerde onu görürüz..şeytan/kötülük bir kişinin başka bir kişiye her gün sergilediği insaniyetsizliğinin bir örneğidir..o dünyadaki işlenmiş tüm suçlarda, şiddette yer alır..bunların tümü şeytanın kendisinden başka bir şey de değildir." der..
öğrenci devam eder: "şeytan yoktur efendim..yani o kendi başına yoktur..şeytan basit olarak tanrının yokluğudur..o aynen karanlık ve soğuk ta olduğu gibi insanin tanrının yokluğunu tarif etmek üzere yarattığı bir kelimeden ibarettir..tanrı şeytanı yaratmadı..şeytan/kötülük insanın tanrısal sevgiyi yüreğinde duyumsamadığı zaman deneyimlediklerinin bir sonucudur..o aynen sıcaklığın olmadığı yere gelen soğuk ya da ışığın olmadığı yere gelen karanlık gibidir.."
profesör yerine oturur..genç öğrencinin adı albert einstein'dır..
fotoelektrik olayı kendisi gerçekleyinceye kadar kurulum aşamasında ve tartışılan bi mevzu olan kuantum fiziğiyle ilgili teorilere gayet de karşı çıkmış, lakin bu olayın akabinde gelişimine sağlam bi katkıda bulunmuş abi.