tabi bu gerçek karşısında şimdiden tutucu olup "ya, neden ya?" diye ağlaşabiliriz, anne, baba ve kardeşlerimizden oluşan bazen mutlu, bazen hüzünlü birlikteliklerimize yahut evliysek eşimize ve çocuklarımıza, ama ne yazık ki bu böyle. metropollerde başlayan ve diğer şehirlere bulaşan, oradan köylere atlayan bir yalnızlaşma süreci yaşayacağız önümüzdeki on yıllarda ve en geç elli yıl içinde evli çift kalmayacak.
zaten baştan yanlış yapılanmış bir kurumdu bu, ancak toplumların direğini oluşturduğu için binyıllardır varlığını sürdürüyordu. bunca yaşamasının nedeni şimdiye dek erki elinde tutan erkek taifesinin kadına göre evlilikten daha hoşnut olması da olabilir. ancak erkek erkini kaybetmeye başladı. ekonomik özgürlüğünü kazanan kadının evliliğin erkeklere göre düzenlenmiş kurallarını değiştirmesi kaçınılmaz hale geldi. ancak bu şimdinin durumu. yakın gelecekte kadın yalnızca kuralları değiştirmekle kalmayacak, evlilik kurumuna son da verecektir.
dünya yeni bir amazon uygarlığına doğru yuvarlanmakta. kadınlar usul usul sermayeyi ve üretim araçlarını ellerine geçiriyorlar. yakın gelecekte erkeklerin tek dileği, kadınların insafa gelip erkekleri köle haline getirmemeleri olacak. ancak kadınlar binyıllardır ezilmelerinin bedelini acı da ödetebilirler. burası, yakın gelecekte yeniden biçimlenecek insan hakları bildirileriyle yakından alakalı aslında. erkekler için en azından yirminci yüzyılda kadınlara verilen hakları öngörseler yine de kendimizi şanslı saymalıyız.
diğer yandan yok olmaya yüz tutan erkek kromozomu ile ilgili önermeleri de göz ardı etmemek gerek, belki gelecekte soyların antikası olarak müzayedelerde filan satılırız, bilmiyorum. zira erkeğin bu gelişmeye karşı kendini koruyabilecek evrimsel bir biçimlenmesi kendini göstermedi şimdiye dek. kadının ise değişen durumlara karşı erkekten çok daha güçlü olduğunu önüne gelen araştırma kanıtlıyor bu yüzden.
insanın hayatla arasında bulunan bağlardan en güçlüsü. en sağlam destek, yaşanabilecek en güvenli ortam. yitirilirse, intiharın kapının eşiğinde olacağı bilinen değer. iyi ki var.
günümüz metropol gençlerinin bir zaman sonra mfö'nün bir şarkısında geçen farkına varamadım aile çaybahçelerinin dizesine toslayacağı, koruyan kollayan çıkarsız çıkarımsız, olmazsa yok olunan rahim.
ülkemizdeki şekli "yapışık düzen"dir.şöyle anlatayım, her şeyi aile içinde yapmaya çalışır çoğu insan, her dakika ama her dakika birlikte olmak ister ve bundan da sıkılmaz!aile demek aslında bireyin toplumda karşılaşacağı kısıtlamaların ilki demektir.ülkemizde yapışık ve vıcık vıcık ilişkiler demektir, her akşam misafir demektir, özel hayat'a ve kişisel özgürlükler'e tecavüz etmek demektir...çekirdek aileden ötesi adamı bozar...ben bunu bilir bunu söylerim.
aşıksan, delice seviyorsan, her baktığında daha çok seviyorsan, özlemin sarıldıkça artmaktaysa, her an onu izlemek onunla olmak istiyorsan, hayallerinde,rüyalarında ve gerçekliğinde tamamen o varsa, bedenen ve ruhen her şeyinle sen o olduysan, için sızlıyorsa onsuz gecelerde, onsuzluğa lanet ediyorsan, hayattan zevk alıyorsan, o olduğu için bu dünyayı bile seviyorsan, gülebiliyorsan elinden tuttuğunda çocuklar gibi, sokaklarda umursamazca öpebiliyorsan dudaklarından, yağmurlarda ıslanan saçlarını koynuna yaslayıp kurutuyorsan, ağzından çıkan her kelimeyi büyük bir dikkatle dinleyip, sorduğunda tek kelimeyi bile hatırlamıyorsan, onsuz saatlerin seneler oluyorsa, o odur. ailendir...
hayatınızın en zor dönemlerinde değil, her daim yanınızda bulunan kişilerdir. fakat bu aile dediğiniz küçük ya da büyük insancıklar topluluğunda, kimi zaman sizi deli edebilicek davranışlar, kısıtlamalar yada aradaki dönem farklılıklarından dolayı anlaşmazlıklar fazlasıyla olabilir.sürekli üstünüze üstünüze gelip sebepli sebepsiz sizi suçlayabilirler.fakat tek bişey vardır ki hayatta dostlarınız, sevgiliniz gelip geçsede size kalan tek baki şey ailenizdir..
nasıl oluyor da kendimize karşımızdakine ve daha da önemlisi hayata sırtımızı dayayabilip birlikte yaşama birlikte karar alma bunları uygulama ve birbirine bu süreç zarfında saygıda kusur etmeme gibi bir riski göze alabildiğine her karşılaştığımda şaştığım insan topluluğu. istisnalar elbette olur, mutlu ve dengeli aileler vardır elbet paralel evrenlerde ama gerçek bir cesaret örneği olarak gelişenve toplumun temeli olan sosyal çekirdek.
hayatınızın ileri dönemlerinde yaşayacağınız hayal kırıklarını çok erken yaşlarda yaşatırlar. iki yüzlüdürler, işlerine geldiğinde "harika" bir varlıksınızdır tam tersi durumdaysa yapılmış bir "hata".
kafalarına estiğinde artislik yaparlar bir de; sanki ben size çok bayılıyorum amına koyim.
dünyadaki en değerli kurum. ailenin kutsallığı öyle kurallarla, disiplinle, akrabalık bağıyla bilmemneyle olmaz.
mesela bi gün başıma bişey gelse, nebliim bazı organlarımı kaybetsem ya da ona benzer bişey, benim yanımda ailemden başka kim olur ki? arkadaşlarım mı, sevgilim mi? onlar kötü olduğu için diil, ama bi süre yanımda durup sonra kendi hayatlarına dönmezler mi mecburen? kaç kere ağlamama tahammül edebilirler ya da dertlerimi ne kadar zaman dinlerler ki?
aile, ben yere düşüp başkalarından geride kaldığımda beni yerden kaldırıp yaralarımı saran, başarılı ya da başarısız, güzel ya da çirkin, güçlü ya da güçsüz olmamı önemsemeyen, ağladığımda yanımda duran, ben gülerken gülen, mutlu olmam için çaba sarfeden ama bunu çıkar beklemeden yapan insanlardır.
içinde ne kadar kızarsan kız, anlaşama, yeri geldiğinde nefret et ya da ettiğini san (boşuna değil ki; insan sevdiklerine kızar), düşünce olarak senden ne kadar uzak olursa olsun asla harcayamayacağın canlarının olduğu bir kurum. seçemediğin asla da seçmek istemeyeceğin, vazgeçemediğin...