aşk hakkında hiçbir şey   

adana çık aradan

  1. bundan 300 000 sene önce yağmurlu bir perşembe sabahı bir adam karnını doyurmak ve yavrusuna ve kadınına yemek getirmek için avlanmaya çıktı. internet icat edilmediği için henüz yemeksepeti.com yoktu ve işler böyle yürüyordu. ortalama ömrün yaklaşık 25 yıl olduğu, parmağınız kopsa kan kaybından öldüğünüz ve yırtıcı hayvanlardan ölesiye korktuğunuz ve onlarla daimi bir savaş içinde olduğunuz kadim zamanlarda türü devam ettirme çalışmaları şimdikinden çok daha değerliydi. çok daha değerliydi ve bir erkekle bir kadını türün devamından başka elle tutulur bir sebep olmadan birarada tutmanın bir yolu bulunmalıydı; doğa tuttu, aşkı icat etti. erkeğin tek istediği avdan sonra kadınına geri dönmek, kadının tek istediği güçlü erkeğinin avdan tek parça halinde yiyecek getirmesiydi. bu sayede çocuk hayatta kalıyor ve türün gezegendeki varoluşu devam ediyordu.. bunu bu kadar bencil bir tür için başarabilecek tek güç aşktı. gözünüz başka kimseyi göremez ve onsuz yaşamayı düşünemezdiniz bile. tabi sadece bir süre için.

    sonra aradan 300 000 yıl geçti. internet bulunmuş ve sonunda yemeksepeti.com yaratılmıştı. ınternetteki gelişmelerle artık kadın ve erkeğin yemek için birbirlerine olan ihtiyaçları azalmıştı. aklını kullananlar türün devamı amacının da sadece doğanın küçük bir oyunu olduğunu farketmişlerdi. yani bireyler için öldükten sonra türün devam etmesinin bir anlamı olmadığı anlaşılmıştı. ama yine de insanlık bu 300 000 yıl boyunca boş durmamıştı. doğanın yarattığı aşkı kutsamış, tüm sanat dallarını aşkın hizmetine seferber etmişti. bir tek kutsal kitaplar aşktan bahsetmiyorlardı. çünkü aşk, adem le havva nın tanrıya ilk isyanıydı ve onların çocukları da miraslarına gözleri gibi bakacaklardı. tabi sadece belli bir süre için. en sonunda aşk, diğer her şey gibi formülleştirilecek, ezberlenecek ve "yazıkedilecekti."

    şimdi o kadar eskiyi ve bu kadar yeniyi bir an için unutup geçmişe, çocukluğumuza dönelim. aşkı ve daha bir sürü yalanı öğrendiğimiz zamana.

    koşmayı, konuşmayı, düşüp kalkmayı yeni yeni anlamaya başladığımız zamanlarda kapı karşı komşumuza benzeyen perihan abla ve mahalle bakkalından çıkarken karşılaşacağımız bir insan olan şakir den aşkın ilk işaretlerini alıyor ve yeşilçam melodramlarında birbirleri için verem olan, intihar eden, kimi zaman kavuşan, kimi zaman vuslatları öbür dünyaya kalan karton esaskızla esasoğlanın aşkını gerçek sanıyorduk. okuduğumuz ve izlediğimiz “aşk”, yaşadıklarımızla bir türlü uyuşamıyor, elini tuttuklarımız daha elleri terlemeden gidiyor, bugün "hiç kimseyi bu kadar çok sevmemiştim" diyenler daha seslerinin aksisedası silinmeden kulaklarımızdan, bir başkası için “hiçkimseyibukadarçoksevmemiştim”e dönüşüyorlardı. aslında, kimse kimsenin werther i, kimse kimse nin bekir i, kimse kimsenin cyrano su ya da juliet i olmuyordu. belgin doruk gerçek hayatında aşklarını terkediyor, kartal tibet karşısındaki kadını yatağa atmak için belki yalanlar söylüyordu. bizse aşka inanmak istiyor, aşkın verdiği mutluluk için kendimizi aşık olduğumuza inandırıyor, kendimizi kandırırken karşımızdakini kandırmayı da ihmal etmiyorduk.

    bekir masumiyet te yedi dakikalık tiradını atarken yanımızdaki sevgiliye bakıp acaba benim için bunları yapar mı diye sorduğumuz anda, kendimizin bile bu kadarını yapamayacağını anlayıp yabancılaşıyorduk. sinema ve edebiyat hem bize ulaşılmaz aşkı anlatarak bir hayal alanı yaratıyor, hem de aşka yabancı kılıyordu.

    ama bazıları daha dürüst davranabiliyordu. tezer özlü herkes bir başkası olmadan yaşayabilir diyor, gaspar noe tüm ilişkilerin ticari olduğunu söylüyor, bukowski iyi bir seksin asla gözardı edilmemesi gerektiğine inanıyordu.

    aşk ağızlarda çokça çiğnenmiş, çürümüş bir sakıza dönüşürken her tekrarda biraz daha grileşiyordu. oysa aşk obsesifti ve ya beyaz olmalıydı ya da siyah. aşkta griliğe yer yoktu. ama kimse kimse için yas tutmuyor, romeolar uzun zamandır zehirlenmiyor, cyranolar kimseye süflorluk yapmıyordu. moderniteye yenilen aşk postmodern ayaklar altında eziliyor, kolayca verilen ve kolayca tutulmayan sözler arasında kalabalığa karışıp görünmez oluyor, kolayca unutan hafızalar karşısında yenik düşüyordu. ayrıntılar arasında can çekişiyor, ama son bir umut, son bir sığınak olduğu için, kimse aşkı çekip vurmuyordu. aşk ama "atları da vururlar öyle değil mi?" derken, aşk hakkında söylenen her şey en sonunda, "aşk hakkında söylenen hiçbir şeye" dönüşüyordu.

    - baba, sahi, mekanik duyarlılıklar haricinde, bir aşk vardı, ne oldu o?
    - yalan oldu, yavrum, yalan oldu o..
    (ahmak ı hayal, 22.04.2008 12:07)


  2. (bkz: mustafa hakkında herşey)
    (ceyza, 09.05.2008 16:09)