belki ilginizi çeker
  1. · ever danced with the devil by the pale moonlight
  2. · ağlak giri ekolü
  3. · arabeskleşme
  4. · tuna kiremitçi tarzı giri girmek
  5. · aşk verdiği adreste yok peki nerede
  6. · sözlük yazarlığı psikolojisi ve davranışları
  7. · romantik yazarların bünyeye etkisi
  8. · ağlak yazı yazmak
  9. · kitap ve yazar üzerinden entelektüel sıçmalar
  10. · kalp ağrısı sebepleri
  11. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · dünyanın en güçlü 500 müslümanı
  2. · itü sözlük hiçbirimiz komiklik yapmıyoruz günü
  3. · günün tek cümlelik özeti
  4. · 18 kasım 2009 fransa irlanda cumhuriyeti maçı
  5. · 27 yaşında olduğu halde bir hayat kuramayan insan
  6. · sözlük yazarlarının itirafları
  7. · uykusu olup da uyumayan insan
  8. · hostel part two
  9. · yasaklanması gereken şeyler

ağlak edebiyatçılar zümresi  

 sayfa  / 2
  1. kişiye kalp spazmı geçirtecek kudrete sahiptir. kendilerine edebiyat sosyetesinde ve sözlükte elimizi sallasak çarpar hale gelmişizdir.

    duygularını samimi ve ağdalı kelimeler kullanmadan ifade edenleri, günlük hayatta kullandığımız dilde pekala karşılığı varken metni çetrefilleştirmek için veya hem kendisine hem metne gizem katmak adına bir elinde osmanlıca sözlükle taklalar atmayanları bu zümrenin dışında tutmak gerek.olanca subjektifliğimle örneklendireyim:

    ağlak edebiyatçılar: tuna kiremitçi, iclal aydın, cezmi ersöz, haşmet babaoğlu,....
    ağdasız edebiyatçılar: cesare pavese, virginia woolf, arthur rimbaud, rainer maria rilke,....

    söz konusu ayrımı layıkıyla yapmak önemli. tabii ki tahlil klasik tabirle önemli ölçüde görece tehlikesi taşıyor. isimler kişiden kişiye değişkenlik gösterse de gerçek değişmez. durup dururken kendilerini depresyona sokma yetileriyle gurur duyan "bilir misin"ci yazarları farketmemek olanaksız. yazar hikayesinde bazen aldatılır, bazen kahramanı hüzünlü bir şekilde öte dünyaya uğurlar, bazen yağmuru üç sayfa çiseletir, bazen de sonbahar yaprağını düşürene kadar ananızı ağlatır. halbuki yığılı paragraflardan çıkan anlam sabittir: çok yalnızım/paylaşmayı özledim, çok hassasım/öyle bir melankoliğim ki sormayın, kimse benim yaralarıma dokunamıyor/dokunabilecek kişiyi arıyorum, bitmişim ben/şefkate ihtiyacım var.

    tolstoy sekiz yüz küsür sayfalık romanı anna karenina'da kont vronski le karenina'nın ilk kez birlikte olduğu sahneyi bir cümlede anlatır:
    "hemen hemen bir yıldan beri vronski'nin daha önceki tutkularının hepsini silip süpüren, yaşamının tek isteği: anna'ya olanaksız, korkunç, o ölçüde de göz kamaştırıcı bir mutluluk hayali gibi görünen şey gerçekleşmiş, bu istek giderilmişti."

    bu kadar işte. "bilmemnelerin derinliğinde kaybolduklarından", "örselenmiş* tutkuların kendilerini esen yelle beraber bir yaprak gibi savrulurcasına kaderin boşluğuna bıraktığından" falan bahsetmemiş. ancak tolstoy tek cümlesinde olayın gerçekleşmesinin duygusal yönden açıklamasını hem anna hem de vronski açısından yapmış.

    görüntü kirliliği ve byte/sayfa israfının had asfhaya gelmesiyle birlikte sözünü ettiğim zümre gerçekten de can sıkmaya başlıyor. hele ki buna bir şekilde yazarın gerçek hayatta resmen bir yavşak olduğu gerçeği eklenince mide de bulandırıyor. onlar "ellerimde miydi bahar" diye dört dönerken bir bakmışsınız; meğer onun bunun baharını yatağa atma peşindelermiş. hey yavrum hey.

    ever danced with the devil by the pale moonlight
    (evrimdışı, 18.06.2007 20:35)
  2. cezmi ersözün üyesi olabileceği zümredir.
    (tükenmez kalem, 18.06.2007 20:49)
  3. ikircikli tutkuların duyarsızlığıyla dillendirdiği sözcükleri, hüzünlü bir bulut gibi göğsümüzde düğümler, gezdirir durur öylece, sanki sinsi bir yağmur bekler gibi ürkektir benliği, ama gene de sarhoş mağrurlukların arkasında dingin bir kahpe saklar, hoyrattır çoğu zaman içten pazarlıklı kardan adam gülüşüyle.

    halbuki adam gibi tak tak diye koy, çatır çatır yap betimlemelerini, izlenimlerini, ulan millet senin yazı masturbasyonunu izlemek zorunda mı ya? aman ne kadar da güzel uzun cümleler kuruyorsun hasbam! aferin sana. oysa basitlik, yalınlıktır asıl güzel olan. büyük yazmak, kısa cümleler kurabilmekle ilintili. kosinski abimizi örnek al bari it.

    bakın dünya edebiyat tarihinin unutulmaz yazarlarından maskarti obira, "yaş kasıklarda dolunay" adlı romanında, sevişme esnasında kavimler göçüne konsantre olduğu için bir türlü siki kalkmayan fransua karakterinin, don gera andre önündeki sefilliğini nasıl da vurucu bir dille anlatmış, haydi okuyalım " gera ağzına alırken rahattı. sanki o da biliyordu bu dallamada bi icraat olmadığını. taşaklarını uzattı son bir hamleye fransua. kırmızı kırmızı beneklerle pişik bir görüntü vardı ortada sanki. sustu. baktı. allah belanızı versin lan hepinizin diyerek pencere pervazına tutundu. çıldırmış gibiydi. çopurlu yüzü beyazlaştı."

    işte bu adam bu yüzden maskarti obira, bir insan boşu boşuna büyük yazar olmuyor. ağlak yazarların kurduğu 15-20 cümlenin yaratamadığı etkiyi bir sözcükle koyuyor obira. ne olur samimi olalım.
    (kayser sozer, 18.06.2007 21:06 ~ 21:35)
  4. içlerinde akacak mecra arayan bir melankoli vardır bunların. yaprağın düşüşünü izlerken, süt liman denize bakarken böyle hüzünlü metaforlar bulmaya uğraşırlar.
    haydi biraz çalışalım;
    “rüzgârın tokadıyla örseleniyorum, düşen bir yaprak gibi ve sen anlamıyorsun”
    “içimdeki fırtınayı salsam bu süt liman kıyılara, milyonlarca damla olup yağsam ruhundaki kayalığa”

    bu insanlara bu cümleleri kurduran kesinlikle akacak mecra arayan melankolileridir. hani hepimiz durduk yere, boktan bir filmle filan hüzünlenebilir, böyle kelime saçmaları üretebiliriz ya. bu haleti ruhiyeden yazarak kurtulmaya çalışanlara tavsiyem bunu az okunan bir yerde yayınlamaları, ya yayınlamadan önce kendilerine yirmi dört saat tanımaları. zira sadece bir gün sonra bile yazdıklarından utanma olasılıkları yüksektir.
    (bkz: yaşadım oradan biliyorum)
    (derinlik delisi, 18.06.2007 22:38)
  5. onlara yazar değil yazan denir...
    (cagrilanyakup, 18.06.2007 22:49)
  6. gitar çalabilenleri teoman olur bunların.
    "sokaklarda sapsarı yapraklar, mazgallarda yağmur var. hangi kentte, bu denli acı var, başka nerede istanbul kadar"
    "daha kaç vücut gerek bana"
    "hem yara bandım hem yaram"
    "senden önce, senden sonra"
    "birlikte ama yalnız..."
    "çok beyazdı kir tutardı.."
    "sorma neden niçin, her şey yalnızlıktan bak bak bak...güzel bir gün, ölmek için(ovv şit dostum!)"
    sanırsınız ki bu şarkıların yazarı da amma duyarlı, sevgiye aç, güçsüz, kandırılmış, acı çeken bir erkek("yeme de yanında yat" der kızlar buna).halbu ki yaptığı şarkılar onun boş hüznünün mecrası oluvermiştir işte.üstelik mecraları bile oradan buradan kesip yapıştırma, derme çatma orijinallikten yoksun işlerdir.bu işin her şeyden önce karizmasını sevdiğine bahse girerim.
    kıssadan hisse, ey ağlak edebiyatçılar zümresi mensupları, madem yazıyorsunuz, üzerine bir de gitar çalın, biraz süsleyin teoman olun.
    ama "ben size teoman olamazsınız demedim..."
    (derinlik delisi, 18.06.2007 22:56 ~ 23:16)
  7. cezmi ersöz'ün fahri başkanı, haşmet babaoğlu'nun en karizmatik, tuna kiremitçi'nin en popüler üyesi olması muhtemel, hatta yok yok, kesin olan zümredir.

    tüm edebiyat camiasının en tehlikeli zümresidir kendileri ayrıca, şiddetle kaçınınız efendim.
    (insomniaque, 18.06.2007 22:56 ~ 22:57)
  8. (bkz: dead poets society)
    (bkz: pek serbest çağrışım)
    (ben cocugum deyip camdan atlayan pokemon, 18.06.2007 23:01)
  9. sözlük içerisinde ele alacak olursak, spesifik örneklerini bulabileceğimiz zümredir.

    insanları, gerçek hayatta sınıflandırmak bana yanlış gelse de sanal kimliklerin gerçek kimlikleri ele geçirdiği sözlük ortamında, bahsedilen zümreyi iki gruba ayırmak sanırım doğru olacaktır:
    1-severek okudukları, ünlü edebiyatçılardan etkilenenler
    2-bariz bir 'duyguyu sömürerek oy toplama ve ego tatmin etme' kaygısı içerisinde olanlar

    birinci grubu anlayışla karşılıyorum kendi beyin sınırlarım dahilinde. ancak ikinci grubun neden böyle bir tutum içerisinde olduğunu anlamak gerçekten güç. daha çok oy alma, daha çok beğeni toplama, daha çok 'vah vahhh neler yaşamış garip' dedirtme çabasını yersiz buluyorum. anlatılan bazı şeylerin tamamen hayal ürünü olduğunu hissetmek de duygusallaştırmak yerine epeyce güldürüyor beni. umurunuzda olur mu bilmem ama haberiniz olsun. (hitap etmeye çalıştığınız kitleden biri olduğum için umurunuzda olmasını tercih ederim.)

    sonuç olarak; yazarların, kendi 'en iyi'lerine değil de başka yazarların 'en iyi' diyeceği şeylere hitap etmeye çalışması (çalışması diyorum çünkü bunu başaramayanlar gerçek anlamda komik duruma düşüyor) yani bir nevi nabza göre şerbet vermesi baydırıcı sonuçlar doğuruyor.
    (arkhe, 18.06.2007 23:29 ~ 23:31)
  10. (bkz: ağlayarak sıçmak/!stewartgilligangriffin)
    (stewartgilligangriffin, 19.06.2007 00:53)
  11. (bkz: şöyle bir yer açın yazar ölmüş ağlıcam)
    (chixculub, 19.06.2007 12:38)
  12. çôk âcîlâr çêkmîş însânlârdân ôlûşûr. sîmîtçînîn kârşîsîndâ âğzînî şâpîrdâtân sêzêrcîk gîbîdîrlêr kîmî zâmân...
    öylêsînê yürêk yâkân, kül êdên... .. .. .. ..... ..
    (radiance, 19.06.2007 14:45)
  13. tam olarak kimlerin katılacağının iyi saptanması gereken zümre. şayet lafı dolandıranların, ağdalı dil kullananların katılacağı bir zümre olacaksa hemen ilk etapta katılacaklar listesine ahmet hamdi tanpınar'da eklenmeli. zira tanpınar mesala huzur'da: nuran'ın sesi için "taze çimen rüyası" gibi bir benzetme kullanır ki günlük konuşma dilinde buna benzer bir benzetmeyi hiç kimse kullanmamıştır hayatında emininim. üstelik romanı okuyanlar bilir bu benzetmenin çok daha fazlası kitapta yüzlerce yerde yapılır. devamlayın,

    mesala bergson'un zamanla ilgili: "zamanın parçalara ayrılmaması gerektiği, tarihi bir bütün olarak değerlendirme" gibi tezlerini, tanpınar:

    ne içindeyim zamanın,
    ne de büsbütün dışında;
    yekpâre, geniş bir ânın

    parçalanmaz akışında.
    bir garip rüyâ rengiyle
    uyuşmuş gibi her şekil.
    rüzgârda uçan tüy bile
    .....
    kökü bende bir sarmaşık
    olmuş dünya sezmekteyim,
    mavi, masmavi bir ışık
    ortasında yüzmekteyim. "

    şeklinde uzun uzadıya motiflerle, imgelerle anlatıyor diye bu zümreye katılmalı mıdır?

    ya tanpınar'ın hocası yahya kemal'e ne demeli? yahya kemal "öteki tarafa giden gelmiyor" demek yerine lafı uzatıp bir de bol bol imge kullanıp ölümü ve sonrasında yaşanabilecekleri sessiz gemi şeklinde anlattığı için zümreye katılmalı mıdır?

    ayrıca paris'e giderken yolda gördüklerini günlüğünde sıradan günlük bir dille anlatmak yerine belki de tüm edebiyat tarihinin en "sombolik" şiirlerinden sarhoş gemi'de derin imajlarla anlatırken arthur rimbaud , bu zümreye katılmayı haketmiş midir?

    ya da derviş bey'e pusu kuran akyollu mustafa beyin pusuda sıkılıp karıncaları izlemeye dalma sahnesini en ufak ayrıntılarına kadar anlatan, "adam sıkıldı, daraldı" demek yerine "taşbaş'a yer demir gök bakır oldu" ya da sadece su durgundu demek yerine "karıncanın su içtiği " gibi bir benzetme kullanan yaşar kemal zümre başkanı olur mu bu toplantıda?
    (aytok, 19.06.2007 16:54 ~ 11.09.2007 12:00)
  14. kız tavlamak için her yolu deneyen entel bozuğu erkekçiklerin, kitaplarını koltukaltlarında aksesuar olarak taşıdıkları ve bol bol alıntı yaptıkları zümre.
    (charlie, 19.06.2007 17:40)
  15. kendilerine asıl sanatçılar tarafından ceza verilmediği sürece varolacak zümredir. bu sebeple hala vardırlar. genelde ben bu yazılara yorum yapmıyorum ve onların basit imgeleri ile sikindirik benzetmeleri zerre sikimde olmuyor, muhattap almıyorum. lakin arada okuyup okuyup , yazıp yazıp, onay ya da eleştiri bekledikleri oluyor, "ebeni sikeyim, ne bu lan amcık" diyesim geliyor, diyemiyorum, ağzımdan dökülemiyor bu sözler boğazımda bir yumru* * oluyor ve diyemiyorum, götüm yemiyor o kadarını. onun yerine "ben edebiyattan anlamıyorum" ya da "pek ilgimi çekmiyor" deyip geçiyorum. oysa bu benim eksikliğimden çok onların eksikliğinden kaynaklanıyor. günlük hayatta iki kelimeyi tahlil edemeyen adam nasıl özgün bir imge oluşturabilir ki? bir de imge çorbası yaparlar ki o çorbayı kafalarından aşağı boca edesim gelir. kullanıcaksan bi imge, bi yargıda kullan, imgesinin imgesinin imgesini ne yapacam, ortaya güzel bir şey çıkıyor sanıyorlar ama olmayınca olmuyor.
    (jimela morrison, 24.06.2007 15:52 ~ 15:54)
  16. "örselenmiş" bir ruha ve bunun ne anlama geldiği hakkında bile en ufak bir fikre sahip olmadığım için asla anlayamayacağım yazar güruhu.bir hüzün kovan kuşu tadında yazılar falan .yok anlayamıyorum.bu kadar hüznü kaldıramayacak kadar komik gelirken bana yaşam denen oyun, en iyisi bu yazarları gördüğün yerde kaçmak diyorum.ruhlarının kanayan yaralarına dair ufacık bir hislenme ya da hümanist herhangi bir yaklaşım içerisine giremiyorum.yapamıyorum, olmuyor zannedersem benim ruhumu da işte bu durum örseliyor.
    (eleanor, 07.07.2007 00:28 ~ 08.07.2007 01:43)
  17. kendileri hakkında birkaç arkadaşımla uygulamayı düşündüğümüz bir planımız var!

    bu yazarlardan biri görüldüğü zaman gayet entelce yaklaşın. hafif kırılgan, biraz gördüğüne sevinmiş ve son derece kibar bir ses tonuyla "pardon cezmi bey\iclal hanım\tuna bey bakar mısınız?" deyin. güvercin ürkekliğine sahip bir kalp taşıyan yazar, kafasının üzerinde "işte hayat limanında bir gönül dostu daha..." şeklinde üç noktalı bir düşünce balonu ile size bakana kadar bekleyin...

    bakar bakmaz tüm hınç, hırs, öfke, gibi duygularınızın alayını serbest bırakın. tüm gücünüzle gerinip, "reva mı lan bu yaptıklarınız insanlara?" nidaları eşliğinde bağırarak sağlam bi tane geçirin! boyun kıran cinsten bir tokat mükemmel olur. el ve parmaklar tam açıkken falan.

    daha sonra bu romans minör yazarların yüreğinize yüklediği ne kadar gereksiz acı ve keder varsa boşaltmış olarak istediğiniz yere gidin, muhabbet edin, eğlenin, dansedin, fotoğraf çekin, siyaset hakkında tartışın, resim yapın, tavla oynayın, güzel kızlara\yakışıklı erkeklere bakın, hatta tanışın, sevişin. ama yavaş yavaş, narin, kırılgan vs. değil. çatır çatır...
    (mavio, 11.07.2007 21:03 ~ 26.09.2007 15:41)
  18. bunların en önemli özelliği duygusallığı yazın malzemesi olarak kullanmaktır. tabii her duygusal kişiyi de bu kategoriye sokmak haksızlık olur. mevzubahis konu yapmacık ve ikircikli davranışlarda bulunanlardır.

    maalesef türk edebiyatında tuna kiremitçi ve iclal aydın gibi kişiler bu metodu çok kullanarak yazın sistemimizi de kalitesiz bir ortama çevirmişlerdir.. orhan pamuk gibi sırf şov yapmaya meyilli kişiler de bundan yararlanmaktadırlar.

    durumun bu şekilde moda olmasından mütevellit, bu ağlaklık kavramını her yerde görmek mümkündür. ister interaktif bir sözlük olsun, ister bir forum sayfası böyle kişilerle karşılaşılabilir. insanların duygularını istismar ederek prim yapmaya çalışmak hiç etik değil, uçan yazarın arkasından sevinç gösterisi yapmak gibi. işte burada konu biraz daha karışmaktadır. espri, ironi gibi bilumum edebi öğeden anlamayan komikçilerin çoğalması da aynen ağlakçılar gibi istenmeyen bir durum gibi gözüküyor. bu aslında başka bir başlığın konusu, buyrun;

    (bkz: palyaço edebiyatı)
    (dünyayı kurtaran adam, 22.08.2007 00:01)
  19. farklı edebiyat akımları da oluşturabilirler kendi aralarında:

    -üç noktacılar
    -iki noktacılar
    -edit: imlacılar
    -karmaşıklar
    -emolar
    -eski sevgilicilier

    gibi gibi...
    (mandalinaya parmağımı soktum parmağım şişti, 20.09.2009 21:00)
  20. ıslak şiir gibi tuhaf anlam veremediğim belli belirsiz flu (hehe bu kelimeyi kullanasım geldi birazdan da silueti kullanacağım) siluetimsi girişimlerle nesirde de kendilerine yer etmişlerdir.

    ne gibi bir mantıkları var emin değilim afili cümle kurma esaslı bolca duygulu şeyler yapıyorlar. ben şahsım adına 4. mısraını okuyamadığım şiirle alakalı bu kadar yorum yapabilmekteyim.

    örnek vermek istiyorum lakin kopyalayana kadar bir kısmını okuyacağım o şiirlerin hiç çekemem mübarek bayram günü.

    edit: teşekkürler anladım bozukluğu
    (otsuz deli ökkeş, 20.09.2009 21:07 ~ 21:12)
  21. "ağlak yazmak" kısmında kendimi içine dahil edeceğim gruptur ve bunu övünerek belirtebilirim. evet, dolaylı anlatımları kullanmak çok hoşuma gider. sizlere saçma gelen anlatım tarzı, beni tatmin eder. zira ben öylesine bi 'sözlük yazarı'yım. büyütmemek gerek, keyif almaya bakmak gerek. ama bunun için osmanlıca sözcükler aramıyorum da. kullandığım kelimeler günlük dilden. ayrıca, duygusal yazmayı planladığım bir yazıyı yazmaya başladığımda da asla duramam. duracak olursam, düşüncelerim, o his gider. bu yüzden sözlük karıştıracak halimde olmaz. hem bir yağmuru 3 sayfada çiselettirmeyip nasıl yağdırabilirim ki? zaten benden önceki tüm giriler tek satırda yağdırdı. ben 3 sayfa ağlatıyorum ve bu bana büyük zevk veriyor.bazense tek cümlede sizlere anlamsız gelen şeyler yazıyorum. zaten hiç kimse dönüp de "hocu sen burda böyle demişsinde ben anlamadım bi açıkla" deme zahmetine girmiyor. girse belki aslında bazı cümlelerin "anlamlı" olduğunu öğrenecektir.

    dur bi dakika, söyleyeceklerim bunlar değildi.

    ağlak edebiyatçılık, cezmi ersözdü, tuna kiremitçiydi neyse neydi.

    lakin görüyorum ki ısrarla sözlükçülerden bahsediliyor. siz bizi edebiyatçı olarak mı görüyorsunuz? öyleyse bu bizim adımıza iyi; lakin siz böyle böyle tüm sözlükçüleri edebiyatçı yapmış oluyorsunuz. şimdi gidip tek cümlelik anlamsız edebiyatçılar zümreside yapın, lütfen. ha burada her tek cümleye laf etmiyorum, dediğim gibi anlamsız olanlar.

    her neyse, sonuç olarak biz edebiyatçı değiliz. sözlükçüyüz. her ağlak(!) sözlükçü de iş olsun diye yapmıyordur bunu.
    (anime, 20.09.2009 21:18)
  22. edebiyatı, devrik cümle kullanmak sananlar zümresidir.

    kendilerine "allah aşkına bir okuyun o yazdıklarınızı" demek isterim. hayır en basit olayı bile böğür böğür ağlanacak hale getirmeyi başarmaları takdire şayan tabi. içlerinde sonsuz bir kaynak var sanıyorum. 3 satırda anlatılacak şeylerden kitap yazıyorlar. ama bir de şu var; misal iclal aydın edebiyatçı ise yusuf atılgan, adalet ağaoğlu, cemal süreya vs... nedir?

    peki bunları en çok okunanlar listesine taşıyan nedir? ağlak, melankolik, saçma sapan kitlenin yumuşak karnını iyi bilmeleridir. işte buradan çıkan sonuç da bu zümrenin üyelerinin pazarlama konusunda takdire şayan birer insan olduğudur.
    (sevim koş katil geldi, 20.09.2009 21:31)
  23. ağlak değil de "melankolik edebiyatçılar zümresi" desek daha yerinde olurdu. edebiyat bir bahçe gibidir, size hoş gelen kitaplar, başkalarına aynı tadı vermeyebilir. yaşının ve duygu yoğunluğunun getirdiği durumlar da var. ruhsal derinliklerine giren yazarlarla karşılaştığın zaman kendi uçurumlarına sürüklenebilirsin. kendine kime yakın hissediyorsan onu sever, onun gibi yazarsın. hissiyat ve samimiyet meselesi.lüzumsuz yaftalamaların ne gereği var?
    (mar adentro, 20.09.2009 23:22)
  24. aslında en çok "bok atılan"; fakat her zaman üstlerinden en çok prim yapılan zümredir efenim kendileri. bu tanım.

    az sağa kaydır, az daha. çevir çevir! haah, sola çevir şöyle biraz. dur bakayım, şimdi tam ağlak oldu işte. sen içindeki ağlak yazarı bir tanıma oturttun ha böylece. şimdi, o narin parmaklarını pantolonunun beline dola. doladın mı? tek elinle düğmeleri aç. açtın mı? indir kardeşim pantolonu aşağıya. bak yere yüzlük bir banknot düşmüş, eğil al şimdi onu. heh! sen şimdi sait faik’i “ağlak” tanımına oturttun ya, şu pozisyonda ben de sana bir oturtayım!

    kişisel tartışmaya girmemesi bakımından isim cisim kesim dönüm vs… türünden hiçbir şey yazmıyorum. o hödük kendini bilir. adamımız, bu başlığın altında dehşetengiz bir ağlak edebiyatçı tanımlaması yapıyor. eyvallah. gelgelelim, aynı adamımızın sait faik ile ilgili bir girisinde “modası geçmiş yazar” tanımına rastlıyoruz hayretfeza (bak osmanlıca bir kelime kullandım. fena entelim hacım, fena da ağlak) bir biçimde. aman yiğidim, yavaş ol ekine girersin. sana edebiyatı yanlış öğretmiş öğreten, yazarın “modası” geçmez, okurun kafası geçer. hatta okurun öylesine kafası geçer ki, boyundan büyük laflar etmeye başlar. ne sandın lan, tuvalette osbir çekerken hunharca bir aymazlıkla karıştırdığım marie claire mi bu edebiyat dediğin şey? yoksa her nefeste deve kervanı yüküyle söylediğin bir atımlık kelimelerden mi ibaret sandın sen edebiyatı? böyle büyük büyük laflar etmeden önce, bir deyiver bakalım sait faik ebadında kaç kelime edebildin?

    "sait faik ağlak yazardır." anlamadım, bir daha okudum. "sait faik modası geçmiş bir yazardır." gözlüklerimi sildim bir daha okudum. "ağlak ve modası geçmiş bir yazardır." e o zaman kusura bakma da yapacağın tanımı s.keyim!

    daha çok uzun yzarım bu mevzuda da, laf uzarsa benim dilim de uzar, demem o ki: sait faik’e modası geçmiş ağlaklık ithaf eden bir adamın “edebiyat”la ilgili söz söyleyebildiği bir ülkede yaşamak ne boktan işmiş yahu.
    (birtakım şeyler öyledir, 24.09.2009 01:24 ~ 01:54)
  25. (bkz: iclal aydın)

    gerçi o kadına edebiyatçı demek ne kadar doğru bilinmez, ama...
    (iki nokta üst üste biri altta biri üstte, 16.10.2009 15:57)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil