gaza gelmiş milli güvenlik dersi hocası sözü.derslere genellikle binbaşı ya da albaylar geldiği için onlardan bu sözü duymak normal olsa gerek:
- hocam.biz yunanistan'la savaşsak,onları yenebilir miyiz?
- 24 saatte bayrağımızı atina'ya dikeriz.
zamanında turgut özal'ın benzerini sarfettiği söz. özal, az biraz daha insaflı davranıp 24 değil, 48 saatte bayrağın dikilebileceğini söylemişti. zamanın yunan genelkurmay başkanı açıklama yapmıştı: "48 saatten uzun sürer..."
anne sevgisi alamamışların söyleyebileceği iddia. bundan kimin ne çıkarı olacaktır? türkiye ve yunanistan halklarının bir çıkarının olmayacağı kesin. atina yunanlar'a yakışır, istanbul'da bize. abd askerleri ne iğrenç duruyor bağdat'ta oysa.
iddia ediyorum; ben, bizzat, kendim, şahsen iki buçuk saat içinde parlemento binasının önüne dikebilirim bayrağı... neymiş? azwepsa türk ordusundan daha hızlı ve güçlüymüş.
yalandır arkadaşım. sen haber etmeden langır lungur dalsan elbette 24 saatten kısa sürede dikersin o bayrağı; ancak bir savaş ortamında nereye diktiğin merak konusu olur. ne türkiye ne de yunanistan öksüz-yetim değildir, her ülkenin de müttefikleri vardır. burası lise değil ki iki ülke birbirine "çıkışta bekliyom olm, tek gel." diyebilsin. bu şartlar altında ise 24 saatte kimse kimseye hiçbir şey dikemez. keza diktikten sonra gelişecek olaylar ise ayrı bir başlığın konusudur..
şehirlerin kurtuluş törenlerinde düşmanlarla savaşıp, siyasete karıştığı gerekçesiyle, fener rum patriğini ve kadrosunu hayali olarak basıp, onların kılığına soktukları temsili patriğe, sakal ve hac takıp , tekneye bindirip alkışlar ve vatan millet nidaları içerisinde, yunanistan'a gönderen yurdum insanı yakında bunada el atar... nasıl olsa patriği yolladılar ,bayrak dikmekte neymiş?...
evet 24 saatte bayrağımızı atina ya dikeriz, hatta dikmeliyizde. nasıl olsa elimizdeki toprakların her bir köşesi güllük gülistanlık durumda, devlet en ücra yerlerde yaşayan vatandaşa bile sağlık ve eğitim hizmetlerini dört dörtlük verebilmekte, bu ülkede parasızlıktan yada cahil yetişen büyükleri yüzünden okuyamayan kız çocukları yok, asgari ücret alan bir işçi bile ay sonunu rahatlıkla getirebilmekte hatta maaşının bi çoğunu harcamayıp çocuklarının geleceği için birikim yapabilmekte, kısacası kendi kendimize fazlasıyla yetebiliyouz, o yüzden bu kaynak fazlasını değerlendirebilecek yeni yerler bulunmalıdır.
bayrak dikilir toprak alınır
önemli olan sonrasıdır
kıbrısa da bayrak dikildi toprak alındı
yunan alayı korkudan sancağını karargahında unuttu
sonra ne oldu
bunca yıldır kktc'yi bizden başka kim tanıdı
derin düşünmek ve titreyip kendimize gelmek gerekir
biz çok güçlü ve zengin bir ülke olursak
bir refah ülkesi olursak
bir ve beraber olursak
esas o zaman atinaya bayrağımızı dikmek
24 dakika bile sürmez
alayına isyan, herkese gider gibisinden tavrın milletlerarası versiyonu.diksen ne olur dikmesen ne olur dedirtir insana.sanki kendi toprağın sanki orda yaşayan halkı sihirli değnek kullanmak suretiyle fikirlerinden azad edeceksin.
kıbrıs'tan ders almayan zihinlerin varsayımı. gerçeklik payı ne kadar düşük veya yüksektir mesele o değil. işin tehlikeli tarafı yarı şaka yarı ciddi bu tür düşüncelerin kafalarda yuvalanıyor olmasıdır.
-amerika hakkında ne düşünüyorsunuz?
+amerika göttür ırak'ı işgal etti...olacak iş mi bu?terörist bunlar..masum insanları...bik bik bik...
-peki yunanistan hakkında?
+24 saatte bayrağımızı atinaya dikeriz...
-başka sorum yok sayın yargıç...
şimdi efendim, türk ordusu yunanistan'a 7 ayrı noktadan çıkartma yapabilmektedir. yunan ordusu ise bunun ancak ikisini karşılayabilecek yapıdadır. hadi iki çıkartmayı da denizde engellesinler, geriye kalan en az 3 türk birliğinin karşısına ancak yunan polisi çıkar.
o yuzden biraz abartılı da olsa kısmen doğru önermedir.
ama asıl önemli olan 24 saatte turizm anlaşmaları yapabilmek, ege denizi'ndeki petrolleri ortak çıkarma protokolleri yaratabilmektir.
insanların esen türk ve yunan dostluk rüzgarlarından hareketle dalga geçtikleri sözdür. bazı insanlar da karşıdaki ülkenin daha dün bölücübaşını saklayan bir ülke olduğunu unutup 'beraber kardeş kardeş yaşayabiliriz' diye feryat figan bağırmasına neden olan sözdür.
senelerce kardeş kardeş yaşamışız, doğru. bu kardeşlik de kendi soydaşları olduğu gerekçesiyle izmir'in işgalinde dibe vurmuş; kral diye başlarına diktikleri adamın bayrağımı çiğnemesiyle son bulmuş; cumhuriyetin ilk yıllarındaki dostluk anlaşmalarıyla bende 'acaba tekrar eski günler gelir mi?' düşüncesini yeşertmiş; kıbrısta yapılan soykırımdan sonra 'sanırım bir daha asla olmayacak, ama inşallah yanılırım.' diye boynumu önüme eğmiş; halen çeşitli şekilllerde yaptıkları çirkefliklerle, it dalaşı ayağına uçağımızı düşürmelerle, kendi harp okullarında türk bayrağına misafir türk öğrencilerini tahrik etmek amacıyla saldırı yapmalarla, askeri birliklerimiz hakkında bilgi toplamak amacıyla ajan yollamalarla; her türlü teröriste yardım etmelerle son düşümcemi hep haklı çıkarmıştır.
kusura bakmayın ama ülkeme bu kadar düşmanca davranan bir ülkeyle ben sıcak olamam; her durumda mesafeli davranırım. ya bu davranışlar uluslararası ilişkilerde 'o kadar da olur canııım' denilip geçilecek şeyler ya da ben uluslararası ilişkilerden anlamıyorum. ben dedemlerin dumlupınar'dan izmir'e kadar yayan kimi kovaladıklarını unutmadım, kovaladıkları delikanlıları oraya yollayan zihniyetin değiştiğine inanmıyorum. bu düşünceme düşmanlık diyemezsiniz çünkü ben meşru müdafa hakkımı kullanıyorum. yaptıklarından çıkardığım sonuç: düşmanlığı yapan onlar; yine 87 yıl öncesi gibi zor duruma düşsek yine izmir'e gelirler.