aslan alparslan isimli avukatın yapmış olduğu saldırı.5 yaralı olduğu söyleniyor.
ekleme:avukat saldırıda x-ray cihazına yakalanmayan glock marka silah kullanmıştır.
istanbul barosuna bağlı bir avukat olan alparslan arslan tarafından gerçekleştirilen bu silahlı saldırıda 5 kişi yaralandı. danıştay 2.daire başkanı mustafa birden'in de içinde olduğu yaralılardan mustafa özbilgin ve birden'in durumları ağır imiş. danıştay'a yapılan saldırıda gözler ister istemez hükümete dönmektedir. çünkü idarenin usülsüz kararlarını iptal etmekten çekinmeyen en büyük idari denetim ve yargı organı danıştay'ın,özellikle 2.daire, birilerinin ekmeğine yağ sürmek yerine önüne taş koyması vakit gazetesi gibi son derece laik basın tarafından kınanmış hatta mustafa birden hedef gösterilmişti. işte bu durumda başbakandan yapması beklenen açıklamanın cumhuriyet gazetesine yapılan saldırının ardından yaptığı açıklama gibi olmaması beklenmektedir.* ''ne olmuş yani bize de saldırıyorlar'' diyebilir ulu rte yine. danıştay'ın türban kararı ve hükümetin hoşuna gitmeyen açıklamalarının ardından yapılan bu saldırı hükümetin ülkede sağladıklarını iddia ettikleri istikrar ortamını gösteriyor tekrar. ekonomik olarak cari açıkta yaşanan istikrarın ardından güvenlikte de kelle koltukta yaşamanın istikrarı söz konusu. kınıyorum.
saldırganın sorguda verdiği ifadeye göre aslında dün gerçekleştirmek istediği saldırı. dün zorla danıştay 2. daire başkanı'nın kapısını zorlamış ancak güvenlik tarafından uzaklaştırılmış. bu gün ise aynı kişinin silahlı saldırı gerçekleştirebilmesi ilginç.
cemil çicek, "bunu yapanları sebep her ne olursa olsun kınıyoruz." diyerek kınamıştır saldırıyı. bu ne demek şimdi böyle bir olayda, silahlı saldırı söz konusuyken 'sebep her ne olursa olsun' da ne demek oluyor biri anlatsın ya. böyle bir olayın sebebi mi olurmuş. şu kelimeyi ağza almaya utanır insan. insan varsa ortada.
kirpi bıyıklı koca ağızlarını her açtıklarında demokrasiden dem vuranlar ve bunların başındaki üçüncü sınıf külhanbeyi var ya, eğer bu olaya sevinmedilerse, "oh olsun bu dinsizlere!" demedilerse içlerinden, bu tip olayların kendi kutsal(!) emellerini gerçekleştirmelerine engel olan pis laiklerin gözünü biraz olsun korkutmasına yarayacağına inanıp içlerinden göbek atmıyorlarsa ben adam değilim!
içinden geçtikleri tedrisatta, bu oksijen israfı adamlara ilk öğretilen şeydir demagoji. her zaman mağduru oynamayı becerirler, kitlelerine gizli mesajlar vermenin bir yolunu her zaman bulurlar. o yüzdendir olayı kınarken bile "sebep her ne olursa olsun" gibi iğrenç bir laf edebilmeleri! bu açıklamanın meali şudur; "adam haklı, bu danıştayın yediği herzelerin üstüne, bırakın kurşunlanmayı, işkenceyle öldürülmeyi bile hak ediyor bu münafıklar ama bulunduğumuz konum gereği üzülerek olayı kınamak zorundayız; olaya üzülmüyoruz, kınamak zorunda olduğumuza üzülüyoruz".
oy verme zamanı gelince, götünü rahat koltuklarından kaldırmayıp "ben oy versem ne olur, vermesem ne olur" deyip, daha sonra kirpi bıyıklı lafazanlar ortalığı kasıp kavurmaya başlayınca şikayet etmeye başlayan şirinlere de bir çift lafım var: çenenizi kapatın! tek kelime dahi etmeye hakkınız yok! birer birer yüzde yirmi eksilttiniz umudu ve şu anki iktidarın yegane sorumlusu sizsiniz!
türbanla, imam hatiple alakalı en ufak bir şeyde ortalığı ayağa kaldıranlar, ağzına geleni söyleyenler, bu olaylar karşısında sadece susuyorlar. (ya da biz öyle sanıyoruz, belki de içte içe kıs kıs gülüyorlar).
bu olaydaki en önemli nokta gazete adı altında kağıt israfı yapan bi paçavranın bu insanları alenen hedef göstermiş olması.
işte onların anladığı özgürlük anlayışı bu. insanları hedef gösterme özgürlüğü, kendisi gibi düşünmeyenleri öldürme özgürlüğü.
bugün danıştay'a saldıranlar, yarın orduya da saldırırlar. aç köpek gibi etrafta gezinip istediklerini yapıyorlar. bunlar ki ülkenin şerefsiz evlatlarıdır. bunlar ki bu ülkede yaşamayı haketmiyorlardır. bunlar ki toplu katliam yapılıp yakılarak imha edilmelidirler.
evet bazıları kabul etmek istemese de provokasyondur. bu tür eylemlerin en çok akp'ye yaradığı da bir gerçek. verilen tepkilerden görüldüğü üzere laik-dinci ayrımına güzel bir örnek teşkil etmiştir bu olay. "bunlar provokasyon değil!" diyenlere öncelikle yazdıklarını okumalarını öneririm. ülkücü-komünist, türk-kürt'ten sonra şimdi de laik-dinci ayrımı gündeme taşınıyor. oh ne ala memleket, sazanlar da atlasın oltaya hemen.
lütfen şunu söyleyin bana;
tayyip'in papaz kıyafeti giydiği, elit yahudi konseylerinden cesaret ödülü aldığı ve iktidarı döneminde memlekette binlerce kilise açtığı,
fetullah gülen'in hristiyan-yahudi lobileriyle derin ilişkiler kurduğu, cia raporlarında adının geçtiği, dinlerarası diyalog safsatasının ne anlama geldiğinin ortaya çıkarıldığı,
28 şubat döneminde "devleti ele geçirmeye çalışan dinciler var!" "irtica geliyor!" diye sokaklarda tanklar yürüten, "laikliğin savunucusu general" denilen çevik paşaların bugün dinci denilen kesime danışmanlık yaptığı,
bir ortamda siz neden bahsediyorsunuz?
ek: ha bi de bu olayın arkasından iran çıkartılırsa hiç şaşırmam! bu olayın gazıyla ne güzel abd ile kol kola gireriz iran'a! uğur mumcu'nun şehit edilmesinde de aynı teraneyi döndürmediler mi?
11 yıl önce gümüşhane barosu başkanı ali günday avukatların türbanla duruşmaya girmelerini istememesi üzerine vakit gazetesi tarafından hedef gösterilmiş ,izzet kıraç tarafından öldürülmüş , ifadesinde konu ile ilgili gazetedeki yayınlardan etkilendiğini söylemiş ,7 yıl sonra şartlı salıvermeyle tahliye olmuştur.
kanımca eylem türban taraftarlarına moral vermek amaçlıdır.
devlet erkanında sözler aynı nakarat (kınıyoruz,lanetliyoruz,vs)
işte karşımızda birçok hukuk mezunun dikkatle üzerinde durması gereken bir olay. mezun olmadan önce bu arkadaşların üzerinde ehemmiyetle durması gereken ciddi bir olay. bu meslekteki insanların toplumdaki düzeni sağlamadaki en önemli ayak olan olan yargı sistemine ve ilkelerine sahip çıkmaları gerekmez mi? bir hukuk mezunun insanların cezasını kendisinin vermeye kalkması için söylecek birşey var mı?
bakın arkadaşlar burda başbakanın ve cemil çiçek'in dediklerinden ya da verdiği tepkilerden çok daha önemli şeyler var. emin olun onlar kalıcı değil. geçiciler. ama her daim bu ülkede avukatlara,savcılara,yargıçlara ve diğer hukukçulara ihtiyacımız olacak. bu insanlar da birbirine silah doğrultmuşsa vay halimize!!! şu an üzerindeki kimliği soyunun ve kendinize sorun. 17 mayıstaki saldırı kime ya da neye hangi mantıkla yarar sağlayabilir?aslında danıştaya yapılan saldırı toplumdaki düzeni ve birliği sağlamaya çalışan hukuk sistemine yapılan bir saldırı değil midir? hem de kim tarafından. son olarak derim ki;
(bkz: ilimsiz bilim kitap taşıyan merkep gibidir)
bülent arınç, basın açıklamasında saldırgan'ın meczup olabileceğini ima etmiştir. böyle bir iddia ortaya atması saldırganı daha önceden tanıdığına dair şüpheler doğurmuştur. yoksa nerden bilsin saldırgan deli midir değil midir?! değil mi?!!!
hele de böyle hassas bir olay için meclis başkanının saldırgan hakkında meczup açıklamaları yapması, bu olayın hiç de öyle basit, lalettayin bir olay olmadığının bariz göstergesidir. ya da ortada bir sahiplenme vardır. ya da başkan kendisine görev bilerek saldırganın avukatlığına soyunmuştur.
bariz bir provokasyon. sanrım artık insanımız bunu yaptıran güçleri az çok tahmin ediyordur. hedefi istikrarı bozmak olan bir saldırıdır. ve saldırgan yine yobaz terörist rolünü oynayacaktır.
bu ülkede hiç kimsenin güvende olmadığının kanıtı.tekbir getirip ateş eden müslüman bozuntularının allah belasını versin.bu kaos ortamı olduğu sürece bu işten bölücüsü ve şeriatçısı karlı çıkacak.vakit müsveddesinin gerçek tepkisini merak ediyorum ama her zamanki gibi takiyyesini değil.
saldırgan 1977 doğumludur ve 1994'de, yani 17 yaşında marmara hukuk gibi ciddi bir hukuk fakültesinden mezun olmuştur. hiç bir şekilde akıl karı gözükmeyen bu durumun arkasında kimlerin olduğunu cidden merak etmekteyim.
ülkede gerici bir terörün tırmandırıldığı bir dönemde pek de şaşırılmaması gereken bir saldırı olmuştur malesef.
geçtiğimiz günlerde, sürekli olarak iran'daki gericiliğin ve şeriatın ne kadar kötü bir rejim olduğu, resmi kaynaklar ağzından sarf edilmekteydi. bu da elbette siyasal islamcı kesimi rahatsız etti.
üstelik burada laiklik savunucusu odaklar da yanılgıya düşmüştür. cunhuriyet gazetesi de, yeri geldiğinde gericilik karşıtı çıkışlar yapabilen ve bir odak olarak değerlendirebileceğimiz bu kurum da, oyuna gelmiştir. öyle ki, abd'nin akp'yi dini eğilimleri kontrol altına alma hususunda uyarmasından, gericilik karşıtlığını abd'den beklemeye başlayan kurumlardan biri haline gelmiştir. burada, birçok şey gözden kaçırılmıştır. abd'nin geçmişte türkiye'deki gerici örgütlere destek vermesi, bugün islami terör odaklarının hepsinin abd menşeli olması, vs.
önümüzdeki günlerde bu terör daha da artacaktır. iran gündemi önemlidir. iran'a yapılacak bir saldırıya, dinci gericilik ırak'a yapılan saldırıdakine benzer bir tepki vermeyeceklerdir. bugün türkiye'de siyasal islamın hayallerindeki devlet dünya üzerinde sadece bir tanedir, o da iran'dır. (burada bir parantez açmak gerekiyor, özellikle afrika'da da şeriat ile yönetilen devletler vardır, fakat bunlar birçoğu bağımlı, refah seviyesi olmayan, bütün halkın açlıktan kırıldığı ülkelerdir.) üstelik, türkiye de böyle bir saldırıya çanak tutacağını açıkça ilan etmiştir. geçen sefer yaptıkları hataya(!) (1 mart tezkeresini kabul etmeyip ırak'a asker göndermemek) iran'da düşmeyeceklerini açıkça belirtmişlerdir. hatta, artık ülkenin pazarlık payı dahi yoktur, ülkemize kurulacak yeni amerikan üsleri ile herhangi bir izin alınmasa da iran'a saldırı gerçekleştirilebilecektir.
iran'a türkiye'den asker gönderilmesi, türkiye'de bu saldırıya benzer olayların artması anlamına gelecektir. üstelik bir de bunu akp gibi tabanını islamcı bir kesimden alan bir partinin yapması, kendisinin intiharı olacaktır ve "müslüman kardeşlerine kurşun sıkmamak" söylemi, siyasal islamın sloganı olduğunda, kelimenin tam anlamıyla hortlama fırsatları doğacaktır.
değinilmesi gereken bir diğer nokta da, abd'nin tutumudur.
abd'nin türkiye'deki gericilikten rahatsız olduğunu düşünenlere gülerim, başka da birşey demem. abd'nin en büyük korkusu olan komünizm, gericilik ve milliyetçilik sayesinde durdurulabilmektedir, bunu sokaktaki çocuklar bile bilir.
fakat, iran'a saldırma nedenleri arasında bu da varken, türkiye'de de aynı yönde adımlar atılmasına göz yumması, abd'nin ikiyüzlü politikalarını fark etmeyen veya reddetmek isteyen kesimin de gözünden kaçmayacaktır, ki bu kesim pek de küçük bir kesim değildir. fakat türkiye'ye saldırma gibi bir ihtiyacı yoktur, bu sadece maddi kaynak israfı olacaktır. çünkü, böyle bir saldırı yapılmasa bile türkiye'den isteyip de alamadığı birşey yoktur.
en iyisi, şöyle bir kaşlarını çatıp göstermelik şekilde kızmaktır, yaptığı da budur. burdan sonrasında ise, yazının başına geri dönülebilir.
şeriat yanlısı hükümeti ahtapota benzetip, bu saldırıyı da onun çirkin kollarından birinin yaptığını pekala söyleyebiliriz. her ne kadar lanetleneseler de saldırıları, ağızlarına yüzlerine bulaşmış olan kanı temizlemekte başarısız olduklarını görüyoruz. tehlikenin ne derece yaklaşmış olduğunun herkes farkındadır sanırım bu çirkin saldırıdan sonra. ne danıştaya, ne bireylere yapılmıştır bu saldırı, uğruna dedelerimizin kanının aktığı laik türkiye cumhuriyetine yapılmıştır.
türkiye cumhuriyeti'nin temel değeri olan laiklik ilkesinin içini boşaltmaya onu ortadan kaldırmaya çalışan rte, sözde meclis başkanı bülent arınç,işe yaramaz akp hükümeti ve onun göt yalayıcısı medyasının oluşumuna en büyük katkıyı sağladığı olaydır.adalet sistemimiz içinde de böyle bir kadrolaşmanın olduğunu görmekte endişe verici. ayrıca bu olay türbanın siyasal bir simge olduğunu da tekrar göstermiştir. cumhuriyet tehlikenin farkında mısınız? diye sorarken bu tehlikeyi görmeyip verilen mesajı başka bir taraflarından anlamaya çalışan bünyelerinde üstünde düşünüp, kendilerine çeki düzen vermeleri, laikliğin türkiye cumhuriyeti için ne kadar önemli olduğunu anlamaları gerekmektedir.
başbakan ve meclis başkanının türbanla alakası olmadığını ileri sürdüğü saldırıdır. konunun bizimle alakası yok demeye getiriyorlar akıllarınca. o zaman buyrun, nutuktan bir bölüm:
" 'parti, dini düşünce ve inançlara saygılıdır' prensibini bayrak olarak eline alan kimselerden iyi niyet beklenebilir miydi? bu bayrak, yüzyıllardan beri cahil ve mutaassıpları, hurafelere inananları kandırarak özel menfaatler sağlamaya kalkışmış olanların taşıdıkları bayrak değil miydi? türk milleti, yüzyıllardan beri, sonu gelmeyen felaketlere, içinden çıkabilmek için büyük fedakarlıkları gerektiren pis bataklıklara, hep bu bayrak gösterilerek sürüklenmemiş miydi?
cumhuriyetçi ve ilerici olduklarını zannettirmek isteyenlerin aynı bayrakla ortaya atılmaları, dini taassubu coşturarak, milleti, cumhuriyetin, ileriliğin ve yeniliğin büsbütün aleyhine kışkırtmak değil miydi? yeni parti, dini düşünce ve inançlara saygılı olma perdesi altında 'biz hilafeti yeniden isteriz; biz yeni kanunlar istemeyiz; bizce mecelle yeter; medreseler, tekkeler, cahil softalar, şeyhler, müritler, biz sizi koruyacağız; bizimle beraber olunuz; çünkü mustafa kemal'in partisi hilafeti kaldırdı. islamiyete zarar veriyor, sizi gavur yapacak; şapka giydirecektir' diye bağırmıyor muydu? yeni partinin kullandığı slogan, bu gerici haykırışlarla dolu değildir, denilebilir mi?"