askeri müdahale, ordunun 12 eylül 1980 sabahı, emir ve komuta zinciri içinde yönetime el koymasıyla gerçekleşti.
genelkurmay başkanı orgeneral kenan evren ve kuvvet komutanları'ndan oluşan milli güvenlik konseyi (mgk), tbmm'yi ve hükümeti feshetti. tüm ülkede sıkıyönetim ilan edildi; ap, chp, msp ve mhp genel başkanları gözaltına alındı. müdahaleden sonra yasama ve yürütme yetkilerini bünyesinde birleştiren mgk, konsey'in başkanı olan orgeneral kenan evren'i devlet başkanlığı'na getirdi. yeni hükümet oramiral bülent ulusu başkanlığında kuruldu. yeni hükümette son ap hükümeti'nin başbakanlık müsteşarı ve 24 ocak kararları'nın mimari turgut özal da ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı olarak görev aldı.
bu dönemde, demirel hükümeti tarafından başlatılan ekonomik istikrar politikası aynen sürdürüldü. dış politikadaki en önemli gelişme, nato başkomutanı'nın adıyla anılan "rogers planı"nın mgk yönetimi tarafından kabulü ve ülkenin uzun süredir izlediği politikaya aykırı olarak yunanistan'ın nato'nun askeri kanadına dönmesine izin verilmesiydi.
yeni bir anayasa hazırlanması için haziran 1981'de, mgk ve danışma meclisi'nden (dm) oluşacak yeni bir "kurucu meclis" oluşturulması kararı alındı. dm üyelerinin açıklandığı gün daha önce etkinlikleri yasaklanmış olan tüm siyasi partiler mgk tarafından kapatıldı ve mal varlıklarına el kondu.
dm anayasa komisyonu tarafından hazırlanan yeni anayasa 7 kasım 1982'de halkoyuna sunuldu ve %91.2 "evet" oyuyla kabul edildi. yeni anayasanın kabulü ile kenan evren "cumhurbaşkanı" sıfatını aldı. siyasi partiler yasası 24 nisan 1983'te yürürlüğe girdi ve yeni siyasi partilerin kurulması için siyasal faaliyetler kademeli olarak serbest bırakıldı.
merkez sağda emekli orgeneral turgut sunalp başkanlığında, "12 eylül ruh ve felsefesinin devamı" olduğunu açıklayan milliyetçi demokrasi partisi (mdp) kuruldu. mgk tarafından pek de hoş karşılanmayan ikinci parti kurma girişimi de 1982'de ulusu hükümeti'nden ayrılmış olan turgut özal'dan geldi ve 24 ocak kararları ile başlayan liberalleşme ve ekonomik istikrar programının sürdürülmesi için iktidar talebinde bulunan anavatan partisi (anap) kuruldu. kurulan üçüncü parti, merkez sol eğilimli olması amaçlanan halkçı parti'ydi (hp). hp'nin genel başkanlığını bülent ulusu'nun başbakanlık müsteşarlığını yapmış olan necdet calp üstlenmişti. bunların yanında ap'nin devamı olarak bilinen doğru yol partisi (dyp) ve ismet inönü'nün oğlu erdal inönü'nün başkanlığında sosyal demokrasi partisi (sodep) kuruldu. mgk yeni kurulan partilerin kurucu listelerini incelemeye aldı ve bunlardan büyük bir bölümünü veto etti. en çok vetoyu sodep ve dyp listeleri almış ve iki parti de öngörülen süre içinde kurucu yeter sayısını tamamlayamadığı için genel seçimlere katılma hakkını elde edememişti. 6 kasım 1983 seçimlerine yalnızca anap, mdp ve hp katıldı ve yüzde 45.1'lik oy alan anap tek başına iktidar oldu. 24 kasım 1983'te toplanan tbmm'de başkanlık divanının oluşmasıyla mgk'nın görevi sona erdi. mgk'nın dört üyesi "cumhurbaşkanlığı konseyi üyesi" olarak göreve başladı. 13 aralık'ta ise turgut özal başkanlığında i. anap hükümeti kuruldu
1970'li yılların sonlarında terör olaylarının artmasıyla, türkiye'nin bir kan gölüne dönmesini neden gösteren silahlı kuvvetler, emir komuta zinciri içinde 12 eylül 1980 günü yönetime el koydu:
"mgk devlet yönetimine doğrudan el koymuştur. her türlü siyasi faaliyet her kademede durdurulmuş, parlamento ve hükümet feshedilmiş, bütün parlamenterlerin yasama dokunulmazlıkları kaldırılmıştır. bütün yurtta sıkıyönetim ilan edilmiş, ikinci bir emre kadar sokağa çıkmak yasaklanmış, yurtdışına çıkışlar durdurulmuştur. yasama ve yürütme yetkileri mgk tarafından kullanılacak ve kısa zamanda bir bakanlar kurulu oluşturularak yürütme sorumluluğu bu kurula bırakılacaktır."
ülkeyi gelecek yıllarda müthiş uygulamarla sarsacak vede bunlarla yetinmeyip nü resim çizerken manşet adlı programa biz maraşı vermek için aldık diyebilecek evren paşayı ülke başına getiren vaka-i vah vah
geçtiğimiz günlerde durduk yere netekim festivâl adı altında festivâlleştirilmeye çalışılan olay. amaç bu festivâlin her sene tekrarlanarak olayın unutturulmamasıymış. mhp teşkilatı olaya tepki göstermiş ve "siz 500 kişi gelirseniz biz 5000 kişi geliriz" demişlerdir. olayın altından zina tartışmalarını gündemden indirmek isteyen akp çıkmıştır. olay ustalıkla örtbas edilmiş ve basında geniş yer bulmamıştır
12 eylül abd'nin planladığı en büyük katliamlardan birisidir. amacı neo-liberal politikalarının türkiye'de uygulanmasını sağlayabilmekti ve gerçekten de başa gelen iktidar ilk iş olarak bunu uygulamıştır. bedel olarak onlarca insan asılmış, yüzlercesi işkencede öldürülmüş, binlerce insan işkencelerde sakat kalmış, onbinlerce insan gençliğini hapiste çürütmüş, yüzbinlerce insan gözaltına alınıp fişlenmiştir. 12 eylül aynı zamanda bir aydın kırımı yapmış, 1402'likler diye bilinen bir çok öğretim görevlisi işsiz kalmış, ilhan erdost gibi türkiye'nin sayılı aydınlarından sol ve onur yayınlarının kurucusu, onlarca marksist klasiğin çevirmeni işkence ile öldürülmüştür. yakılan yüzbinlerce kitap, onlarca sinema filmi de zayiatın bir kısmıdır.
ihtilal, genel olarak memlekette huzurun alaşağı edildiği, komünist olarak nitelendirilen-ki bir kaçı dışında ideolojiyi bilen yoktur- kişilere karşı ülkücü olarak isimlendirilen-ki bütünüyle gaza getirilmiş bünyelerdir- grupların savaştırıldığı bir dönemde bir de ülkenin siyasal yönetiminin-hükumetin- iş yapamaz hale geldiği, memleketin kaderi olan bir takım sülüklerin bu açmazı aşmak yerine kavgaları daha da körüklediği bir ortamda, kendilerine milli güvenlik konseyi(devlet ve milli güvenlik konseyi başkanı genelkurmay başkanı orgeneral kenan evren, üyeleri; kara kuvvetleri komutanı orgeneral nurettin ersin, hava kuwetleri komutanı orgeneral tahsin şahinkaya, deniz kuvvetleri komutanı oramiral nejat tümer ve jandarma genel komutanı orgeneral sedat celasun’dan teşekkül eder) ismini veren kuvvet komutanlarının siyasi yönetime ve dolayısı ile ülkenin bütününe el koyması olayıdır. aslında olay 12 eylül'de gerçekleştirilmiştir. ancak plan çok daha öncesinden yapılmıştır. yani o durumda ne olursa olsun memleketin idaresinin askerin eline geçmemesi mümkün değildir. onlar da her zamanki gibi gereğini yapmışlardır. sonrası bir sürü rezalet, anti demokratik ve jakoben ve oligarşik uygulama. yasaklar, yasaklılar, tutuklular...
burada aydın menderes'in bir konuşmasını nakletmemek haksızlık olur. şöye der kendileri(siyaset meydanı'nda): askerler memleketin kötüye gittiğine nasıl karar veriyorlar? madem memleket kötüye gidiyor neden zamanında hükumetle yasal ve demokratik yollardan irtibata geçmiyorlar? madem onlar memleket idaresini çok iyi biliyorlar, neden bir zaman sonra yeniden sivil yöneticilere yöenliyor ve emaneti teslim ediyorlar?sonra onlara memleket idaresinin kötüye gittiğini haber veren kim? bu kötüye gidişin kriterleri neler?" işte bu bağlamda yapılan bir konuşma bendenizi de mest etmiş ve konuşmayı yapan kişiyi ayakta alkışlamama sebebiyet vermiştir.
ayrıca (bkz: türkiye darbeler tarihi)
ayrıntı için: http://www.belgenet.com/...
siyasi olayların ayyuka çıktığı dönemlerde adını hatırlamadığım bir subay okulu,memleketi intizama sokmak için subay adaylarını örgütleyerek isyana teşvik eder.bunun üzerine hava kuvvetleri,bölgeyi bombalamakla tehdit eder.subay adayları da ne kadar iniş üssü varsa bombalayacaklarını,böylece uçakların inecek yer bulamayacağını söyler.nitekim hava kuvvetleri daha baskın çıkar..ardından,sağ-sol kavgaları arasında ordumuz memleket sistemini -sözümona- tehdit eden solcular için bir "cadı avı" başlatır.bir çok insan fişlenir.ülkemiz güzel günlere kavuşur/muş..
ayrıca,darbe sonrası gözaltı işkenceleri öyle bir boyuta gelir ki,yüzlerce solcu genç gözaltına alındıktan sonra kaybolur,daha doğrusu öldürülür.."bu merdivenlerden düştü,bu kendini öldürdü,bu şöyle oldu bu böyle oldu" diye yalanlar çıkar meydana..gözaltı binalarının merdivenleri sadece solcular için mi risk taşıyor acaba?..
abd güvenlik konseyi danışmanı paul henze, 12 eylül 1980 sabahı jimmy carter'ı arayarak "our boys did it" der. bu durum da 12 eylül darbesinin kimler tarafından tezgahlandığını gösteriyor zannedersem. ülke bu darbeyle sonu gelmeyen bir uşaklığın ve onursuzluğun içerisine itilmiş, ımf ve abd karşısında hep eğilmiştir.
ordunun halkın birbirine kıymasına, ortamdaki kaosun gittikçe artmasına yürekleri el vermeyince, hiç istemedikleri halde, yapmak zorunda kaldıkları darbedir. bu darbenin sonucunda ikinci bir atatürk gelmiştir ülkenin başına! aydınlık ve parlak günlere doğru şahlandırmıştır ülkemizi...
(bkz: yersen)
tbmm kapatıldı,partilerin kapısına kilit vuruldu,mallarına el kondu.
650.000 kişi gözaltına alındı.
1.683.000 kişi fişlendi.
210.000 davada 230.000 kişi yargılandı.
517 kişiye idam verildi,50'si asıldı.
30.000 kişi "sakıncalı" diye işten atıldı.
14.000 kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
30.000 kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.
171 kişinin işkenceden öldüğü belirlendi.
937 film sakıncalı diye yasaklandı.
3.854 öğretmen,120 öğretim üyesi ve 47 hakimin işine son verildi.
gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
39 ton gazete ve dergi imha edildi.
gazetecilere 3.315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
23.677 dernek kapatıldı.
günümüzdeki birçok gencin annelerinin-babalarının işkence gördüğü darbedir. hiçbir şey için değilse sırf bu yüzdendir darbeden ve kenan evren'den nefret etmek.
hakimiyetin kayıtsız şartsız türkiye oligarşisinin; sermayeye hükmedenlerin, işbirlikçilerin, olduğunu vurgulayan darbe. öyle ki sabancı holding'te genel koordinatörlük, bir amerikan tuzağı dünya bankasında danışmanlık yapmış olan bir insan, darbeyle birlikte imf direktiflerini uygulamaya geçirme göreviyle ekonomiden sorumlu kişi yapılmış, ardından kendisine anavatan partisi kurdurularak hizmet kulvarı genişletilmiştir, kurdurulan bir diğer parti de shp'dir, maksat "tehlikeli sol"dan halk desteğinin çektirilmesidir, depolitizasyondur, yumuşak, sözde muhalefettir.
12 eylülcülerin mevcut devlet biçimini yetkinleştirme çabaları "güçlü devlet-otoriter yönetim" ideolojisinden kaynaklanıyordu. 1982 anayasası da "otoriter devlet-sınırlı demokrasi" ilkeleri doğrultusunda hazırlanacaktı. bu ilkeler, 12 eylül öncesinde faşistlerin "milli devlet-güçlü iktidar", ap'nin yıllardan beri savuna geldiği "otoriter hükümet" kavramlarınave militer geleneklerine, tekelci sermayenin siyasal tercihlerine ve daha somut biçimlerinin benzer ülkelerde görüldüğü gibi, "milli güvenlik devleti" ideolojisine uygun düzenlemeleri içeriyordu. milli güvenlik ideolojisi'nin temel kavramları haline gelen "askeri gücün özerkleşmesine ve militarizasyona yönelik somut adımlar buna göre atılmıştı. böylece 27 mayıs'la başlayan bu süreç adım adım gerçekleştirilmişti.
12 eylülcüler bu amaçla, öncelikle toplumun depolitizasyon sürecini başlattılar ve siyasal üst yapıyı kendi denetimleri altında düzenlemeye çalıştılar. ülkede ekonomik ve siyasal istikrarın uzunca bir dönem sürmesi için de bir dizi yasal düzenlemeler yaptılar.
12 eylülcülerin devlet biçimini yetkinleştirmek, devletin "baskıcı ve otoriter" yanını güçlendirmek için getirdikleri düzenlemelerin ne anlama geldiğini kendi ifadeleri ve devletin en üst mahkemesinin aldığı bir karar en iyi şekilde anlatmaktadır:
12 eylülcüler bir anlamda 12 mart'ın devamı, bir başka anlamda da 27 mayıs'ın "karşıtı" bir anayasa yaptılar. bu yeni anayasa, cumhurbaşkanının yetkilerini artıran, hükümetin meclis denetimini azaltan ve yürütmeyi eskiye göre güçlendiren ve bir bütün olarak " baskı anayasası" niteliğindeydi.
sanırım istiklalde bu aralar yıl dönümü için kenan evren'in yargılanması için imza toplanıyor. sloganını gayet akıllıca (bkz: yargılayalım asmayalım besleyelim)
işin garip yanı ülkeyi böyle karanlıklara sürükleyen bir piyonun bodrum'da vicdanı rahat bir şekilde "paşalar!" gibi yaşaması... o dönemde idam edilenler için "asmasaydık da, beslese miydik" ifadesini kullanabilecek yüzü olması... bir ülkenin kendi evladına yapabileceği en büyük kötülüğü yaparak düşünemeyen, düşünse bile dile getiremeyen,apolitik bir kuşak yaratılmaya çalışılmış, bunda çok da başarılı olunmuş... darbe olmuş, evet ama asıl darbe her birimize , geleceğimize, doğmamış evlatlarımıza yapılmış...
26 yıl sonra paşa yargılansa ne çıkar... veysel'ler, erdal'lar, kadir'ler, ahmet'ler geri gelmedikten sonra...