11 eylül sonrası hollywood sineması   

adana çık aradan

  1. 11 eylül sonrası hollywood sinemasını hakkıyla çözümlemek için öncelikle sinemanın 7. sanat ve bir endüstri olması dışında üstlendiği ve bence başarıyla yürüttüğü misyonuna ve bunun hem amerika'da toplum yönetimi hemde dünyada uygulanmak istenen özelde neo-liberal yeni elitin stratejilerini ifşa etmede gösterdiği işlevselliğie bakmak gerekir...öyleki sinema,özellikle iletişim araçlarının yaygınlaşıp geniş kitlelere hayatın her anında ulaşabilen bir enstrüman olmasıyla önemini yönetenler safında kanıtlamış ve kitleler tarafından en kolay şekilde ve pasif durumda alınan bir görsellik olması onu işlevsel bir propaganda aracına dönüştürmüştür...bunun geçerliliği sinemanın sürekli üretilen bir sanat olduğu her yerde geçerlidir ama hollywood'a dönmemiz konumuz icabıdır...

    11 eylül sonrası hollywood'a yönetenler tarafından yapılan müdahaleler ve bunun sonucunda yaşadığı temasal kırılma örneklerine aslında sinema tarihinde çokca rastlanır...benim aklıma ilk gelen ikinci dünya savaşı başlangıcında sovyet-amerika gerginliğinin gölgesinde yaşanan "mccarthyism" ve sonrasındaki "cadı avıyla" senatonun yönetmenlere birebir müdahalesidir....komünist parti üyesi olduğu iddia edilen yönetmenler ve sinemayla ilgili bir çok kişi tutuklanmış içinde charlie chaplin'in de olduğu bazı yönetmen ve müzisyenler amerika'yı terketmişlerdir... neyse bu konu üzerinde durup asıl anlatmak istediğimizden uzaklaşmayalım....(((jim carrey'nin oynadığı majestic filminde bu olayın bir benzerine şahit olmaktayız)))

    iki kutuplu bir dünya dünyanın süper gücü ve nezdindeki tüm sektörleri varlıklarını ve stratejilerini bu karşıtlığı baz alarak gerçekleştirmişlerdir.1980 sonrasında komünist bloğun yenilgisinin ilanı ile kısa süreli bir tek kutup-süper güç evresi yaşanmıştır ki bu da çok fazla uzun sürmeyecektir.farazi bir ikinci kutup süper gücün ve onun ittifağı ulus devletlerin "öteki" ihtiyacını giderecektir...((((burada 11 eylül'de bu faraziyenin bir parçası olduğu tartışmalarına girmeyeceğim...)))...peki yaratılan bu "öteki" kimin içindi,"korku" kimin iliklerine kadar işlemeliydi ve bunu kim nasıl yaratacaktı....11 eylül sonrasında başta amerika'da olmak üzere bir çok gelişmiş ülkede milliyetçilik hortla(tıl)mış ve tu kaka bir "öteki" ,toplumda istenildiği yere konmuştur...işte konunun aslına burada ulaşılmıştır,sinemanın işlevselliği ve becerisi toplum mühendislerinin ve global efendilerin iştahlarını nasılda kabartıyor bir bakalım...

    hollywood filmlerinde 11 eylül öncesinde de tüm glaobal teröristler asyalı,komünist ya da latin amerikalı idi,bunun da bilinçli pop-milliyetçi kaygı taşıdığı apaçık ortadaydı.peki sinemada görülen değişim neydi o zaman? 11 eylül öncesi ve sonrasında ki farklar nelerdi?...işte burada söylemek istediklerini, insancıl reflekslerin ve duygu patlamalarının arkasına gizleyerek meşrulaştıran diğer yapımların aksine dobra dobra söyleyen spike lee'nin 25. saat filmi hakikaten incelemeye değer bir örnektir...film'de edward norton'un canlandırdığı karakter bir monoluğunda ırkçılığını açık açık haykırmış-amerika'da yaşayan siyahlara,diğer tüm milletlere,eşcinsellere,yaşlılara vs...- ve aslında 11 eylül sonrasında oluşan toplumsal tepkiyi yansıtmıştır kendince... bu filmin üslubu kendince çok serttir önermesi aklınıza gelebilir ve doğrudurda, ama bilinmesi gereken filmdeki monoluğun içeriği ikiz kulelerin enkazı üzerine inşa edilmiştir adeta.
    (ütopya, 03.01.2007 14:13)


  2. en son hollywood içinde söylemindeki doğrudanlık ve içerik bakımından anarşist bir sıçrama sayabilecğimiz 25. saat filminin patolojisi üzerine konuşuyorduk....filmin gerek bir kaç sahnesinde 11 eylül'ün sonuçlarının fiziksel görünümü olsun gerekse senaryoya hakim karamsarlık olsun doğurduğu ırkçı söylemleri meşru kılan ruhsal çözümlemeyi izelyici birinci amaç olarak kabulleniyor...bu, aşk şarkıları söyleyip mutlu sonla biten "hümanizma" diye çağlayan bir sinema için az rastlanacak bir üründü ama daha öncede dediğimiz gibi bire bir yaratılmak istenen öteki kavramına yapılabilecek en sert saldırı idi...

    neyse dönelim tekrar 11 eylül sonrasına.....hatırlarsanız amerika'nın ortadoğu müdahalelerinin (kapsam ve tarz olarak farklı da olsa) benzer örneklerine çokca rastlanır 20 yüzyılda...fakat aradaki en önemli fark belkide amerikan toplumunun bu tarihsel süreçlere verdiği tepkilerde gizlidir....yakın tarihteki vietnam savaşında toplumun her kesiminden gelen eleştirel tepkiler savaşın gidişatında önemli bir faktördü...toplumun doğrudan bir yansıması olan her sanat dalından yığınlar eserlerinde aynı entellektüel tepkiyi göstermiş,toplumu daha çok aydınlatma görevini üstlenmişlerdir....tabi ki resmi ideolijinin silahşörlüğünü yapan (satus quo aydınları) aydınlar tarihin her evresinde olmuştur ama 70lerin amerika ve avrupasında durum sanatçılar açısından çok farklıydı....entellektüelite kavramı gerçek anlamı itibariyle yanlış olanın eleştirisini yapan ve onu değiştirmeye çalışan tarihsel öznelere işaret eder,ki bu da 60 sonrası 80 ler ortası sanatçıları için çokca geçerliydi....vietnam savaşına ve gittikçe saldırganlaşan kapitalizme olan tepkiler sanatın vazgeçilmez objeleriydi...

    neo-liberal dönemde ki sanatçı ve entellektüel ilan edilen kimlikler suya sabuna dokunmayan ego tatminkarlarından öteye geçemediler...x kuşağının dinamik-devrimci-dönüştüren kitleleri umursamaz-hazcı-pasif birey-merkezli birbirinin aynısı,apolitize edilmiş ve tarihsel özneliğinden haberi bile olmayan zavallılara dönüşmüştür(y kuşağı)....bunu kim nasıl becerdi dersiniz???????

    11 eylül milat olmasına bir milattı belki ama tarihsel süreçlerin birikiminin yarattığı gerilimi boşaltan bir kırılmadan öteye bir anlamı yoktu...y kuşağına milliyetçi bir benlik yeniden tepeden indiriliyordu ve bunu travmatik bir olayla sebeplendiriyorlardı....çünkü böylece toplumsal tepkiler marjinalize edilebilecek ve toplumsal kitlelerden uzak tutulabilecekti....

    ***daha önce bir sinema sitesine yazdığım yorumdan alıntıdır****
    (ütopya, 03.01.2007 14:18 ~ 14:19)