çocukluk aşkını kucağında bebeğiyle görünce iyice içine oturur adamın. bir zamanlar -tırt da olsa- aşık olduğun, safça peşine düştüğün kişi bugün elinde çocukla karşına çıkmış, yanından sessiz bir şekilde geçmiştir ki, en çok koyan bu tanıyıp da tanımamazlıktan gelme sorunudur.
utana sıkıla oynanan dansa davetlerin kahramanı
yıllar geçtikçe özlenen o kişi olmaktan çok size hissetirdikleridir.
sanki yıllar içinde aklımız büyüdükçe kalbimiz küçülmüştür
çocukluk aşkınız aklınızın kalbinizi durdurmadığı altın çağın kahramanıdır
saftır,masumdur,asla unutulmayacak hep özlem duyulacak olandır
kumral yeşil gözlü benden iki yaş büyük bir çocuktu. yani ben 4 o 6-7 falandı herhalde. beraber dondurma yer, salıncağa binerdik.aşk denirse işte öle bişiydi. ama şimdi görmek isterim neye benzemiştir kimbilir.
genelde doktorculuk oynanan en saf halle sevilen gerekirse çikolatanın bile göz kırpmadan verilebileceği oyuncaklarla ortak bir yaşam kurulan aşktır sanki en güzeli budur
küçücük bir kalbin,utançtan ve aşktan pembe yanaklara çizilmesine neden olan kişidir çocukluk aşkı...
deniz yosunlarının karnını beraberce sıktığınız,kumdan kalelerde siz prensesken onun da prens olmasını dilediğiniz,eteğinizdeki taşları döktüğünüz yokuşlu yollarda "şimdi fırlattığım terliği kim alırsa ona evlenme teklifi edicem!" cümlesini duyar duymaz 8 yaş fırtınasında kuzeninizle uğruna sidik yarıştırdığınız,ağustos böceklerinin notalarına karışan çığlıklarınızla saklambaç oynarken önünüzü göremediğiniz bir anda çarpışıp onun yüzünden diş etinizi morarttığınız,burun karıştırmaca oyununu belki de hayatınız boyunca yalnızca kendisiyle oynadığınız veya oynayabileceğiniz,masmavi düşlerde el ele göklerde cirit attığınız sevgili çocukluk aşkıdır kendisi...masumca sevilip masumca öpülmesi dilenen...
ilkokulda, aynı sırayı paylaştığın çocukla yaşanan güzel duygulardır. art niyetten uzak, saf düşüncelerin aşkıdır.
o sonradan katılmıştır aranıza, ikinci sınıftayken. şöyle bir bakmışsındır bu nerden çıktı dercesine. şansa bak ki öğretmen senin yanına oturtur onu, rahatsız olursun çünkü tanımadığın yabancı biridir, sınıf arkadaşlarından değildir. ama zamanla sıcak bir arkadaşlık başlar aranızda, birlikte vakit geçirmeye başlarsın, birlikte oynarsın. ona karşı, daha önce hiç hissetmediğin ama sana mutluluk veren bir şeyler hissetmeye başlarsın. adını koyamazsın çünkü bilmiyorsundur ne olduğunu. sadece çok mutlusundur onla zaman geçirmekten.
bir gün kalkar bu çocuk ders sırasında, öğretmeninin yanına gider, kulağına bir şeyler fısıldar. öğretmen döner sınıfa, "çocuklar x arkadaşınız chi'yi çok seviyormuş, hede hödö varmış oraya davet ediyor, bu davetiyeyi kendisine vermemi istedi." der. yerin dibine girdiğin andır o, herkes döner sana bakar, sınıf arkadaşlarının diline düşersiniz, "birbirlerini seviyorlar". alırsın davetiyeyi çantanın en ücra köşesine saklarsın, utanırsın, annenin bulmasını istemezsin o çocuk aklıyla. okul kapanır yaz tatili girer araya, görüşemezsin onla ama sürekli düşünürsün, aklından çıkmaz. öğretmenin yanına gidişi, seni sevdiğini söyleyişi gözünün önüne gelir. yaz bitip okul açıldığında o eski çocuk yoktur artık, tamamen değişmiştir. seninle ilgilenmemektedir. ilk kalp kırıklığını yaşarsın o zaman, beni artık sevmiyor diye üzülür ağlarsın. sonra geçer gider herşey, zamanla alışırsın. okul bittikten sonra da bir daha görüşmezsin ama hiç unutmazsın. çünkü ilk aşktır o, ilk heyecanlandıran, ilk kalbini kıran, ilk ağlatan.
aradan yıllar geçer, kocaman olursun. bir gün tamamen tesadüf eseri piskakabok bir sitede * onla karşılaşırsın. çok şaşırır, heyecanlanırsın. o kadar değişmiştir ki, cesaret edemezsin konuşmaya, ilkokul zamanlarındaki gibi kalsın istersin aklında.
tamamen dertsiz olan bir hayatın tek derdidir.çünkü o yaşlarda ne gidip konuşayım bakalım gibi bir düşünce ne de olm git konuş olmazsa olmaz dünyanın sonu değil gibisinden gazları verecek arkadaşlar olur.düşününce çok saf ve temiz olduğu kanısına varır insan.aşık oldunduğu için komik durumlara düşülmesi komik anılar olarak da yer alır insan zihninde.
en ufak ayrıntısına kadar hatırlanandır..
ilkokul 2'deydim.tenefüslerde lastik atlarken gelir öperdi..kızardım o zaman.sonra dayanamayıp öğretmene söylemiştim.o da kızmıştı ona,"bi daha yaptığını görmicem"demişti..o da korkup bi daha yaklaşamamıştı yanıma.farkına varamamıştım o yakınımdayken ne kadar sevdiğimi..3.sınıfa birlikte geçememiştik.çünkü babasının tayini çıkmıştı.okula gelmediği her gün biraz daha üzülüyodum çocukça,safça.öğretmene soruyodum "bi daha hiç gelmicek mi?" diye."gelmicek,gittiler.." diyodu..
sonra bi yerden resmini buldum..il genelindeki en başarılı öğrenciler arasından.hala bakıyorum bazen resmine ama aradan seneler geçmesine rağmen adını,soyadını,yüzünü unutmadığıma şaşırıyorum.belki bi gün karşılaşırsak hiçbişeyi unutmadım..
ilk çocukluk aşkım anaokuldaydı. bir kız vardı çekik gözlü ve ona evlenme teklif etmiştim. yuvadaki en yakın arkadaşım da evlenme teklif etmişti ona ama kız bazen onunla bazen benimle evleneceğini söylerdi. yine de en iyi arkadaştık biz hala üçümüz. ne kadar salak ama iyi niyetliymişiz çocukken. şimdi düşünemiyorum aşık olduğum kıza aşık olan başkasının en iyi arkadaşım olarak kalabileceğini.
bir diğer çocukluk aşkım platonikti malesef. ilkokul üçüncü sınıfta yanılmıyorsa 23 nisan gösterileri sırasında başka okuldan bir kız ve bir çocuk bizim okula gelip gösteri yapmışlardı. kumral kız çok güzeldi ve çocukla birlikte hakan peker'in köylü güzeli şarkısıyla bir dans gösterisi yapmışlardı. günlerce o kızı düşünmüştüm ama tabi bir daha görememiştim. yine de aylarca en sevdiğim şarkı oldu köylü güzeli.
ileri yaşlardaki aşklardan tek farkı çok fazla cinsellik içermemesidir.kalanı yine aşktır yaşa bakmaz .gazsız kola gibidir o ayrı.. (bkz: çocukluk aşkıyla 15 yıl sonra sevişmek)
girilerden sonra farkettiğim kadarıyla kesinlikle hala sevilendir çocukluk aşkı. benim için ilkokulda yakalamaç oynarken sadece onun peşinden koşmanıza,sınıftaki herkesin öğrendiğinde utanmanıza, aynı sırayı paylaşırken yer değiştirmek zorunda kaldığınızda ağlamanıza, karşılık beklemeden safça sevmenize, yıllar sonra onu bulmak için çaba göstermenize ve pişmanlık duymanıza neden olan aşktır.
(bkz: ağlamıyorum gözüme toz kaçtı)
yıllarca görüşmedikten sonra bi yerde tesadüfen karşılaşmak;geçmişine,en güzel yıllarına,çocukluğuna götürür insanı..daha da bi farkına varırsın ki seneler geçmiş,hayatından kimler gelip kimler geçmiş...belki konuşacak birşey bulamazsın karşında duran ve çocukluğunun yansımasını taşıyan kişiyle belki de kaldığınız yerden devam eder sohbet, en son oynadığınız evcilik oyunundan mesela...sonra sohbet biter ya devam edilmek üzere kalındığı yerden ya da bir sonraki tesadüfe...ve hoş bir his çocukluğun getirdiği...
ellerimiz birbirine değdiği zaman yanaklarımın kızarması, öğretmenimizin bizi ayrı ayrı oturtturduğu zaman hüngür hüngür ağlamamız, tenefüslerde beraber kovalamaç oynamamız,kantinden hep aynı şeyleri almamız, ( tost,simit vs. ) hiçbir art niyet beslemeden saf, duru ve dürüstçe yaşanandır. yıllar sonra hatırlanandır.
seneler sonra manyaklar gibi aşık olunca, "bu böyleyse ve aşksa, o zamanki aşk mı oluyo şimdi?" diyerek, büyüyünce çocukluk hoşlantısına çevrilen sanrı.